YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/20368
KARAR NO : 2015/10869
KARAR TARİHİ : 16.06.2015
Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi
Hüküm : Davanın reddi
Davacı vekilinin 05.07.2012 tarihli dilekçesi ile müvekkili davacının bir suç soruşturması nedeniyle tutuklu kaldığını, yapılan yargılama sonunda üzerine atılı suçtan hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedildiğini belirterek CMK’nın 141. ve devamı maddeleri gereğince maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin açılan davanın mahkemece reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre; davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Tazminat talebine konu olan .. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.07.2010 tarih ve 2010/266 Esas – 2010/342 Karar sayılı dosyasında sanığın (davacının) uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan, 09.02.2009 – 04.05.2010 tarihleri arasında 449 gün süreyle tutuklu kaldığı, davacı hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan TCK’nın 188/3. maddesi gereğince açılan ceza davasında davacının kullanmak için uyuşturucu madde bulundurduğu sabit kabul edilerek anılan Kanun’un 191.maddesi gereğince 1 yıl süre ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine, gereklerine uyulması halinde davanın düşeceği ve uyulmaması durumunda ise yargılamaya kaldığı yerden devam edilmesi gerektiği belirlenmesine karar verilmiş ise de sanığın (davacının) 1 yıllık tedavi ve denetim süresine uymadığı nedeniyle ceza dosyası mahkemesince yeniden ele alınarak, 20.12.2012 tarih, 2010/266 Esas – 2010/342 Karar sayılı ek kararla birlikte sanığın (davacının) TCK’nın 191/1. maddesi gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu hüküm kesinleşmiştir,
Davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza dava dosyasında 09.02.2009 tarihi ile 04.05.2010 tarihleri arasında tutuklu kaldığı ve yapılan yargılama sonunda 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiş olması karşısında; davacının her türlü zarar kavramı içinde düşünülmesi gereken şartla tahliye tarihinden itibaren tazminata hak kazanacağı gözetilerek, davacı hakkında hükmedilen ceza ve tutuklu kaldığı süre dikkate alındığında, davacı hakkında sürdürülen ceza yargılaması kısa sürede sonuçlandırılmış olsaydı, davacının (sanığın) suç tarihi itibariyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107. maddesine göre hükümlü sayılması nedeniyle ve iyi halli olmak koşuluyla cezaevinde kalması gereken süre daha sınırlı olacak iken, davacının tutuklu yargılanması ve hükümlü statüsüne geçememesi nedeniyle muhtemel şartla tahliye tarihine kadar olan hükümlülük süresinden fazla süre ile ceza infaz kurumunda kaldığı ve kanunun infazda öngördüğü indirimden yararlanamadığının anlaşılması ve dairemizin aynı yöndeki 2012/24083 esas, 2013/1 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 2709 sayılı TC. Anayasası’nın 19/son, 40. ve 90. maddeleri gereğince iç hukuk kapsamında kanun hükmünde bağlayıcılığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesindeki özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına göre, davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı sürenin sonuç olarak tayin edilen ceza miktarı nazara alındığında uzun olduğu ve adı geçen Sözleşmenin 5/3. maddesine aykırılık oluşturulduğunun anlaşılması karşısında, şartla tahliye tarihinden itibaren hesaplanacak süre üzerinden maddi ve manevi tazminatın tayin ve tespiti yerine, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 16.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.