Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2015/321 E. 2015/13391 K. 15.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/321
KARAR NO : 2015/13391
KARAR TARİHİ : 15.09.2015

Tebliğname No : 12 – 2014/186367

Mahkemesi : Mersin 3. Ağır ceza Mahkemesi

Tarihi : 21/01/2014

Numarası : 2013/367 – 2014/12

Davacı vekilinin 18.11.2013 tarihli dilekçesi ile müvekkili davacının bir suç soruşturması nedeniyle tutuklu kaldığını, yapılan yargılama sonunda üzerine atılı suçtan beraatine hükmedildiğini belirterek CMK’nın 141. ve devamı maddeleri gereğince maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin açılan davanın mahkemece kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre davalı vekili ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-Davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza dava dosyasında 16.09.2008 tarihi ile 24.11.2009 tarihleri arasında tutuklu kaldığı ve yapılan yargılama sonunda kasten öldürme suçundan beraatine, 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiş olması karşısında; davacının her türlü zarar kavramı içinde düşünülmesi gereken şartla tahliye tarihinden itibaren tazminata hak kazanacağı gözetilerek, davacı hakkında hükmedilen ceza ve tutuklu kaldığı süre dikkate alındığında, davacı hakkında sürdürülen ceza yargılaması kısa sürede sonuçlandırılmış olsaydı, davacının (sanığın) suç tarihi itibariyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107. maddesine göre hükümlü sayılması nedeniyle ve iyi halli olmak koşuluyla cezaevinde kalması gereken süre daha sınırlı olacak iken, davacının tutuklu yargılanması ve hükümlü statüsüne geçememesi nedeniyle muhtemel şartla tahliye tarihine kadar olan hükümlülük süresinden fazla süre ile ceza infaz kurumunda kaldığı ve kanunun infazda öngördüğü indirimden yararlanamadığının anlaşılması ve Dairemizin aynı yöndeki 2012/24083 esas, 2013/1 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 19/son, 40 ve 90. maddeleri gereğince iç hukuk kapsamında kanun hükmünde bağlayıcılığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesindeki özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına göre, davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı sürenin sonuç olarak tayin edilen ceza miktarı nazara alındığında uzun olduğu ve adı geçen Sözleşmenin 5/3. maddesine aykırılık oluşturulduğunun anlaşılması karşısında, muhtemel şartla tahliye tarihinden itibaren hesaplanacak süre üzerinden maddi ve manevi tazminatın tayin ve tespiti yerine, tutuklu kalınan süreden mahkum olunan sürenin tamamı düşürüldükten sonra kalan süre üzerinden yapılan değerlendirme sonucu maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi,

2- Davacı hakkında Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/492 Esas – 2009/388 Karar sayılı ceza dava dosyasında 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği, bu cezadan dolayı davacının cezaevinde kalması gereken sürenin 204 gün olduğunun anlaşılması karşısında, kabul edilen tazminatlara faizin davacının gözaltına alındığı 16.09.2008 tarihine 204 günün ilave edilmesi sureti ile bulunan 08.04.2009 tarihinden itibaren yürütülmesine karar verilmesi gerekirken faizin gözaltına alınma tarihi olan 16.09.2008 tarihinden itibaren yürütülmesine karar verilmesi,

3-Yapılan temyiz incelemeleri sırasında, aynı konu ve tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla dava açıldığının tespit edilmesi nedeniyle, hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, davacı lehine aynı konu ve tutuklama nedenine dayalı açılmış başka dava bulunup bulunmadığının, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden sorgulanıp, ilgili maliye hazinesinden sorularak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin ve davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 15.09.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.