Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/1215 E. 2015/28178 K. 07.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/1215
KARAR NO : 2015/28178
KARAR TARİHİ : 07.09.2015

Tebliğname No : 15 – 2013/257161

İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 1. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 25/04/2013
NUMARASI : 2011/377 (E) ve 2013/202 (K)
SANIK : A.. Ş..
SUÇ : Mala zarar verme, tehdit, hakaret

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Hakaret huzurda işlenebileceği gibi, gıyapta da işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun yokluğunda en az ikiden fazla kişilerle ihtilat edilerek yani en az üç kişinin hakaret sözünü öğrenmiş olması kaydıyla hakaretin yapılması şarttır. Mağdur bu sayıya dahil değildir. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaret den bahsedilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur. İhtilat aktarma suretiyle gerçekleşmişse hakaret sözlerinin aynı yada benzer olması aranmalıdır. Fail sözlerini ikiden fazla kişiye söylemekte yada daha çok kişinin duyabileceği bir yerde konuşmakta ve sözleri başkaları tarafından duyulabilmekte, failde bu durumun bilincinde ise ihtilat oluşmuştur.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Sanığın evli olan ağabeyi Ma ile katılanın ilişkisi olduğu, suç tarihinde katılan yanında kardeşi Nile birlikte A Köyü Ankara yolu çıkışında yönetimindeki 26 DL 938 plaka sayılı aracı ile seyir halinde iken sanığın kullandığı 03 SB 301 aracı gördüğü ve aracın içinde daha önce birlikte yaşadığı Mustafa olduğunu sanarak ve onunla konuşmak amacıyla diğer aracın önünde durduğu ve aşağı inerek sanığın aracının içine baktığında Mustafa’nın kardeşlerinin olduğunu görünce tekrar aracına binerek yoluna devam ettiği, bu olaya sinirlenen sanık Adem’in kendi GSM hattıyla katılanı arayarak sinkaflı küfürlerle birlikte “Bekle seni gebertmeye geliyorum!” diyerek tehdit ettiği, yol güzergahı üzerinde ki ışıklarda katılanın kırmızı ışıkta durması üzerine sanığın kendi aracından aşağı inerek katılana ana karayolu üzerinde sinkaflı küfürler sarf ederek, arabaya tekme atmak suretiyle zarar verdiği kabul edilen olayda;
1- Sanığın katılanın aracıyla önünü keserek ağabeyi ile olan ilişkilerine izin vermediği için kendisine sinkaflı hakaretlerde bulunduğunu savunması tanık Nevzat’ın sanığı doğrulaması, katılanın araçta Mustafa’nın bulunup bulunmadığına bakmak ve onunla konuşmak için aracın önünü kestiğini doğrulaması karşısında, ilk haksız hareketin kim tarafından gerçekleştirildiğinin tespit edilemediği durumda şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanık hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi ve sanık hakkında TCK’nın 125/4. maddesi uyarınca artırım yapılması sırasında sonuç cezanın 11 ay 20 gün hapis cezası yerine 12 ay hapis olarak hesaplanması suretiyle fazla ceza tayini
2- Sanığın yargılamanın tüm aşamalarında tehdit etmediğini savunması, katılanın kardeşi olan tanık Nesrin’in sanığın bizzat tehdit ettiğini duymadığını ablası olan katılanın söylediğini beyan etmesi karşısında, tehdit suçundan mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığından beraatına yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,
3- Sanığın katılanın zararını yargılama aşamasında karşıladığının anlaşılması karşısında mala zarar verme suçu açısından sanık hakkında TCK’nın 168. maddesi uygulanmayarak fazla ceza tayini
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07/09/2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.