YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/18879
KARAR NO : 2015/11649
KARAR TARİHİ : 23.06.2015
MAHKEMESİ : KÜÇÜKÇEKMECE 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/07/2014
NUMARASI : 2013/103-2014/285
Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı A.. B.. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar vekili dava dilekçesinde;davacıların oğulları A..T…’ın davalılardan A… K…’ın şirketinde sigortalı olarak çalışmakta iken 11.01.2010 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde hayatını kaybettiğini,meydana gelen ölümlü kazanın 5506 sayılı kanuna göre iş kazası olup,meydana gelen kaza nedeniyle davalıların müşterek müteselsilen sorumlu olduklarını,yaşanan iş kazasına ilişkin Küçükçekmece 9.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/153 E. 2012/1209 K. sayılı dosyasında bilirkişi raporu alındığını,ceza dosyasında davalıların kusur durumunun açıkça ortaya konulduğunu,21.12.1983 doğumlu A… T..’ın kaza ve ölüm tarihinde 27 yaşında olup henüz genç olmasına rağmen mesleğinde ilerlemiş başarılı bir işçi olduğunu,SGK kayıtlarına göre her ne kadar müteveffanın maaşı asgari ücret olarak gözükse de,kaza tarihinde son aldığı maaşın 950 TL olduğunu,yine Yargıtay içtihatlarından anlaşılacağı üzere müteveffanın gerçek kazancının tespit edilmesi ve bu kazanç üzerinden destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması gerektiğini,davacıların müteveffa ile aynı evde yaşadıklarını ve çocuklarının ekonomik katkıları ile hayatlarını idame ettiren kişiler olduklarını,davacıların SGK’ya aylık için başvuruda bulunduklarını ve bunun sonucuna göre 6100 sayılı yasanın 107. maddesi uyarınca yargılama sırasında toplanacak ve incelenecek delillere,davacıların açıklanan durumlarına ve desteğin yüksek kazanç düzeyine göre hesaplanacak destek tazminatı tutarından SGK’nun bağladığı gelirlerin 5510 sayılı yasanın 21.maddesinin 1.fıkrasına göre rücua tabi “ilk peşin değeri” nin indirilmesinden sonra kalan zarar tutarı üzerinden tazminata hükmedilmesini talep ettiklerini,iş kazasında ölen A… T..’ın genç bir çalışan olup kendilerine bakan evlatlarının ölümü sonucunda davacıların yaşadıkları üzüntü ve bundan sonra yaşayacakları zorlukların manevi tazminatın takdirinde dikkate alınması gerektiğini belirterek ölümlü iş
kazası nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydı ile HMK’nun 107.maddesine göre belirlenecek şimdilik 1.500 TL destekten yoksun kalma tazminatı (maddi tazminat) ile davacılardan anne A.. T.. için 75.000 TL ve baba İ.. T.. için 75.000 TL olmak üzere toplam 150.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müşterek müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı B.. B.. vekili cevap dilekçesinde;davalı elektrik dağıtım şirketinin meydana gelen kaza ve ölüm olayında herhangi bir hukuki sorumluluğu bulunmadığını ve meydana gelen olayda vefat eden kazazedenin çalıştığı reklam şirketinin sorumluluğu bulunduğunu savunarak davalı şirket yönünden davanın reddini istemiştir.
Davalı A.. B.. vekili cevap dilekçesinde;davaya konu iş kazasında herhangi bir sorumluluğu bulunmayan davalı Belediyeye husumet yöneltilmesi yasal olmadığından husumet yönünden davanın reddini talep ettiklerini,esasa ilişkin olarak ise,davalı belediyeye ait olan aracın sözlü yardım çağrısı nedeniyle kaza mahalline gittiğini,davalı kurumun bu şekilde tüm kamu kurum ve kuruluşlarının yardım talebi üzerine araç desteği sağladığını,bunun haricinde başka bir görevi bulunmadığını,meydana gelen olayda davalı belediyenin ne iş yaptıran ne de ifayı yaptıran konumunda olduğunu savunarak davalı belediye yönünden davanın reddini istemiştir.
Davalı Alparslan Karadağ vekili cevap dilekçesinde;meydana gelen olayda davalınının işveren olarak kusurunun bulunmadığını,müteveffa işçinin uzun yıllardır tabela montaj ustası olarak çalıştığını,olay günü davalının işveren olarak müteveffaya gerekli tüm talimatları verdiğini ve iş güvenliğini sağladığını savunarak davalı A.. K.. yönünden davanın reddini istemiştir.
Mahkemece,somut olayda müteveffa ile davalı A.. K.. arasında işçi-işveren ilişkisi bulunduğu ,diğer davalıların da müteselsilen kusurdan sorumlulukları nedeniyle davalı gösterildikleri,bu nedenle de görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş,hüküm süresi içinde davalı A.. B.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Anayasanın 125/son maddesine göre; “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/b maddesi ile; “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davasının idari yargı yerinde açılacağı düzenlenmiştir.”
Davalı Avcılar Belediye Başkanlığı bir kamu tüzel kişisidir. Kamusal kurallar çerçevesinde faaliyet göstermekte olup eylem ve işlemleri de kamusal niteliktedir ve kamu hizmeti kavramı çerçevesindedir. Davada ileri sürülüş ve olayın gerçekleşme biçimine göre, davanın anılan davalıya yöneltilmesinin nedeni de hizmet kusurudur. Kamu hizmetinin görülmesi sırasında ve hizmet kusurundan doğan zararların gideriminde idari yargı görevlidir. (2577 sayılı İYUY. m.2)
Görev sorunu, kamu düzenine ilişkin olup açıkça veya hiç ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemelerce kendiliğinden gözetilir.(HMK 114)
İdari eylem ve işlemlerden doğan uyuşmazlıklar bakımından genel görevli yargı yeri idare mahkemeleridir. Adli yargı yerleri ancak özel düzenlemelerin varlığı halinde, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan uyuşmazlıkları çözümlemekle görevlidirler.
Kural olarak idarenin zarar doğuran her türlü eylem ve işleminden doğan zararlar idari yargı yerinde dava konusu yapılmaktadır. Somut olay da, bu genel kuralın istisnası niteliğinde olmadığından, davalı A.. B..’nin hizmet kusuru nedeniyle oluşan zarardan kaynaklanan bu davanın İdare’ye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası olarak açılması gerekirdi. Yargı yolu, 6100 Sayılı HMK’nun 114/1-b ve 115.maddelerinde düzenlenen ve yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilecek olan dava şartıdır. Şu durumda, mahkemece davalı A.. B.. açısından yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 23.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.