Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2014/17157 E. 2015/11682 K. 24.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/17157
KARAR NO : 2015/11682
KARAR TARİHİ : 24.06.2015

MAHKEMESİ : HAVZA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/02/2014
NUMARASI : 2010/413-2014/84

Taraflar arasında görülen alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıların murisi D… Ç…’a M… K… …, …, … ve … nolu parsellerdeki hisselerinin devri için 20/07/1991 tarihinde 10.000,00 TL ödediğini, hisse devirleri yapılmadığından ödenen 10.000,00 TL ‘nin 20/07/1991 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların murisinin de içinde olduğu 10.04.1991 tarihli protokolde bahsi geçen S… mevkindeki taşınmazın, davacıya anlaşmada belirtildiği gibi devredildiğini, protokolde adı geçen kişilerin davacıya karşı yükümlülüklerini fazlasıyla yerine getirdiklerini, talep olunan alacağın vadesinin 20.07.1991 tarihi olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile; bilirkişi raporunda tespit edilen 72.82 TL’nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacak talebine ilişkindir.
Bilirkişi raporunda; davacı vekilinin 10.000.000 eski TL’yi dava tarihindeki tedavüldeki Türk Lirası üzerinden 10.000,00 TL olarak açtığını, 20.07.1991 tarihinde geçerli olan Türk Lirasının dava tarihinde tedavülde olan Türk Lirasına uyarlandığında 10,00 TL olduğunu, davacının dilekçesinde asıl alacak ve yasal faiz talep ettiğini, 10,00 TL’nin dava tarihine kadar işleyecek yasal faizinin 62,82 TL olacağını, 10,00 TL yönünden denkleştirici adalet ilkesi göz önünde bulundurularak hesaplama yapıldığında ise, dava tarihi itibariyle bu paranın 21.001,15 TL’ye ulaşacağını bildirmiştir.
Davalıların, mirasbırakanınında içinde bulunduğu 10.04.1991 tarihli protokol başlıklı harici satış sözleşmesi ile S… mevkiinde bulunan yaklaşık 8 dönümlük taşınmazın 30.000.000 TL(eski para) bedelle davacıya satıldığı, satıcılarla avukatları arasında yapılan tarihsiz ibra yazısındanda anlaşıldığı üzere 30.000.000 TL’nin davacı tarafça, davalıların mirasbırakanınında içinde bulunduğu satıcılara ödenmiş olduğu, 1781 parsel nolu Sucak mevkiinde bulunan taşınmazın tapu kaydının davacıya verilmiş olduğu, ancak S….ta bulunan diğer taşınmazların tapu kayıtlarının davacıya verilmediği anlaşılmaktadır.
Buna göre; davacı ile davalıların mirasbırakanı arasında imzalanan 10.04.1991 tarihli sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK. 706. Tapu Kanunu 26. ve Noterlik Kanunu 60.). Bu nedenle, davacı ödediği satış bedelini haksız iktisap kuralları gereğince davalılardan geri isteyebilir. Sözleşme geçersiz olduğu içinde tasfiyesi haksız iktisap kuralları uyarınca, denkleştirici adalet kuralı ile hakkaniyet gözetilerek yapılır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Hal böyle olunca; HMK’nun 31.maddeside dikkate alınarak davacıya 10.04.1991 tarihli protokol (sözleşme) kapsamında hangi taşınmazların mülkiyetinin verildiği, protokolün (sözleşme) taraflarının hangi taşınmazları yönünden edimlerini yerine getirmedikleri, ödenen bedelin ne kadarının tapusu verilen taşınmazlara denk geldiği, davalıların muris ile protokolde satıcı olan diğer kişilerin hangi taşınmazlar üzerindeki haklardan feragat etmesini beklediği, protokolün taraflarından kimlerin üzerine düşen yükümlülüklerini ne şekilde yerine getirdikleri tek tek duraksamaya yer bırakmıyacak şekilde, davacı mahkemeye çağırılarak (gerekirse bu hususta isticvap da edilerek) açıklattırılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı; davacı 10.00,00 TL’yi ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile talep etmiş olmasına rağmen 10,00 TL’nin ödeme tarihinde ki paraya çevirilerek 10,00 TL üzerinden yapılan hesaplamaya göre karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Buna göre, mahkemece, yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde gerekli araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.