Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/6606 E. , 2022/1627 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/6606
Karar No : 2022/1627
TEMYİZ EDENLER (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN MÜDAHİLLER
(DAVALI YANINDA) : 1- …
VEKİLİ : Av. …
2. …
VEKİLLERİ : Av. …
Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, o dönemdeki adıyla Sosyal Sigortalar Kurumu Konya Bölge Hastanesi’nde (Sağlık Bakanlığına devir sonrasında Konya Meram Devlet Hastanesi) 2002 yılında geçirdiği ameliyatlar sonrasında bitkisel hayata giren ve 2009 yılında vefat eden yakınları …’ün vefatında davalı idarenin kusuru olduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık anne …için 5.000,00 TL, baba …için 5.000,00 TL, kardeşlerin her biri için ayrı ayrı 1.000,00 TL olmak üzere toplam 12.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı (miktar arttırımı ile 212.830,98 TL) ve anne …için 30.000,00 TL, baba …için 30.000,00 TL, kardeşlerin her biri için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi tazminatın adli yargıda dava açma tarihi olan 13/10/2003 tarihinden itibaren, tedavi ve defin giderlerine karşılık ise 1.000,00 TL maddi tazminatın ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; uyuşmazlıkta, idarenin hizmet kusurunun tespiti amacıyla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan alınan 07/09/2017 tarihli bilirkişi raporu ve ilgililer hakkında ceza yargılamasında alınan Yüksek Sağlık Şurası ile Adli Tıp Kurumu raporlarının birlikte değerlendirilmesi neticesinde, ameliyat sırasında hastanın yeterli oksijenle ventilasyonunun sağlanmaması sonucu hipoksi oluşmasına sebep olunduğu, sorumlu doktorun ameliyatta sorumluluğu altında çalışan anestezi teknisyenlerinin çalışmalarını yeterince takip etmediğinin ortaya konulduğu, neticede davalı idarenin meydana gelen olayda 3/8 oranında kusurlu olduğu sonucuna varıldığı, davacıların destekten yoksun kalma zararlarının belirlenebilmesi için yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu dosyaya sunulan raporun hükme esas alınabilir nitelikte bulunduğu gerekçesiyle maddi tazminat isteminin kabulü ile, raporda hesaplanan tutarlara idarenin kusur oranının uygulanması suretiyle baba …için 36.008,35 TL ile anne …için 43.803,25 TL olmak üzere toplam 79.811,60 TL destekten yoksun kalma tazminatının 69.811,60 TL’lik kısmının miktar arttırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 03/12/2019 tarihinden, 10.000,00 TL’lik kısmının ise adli yargıda dava açma tarihi olan 13/10/2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin destekten yoksun kalma tazminatı ile bilgi ve belgeyle ispatlanamayan tedavi ve defin giderine yönelik maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin kabulü ile, anne …için 30.000,00 TL, baba …için 30.000,00 TL, kardeşler …için 10.000,00 TL, … için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi tazminatın adli yargıda dava açma tarihi olan 13/10/2003 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf istemine konu Mahkeme kararında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 4.fıkrasındaki kaldırma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından davalı idare ve müdahillerin istinaf başvurularının reddine; davacının istinaf başvurusunun düzeltilerek reddine, İdare Mahkemesi kararında yer alan miktar arttırım dilekçesi ile artırılan kısım yönünden söz konusu dilekçenin idareye tebliğ tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğine ilişkin gerekçenin ve buna ilişkin olarak hüküm fıkrasında (3 numaralı başlık altında) yer alan ibarelerin karardan çıkarılmasına, “davacılar lehine hükmedilen 159.811,60 TL tazminatın tamamına adli yargıda dava açılma tarihi olan 13/10/2003 tarihinden itibaren faiz yürütülmesine” ilişkin ibarenin kararın hüküm fıkrasına eklenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, küçüğün kan değişimine alerjisi olduğunun tespit edilmesine rağmen bu hususa ameliyatta dikkat edilmediği, ileri tetkik için donanımlı bir sağlık kuruluşuna acilen sevki gerekirken sevk edilmediği, yaklaşık 9 saat sonra sevk edildiği, bu eksikliklerin küçükteki durumu ağırlaştırdığı, hesap bilirkişi raporundaki tazminat miktarlarının ceza yargılamasında alınan rapordaki kusuru oranları nispetinde indirilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, defin ve tedavi giderleri açısından ise, belgelendirilemediği gerekçesiyle Mahkemece reddedilmiş olduğu fakat defin giderleri için belge ispatı şartı aranmadığı, mahkemece araştırılarak ölüme bağlı olarak ortaya çıkan masrafların ve söz konusu yerin gelenek ve göreneklerine uygun düşecek defin ve cenaze masraflarının makul bir ölçüde belirlenmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince genel bütçede yer alan Bakanlığın harçtan muaf olduğu, aleyhlerine harca hükmedilemeyeceği, gerek İdare Mahkemesi tarafından gerekse ceza mahkemeleri tarafından alınan raporlarda yapılan uygulamalar ile zarar arasında illiyet bağı kurulamayacağı belirtilmesine rağmen zarardan sorumlu tutulmalarının hukuka aykırı olduğu, manevi tazminatın olayla orantılı bir miktar olarak hükmedilmediği, faizin adli yargıda açılan dava tarihinden başlatılmasının yerinde olmadığı ileri sürülmektedir.
Müdahil … tarafından, anestezi teknisyenlerinin Yataklı Tedavi Kurumarı İşletme Yönetmeliği gereği anestezi uzmanı ya da ameliyatı yürüten uzmanın gözetiminde onların direktifleri doğrultusunda anestezi işlemlerini yapabileceği, Mahkeme dosyasında alınan raporda müdahalelerin hepsinin tıp kurallarına uygun olduğunun vurgulandığı, ceza mahkemesindeki alınan raporun hükme esas alınmayacağı, hesap bilirkişi raporunda hesaplama hataları olduğu, küçüğün doğuştan kalça çıkıklığı olması sebebiyle çocuğun anne ve babanın bakım ve korunmasına muhtaç olduğu, fiilen bir işte çalışarak onlara destek olamayacağı, toplam tazminat miktarına adli yargıda dava açma tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmış olmasının da yasal düzenlemelere aykırı olduğu,
Müdahil … tarafından, anestezi raporunun üst kısmındaki teşhis, hasta ve ameliyat bilgileri, indüksiyonda kullanılan ilaçlar, ameliyat ve anestezi ekibi bilgilerinin anestezi teknisyenleri tarafından doldurulduğu, anestezi ekibinde kendisi dışında Dr. …’nün de bulunduğu, anestezi raporunda “kardiyak arrest olduğu, gerekli resüsitasyondan sonra hayata döndü. saat 11.00” ibaresinin Dr. …’ye ait olduğu, anestezinin bu hekim tarafından da takip edildiği, çünkü ameliyathanedeki tüm hastaların o tarihlerde tüm anestezi uzmanları tarafından ortak ve eşit olarak takip edilmekte olduğu, öte yandan Adli Tıp Kurumu Histopatoloji raporunda çocuğun akciğerlerinde bronkopnömoni (zatürre), yabancı cisim reaksiyonu tablosu mevcut olduğu, bu bronkopnömoni tablosunun oldukça ağır bir hastalık durumu olduğu, ceza dosyasında mevcut 05-06/06/2014 tarihli Yüksek Sağlık Şurası raporunda “otopsi bulgularına göre ölümün aspirasyon sonucu gelişen bronkopnomöniye bağlı olarak meydana gelmiş olabileceği, bronkopnomöninin pek çok nedenle ortaya çıkabileceği, önceki sekelin ne ölçüde etkilediğinin belirlenemeyeceği, mental retardasyonu olmayanlarda da aynı sürecin gelişebileceği, fark edilmeden gelişen pnomönilerde her türlü tedaviye rağmen ölüm oranının yüksek olduğu, meydana gelen ölümle operasyon sırasında gelişen sekeller arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olamayacağına” karar verildiği, hastaya temin edilen kanın alerji testi yapıldığı, herhangi bir kana karşı alerji gelişmesi sadece o kan için olup, diğer kanlarda alerji gelişmesini gerektirmeyeceği, test yapılmış kan, ihtiyaç halinde (kanama devam ediyorsa) hastaya tatbik edileceği, olayda da böyle olduğu, davacıların kana yönelik iddialarının doğru olmadığı, tıbbi evrakların da bu hususu işaret ettiği, küçükte ortaya çıkan durum önceden tespiti ve önlenmesi mümkün olmayan bir komplikasyon olduğu, maddi tazminata yönelik olarak ise, yapılan hesaplamaların bilimsel verilere, Yargıtay ve Danıştay içtihatlarına göre hazırlanmadığı, bakım ve yetiştirme giderlerinin gözetilmediği, söz konusu giderin oransal olarak anne ve baba için ayrı ayrı hesap edilerek düşülmesi gerektiği, ölenin 18 yaşına kadar desteğinden bahsedilemeyeceği gibi yetiştirme giderinden bahsedileceği, küçüğün doğuştan iki kalçasının çıkık olduğu, doğuştan çift kalça çıkığı olan kişinin aktif çalışması da olamayacağından baba ve annesinin destekten yoksun kalmalarından bahsedilemeyeceği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. Müdahiller tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kısmen kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
USUL YÖNÜNDEN:
Davacılardan …’ün temyiz isteminin incelenmesinden;
Dava açılırken davacılardan …’ün reşit olmadığı, ancak anne ve babasının onun adına velayeten dava açtıklarına yönelik dosyada vekaletname bulunmamasına rağmen dava dilekçesinde söz konusu davacının adına da yer verilerek velayeten …tarafından dava açıldığının belirtildiği görülmüştür. Mahkeme tarafından, dava devam ederken 18 yaşını tamamlaması hasebiyle velayet altından çıktığı anlaşılan davacının davasını (bizzat ya da atayacağı vekil vasıtasıyla) takip etme iradesini ortaya koyması istenilmiş, davacı tarafından da yargılama süresince kendi adına yapılan işlemlere onay verildiğini belirten bir dilekçe sunulmuştur. Adı geçen davacı tarafından, İdare Mahkemesi kararı kendisine tebliğ edilmesi üzerine söz konusu karara karşı istinaf isteminde bulunmamasına rağmen, Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı temyiz isteminde bulunulduğu görülmüştür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6545 sayılı Kanun’la eklenen Geçici 8. maddesinde, 6545 sayılı Kanun’la kanun yollarına ilişkin getirilen hükümlerin 2576 sayılı Kanun’un anılan Kanun’la değişik 3. maddesine göre kurulan bölge idare mahkemelerinin tüm yurtta göreve başlayacakları (20/07/2016) tarihten sonra verilen kararlar hakkında uygulanacağı; aynı Kanun’un “İstinaf” başlıklı 45. maddesinin 6. fıkrasında, bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu ve “Temyiz” başlıklı 46. maddesinde, Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin bu maddede sayılan davalar hakkında verdikleri kararlara karşı Danıştay’da temyiz isteminde bulunulabileceği, kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idare ve vergi mahkemelerinin tek hakim sınırı dışında kalan bütün kararlarına karşı mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine istinaf başvurusunda bulunulabileceği, bölge idare mahkemesince istinaf incelemesi üzerine verilen kararlara karşı ise sadece 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinde yer alan konular ile sınırlı olarak Danıştay’a temyiz başvurusunda bulunulabileceği düzenlenerek üç dereceli yargılama sistemi benimsenmiştir.
Bu kapsamda, davacılardan …’ün temyiz isteminin, mevzuatta kanun yoluna yönelik düzenlenen sistem olan ilk derece mahkemesi kararına karşı önce istinaf isteminde, akabinde temyiz isteminde bulunulması usulüne uygun olmadığı, istinaf isteminde bulunulmayan kararın kendisi hakkında kesinleştiği, kesin bir karara karşı da temyiz isteminde bulunulamayacağı anlaşıldığından, söz konusu istemin incelenmesine hukuki olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
ESAS YÖNÜNDEN:
A) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Manevi Tazminata İlişkin İstemlerinin İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idare ve müdahillerin dilekçelerinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının Maddi Tazminata İlişkin Temyiz İstemlerinin İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki bilgi ve belgelerin tetkiki neticesinde;
Davacıların yakını 23/08/2000 doğumlu …’ün iki taraflı doğuştan kalça çıkığı tanısı ile SSK Konya Bölge Devlet Hastanesinde 2002 yılının Mayıs ayında genel anestezi altında kapalı redüksiyon (kemiğin kapalı yöntemle eski haline getirilmesi) ile her iki bacağın alçıya alındığı, alçı açıldığında sol kalçada iyileşme olmadığının görülmesi üzerine ameliyat için yeniden hastaneye yatırıldığı, ameliyat öncesi tahlil ve konsültasyonları yapıldıktan sonra 16/10/2002 tarihinde 2. kez ameliyata alındığı, ameliyat sırasında kardiyak arrest geliştiği, resüsitasyon (canlandırma) ile geri döndüğü, ameliyatın tamamlandığı, hastanın yoğn bakımda takip edildiği, burada kan transfüzyonu yapıldığı, reaksiyon gelişmesi üzerine, transfüzyonun sonlandırıldığı, narkozun etkisi geçince epileptik kasılmalar ve şuur bulanıklığı bulunduğunun görülmesi üzerine, ileri tetkik ve tedavi için saat 20.00 civarı Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edildiği, Tıp Fakültesine geldiğinde şuuru kapalı olan, havalesi bulunan hastanın takibe alındığı, yapılan tetkikler sonucu kalıcı beyin hasarı meydana geldiği anlaşılan hastanın 21/10/2002 tarihinde taburcu edildiği, 16/10/2002 tarihinde yapılan ameliyat sırasında oksijensiz kalmaya bağlı beyin hasarı meydana gelen hastanın, iyileşmesi gerçekleşmeden ve ameliyatta gelişen iskemik hipoksik ensefalopati rahatsızlığında (beyne yeterli kan ve oksijen gitmemesi nedeni ile oluşan beyin hasarı) düzelme sağlanamayarak bitkisel hayata girdiği, yaklaşık 7 yıl sonra 25/06/2009 tarihinde de vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Müdahil hekimler hakkında ilk önce davacılar yakını bitkisel hayattayken, “taksirle yaralama” suçundan … Ağır Ceza Mahkemesi’nin E:… sayılı dosyasında açılan kamu davasında kusurlu bulunan hekimlerin mahkumiyetlerine hükmedilmiş, ancak temyiz aşamalarında iki kez usuli yönden bozma kararı verilmesi üzerine Mahkemece yeniden verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı mahkumiyet kararının, … Ceza Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile bozulmasına ve müdahillere yönelik olarak davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir. Davacılar yakınının 25/06/2009 tarihinde vefat etmesi üzerine müdahiller hakkında “taksirle ölüme neden olma” suçundan, … Asliye Ceza Mahkemesi’nin E:… sayılı dosyasında açılan davada da sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de, … Ceza Dairesinin E:… , K:… sayılı kararı ile anılan kararın bozulmasına, davanın zaman aşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.
Öte yandan, hatalı tedavi ve ameliyat sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle Sağlık Bakanlığı’na karşı … Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 13/10/2003 tarihinde açılan davada … tarih ve E:…, K:… sayılı karar ile yargı yolu nedeniyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, anılan kararın kesinleşmesi üzerine, 03/08/2015 tarihinde bakılmakta olan işbu dava açılmıştır.
Olayla ilgili olarak, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı, Çocuk Alerji Uzmanı, Çocuk Nöroloji Uzmanı, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı hekimler tarafından hazırlanan 10/12/2002 tarihli tıbbi mütalaada; “anestezi esnasında gelişen bradikardinin iki nedene bağlanabileceği, birincisinin hastanın yeterli oksijenle ventilasyonu sağlanamaması sonucu gelişen hipoksi, ikincisinin, hastaya verilen ilaçlara bağlı gelişen alerjik reaksiyon olduğu, olayın anestezi sonucu gelişen komplikasyon olduğu” yönünde görüş verilmiştir.
Müdahiller hakkında yürütülen ceza kovuşturmasında alınan Yüksek Sağlık Şurası’nın …-… tarih ve … sayılı kararında, “gerekli dikkat ve özeni göstererek hastanın ameliyatını yapan ortopedi uzmanı Dr. …’nin kusursuz olduğuna, hastayı entübasyon yaptıktan sonra görevi arkadaşına devreden ve olayda sorumluluğu bulunmayan Anestezi Teknisyeni …’nin kusursuz olduğuna, hastanın yeterli oksijenle ventilasyonunun sağlanmaması sonucu hipoksi oluşmasına sebep olan Anestezi Teknisyeni …’nin 1/8 oranında kusurlu olduğuna, ameliyatta sorumluluğu altında çalışan anestezi teknisyenlerinin çalışmalarını yeterince takip etmeyen Dr. …’ın 2/8 oranında kusurlu olduğuna, geri kalan kusur oranlarının da tıbbi hizmetin işleyişi dışındaki diğer faktörlere bağlı olduğuna,” karar verilmiş; Yüksek Sağlık Şurasının talebi üzerine bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun … tarih ve … sayılı raporunda, “ölümün ameliyat sırasında ortaya çıkan nedeni belirlenemeyen bradikardi, kardiak arrest sonrası gelişen iskemik hipoksik, ensefalopati ve komplikasyonlarından meydana gelmiş olduğu” yönünde görüş verilmiş; Adli Tıp Kurumunun raporu ile birlikte dosyanın yeniden gönderildiği Yüksek Sağlık Şurasının … tarih ve … sayılı kararında ise; “otopsi bulgularına göre ölümün aspirasyon sonucu gelişen bronkopnomöniye bağlı olarak meydana gelmiş olabileceği ve bu duruma daha önceki ameliyat esnasında yaşadığı olay neticesinde gelişen nörolojik hasar ve mental retardasyonun sebebiyet vermiş olabileceği, aspirasyon ve bronkopnomöninin pek çok neden ile ortaya çıkabileceği, önceki sekelin ne ölçüde etkilediğinin belirlenemeyeceği, mental retardasyonu olmayanlarda da aynı sürecin gelişebileceği, fark edilmeden gelişebilen pnomönilerden her türlü tedaviye rağmen ölüm oranının yüksek olduğu gözönüne alındığında meydana gelen ölüm ile operasyon sırasında gelişen sekeller arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olamayacağı” yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, hizmet kusurunun tespiti için Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalından alınan 07/09/2017 tarihli raporda; “çocukta ortaya çıkan durumun bradikardi ve 1-2 dakika yapılan kalp masajına bağlanamayacağı, kardiyak arrest vakalarında nörolojik sonuçların iyi olması için erken dönemde başlanan yoğun bakım tedavilerinin önemli olduğu, yapılan tetkik, takip, tedavi ve diğer müdahalelerin hepsinin tıp kurallarına uygun olduğu, bütün müdahalelerin zamanında ve doğru olarak yapıldığı, ölümün aspirasyon sonucu bronkopnömoniye bağlı olduğu, meydana gelen ölümle operasyon sırasında gelişen sekeller arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olamayacağı, bitkisel hayata girme ve ölümün yapılan müdahaleler, tetkik, takip, tedavi ve diğer müdahalelerden kaynaklanmadığı uygulamalarda hizmet kusuru bulunmadığı” yönünde görüş belirtilmiştir.
Mahkeme tarafından ise, Yüksek Sağlık Şurasının 05-06/06/2014 tarihli raporu ile Hacettepe Üniversitesinin hazırladığı raporda yer alan, küçüğün bitkisel hayata girmesi ve neticede ölmesiyle sonuçlanan olay ile operasyon sırasında gelişen sekeller arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olamayacağı ve yapılan tetkik, takip, tedavi ve diğer müdahalelerde hizmet kusuru bulunmadığı yönündeki kanaatin, Adli Tıp Kurumu raporu ile Yüksek Sağlık Şurasının ilk (03-04/03/2005 tarihli) raporlarıyla çeliştiği ve hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı, ceza yargılamasında alınan ilk Yüksek Sağlık Şurası raporunda, ameliyat sırasında hastanın yeterli oksijenle ventilasyonunun sağlanmaması sonucu hipoksi oluşmasına sebep olunduğunun, sorumlu doktorun ameliyatta sorumluluğu altında çalışan anestezi teknisyenlerinin çalışmalarını yeterince takip etmediğinin ortaya konulması ve anestezi hekimi ve teknisyenine toplamda 3/8 oranında kusur atfedilmesi karşısında, hizmetin kusurlu işletildiği kanaatine varılarak ve belirlenen kusur oranı da dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu, 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, 56. maddesinde de Devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 2. maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasanın koruması altında olduğu belirtilmekle, yaşam hakkının korunması devletlere bir yükümlülük olarak öngörülmüştür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin “bilirkişi” konusunda atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür. Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği; raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği, “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise; tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde, “Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.” hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi; teknik bilgiye sahip bilirkişilerce ortaya konulan tespit ve veriler doğrultusunda resen bir sonuca varılabileceğinin de kabulü gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olayda, davacıların yakınının yaşamını yitirmesinin, ameliyat sürecinde görev alan anestezi uzmanı ile anestezi teknisyeninin kusurlu eylemleri sonucu meydana geldiği hususu sağlık görevlileri hakkında açılan kamu davasında alınan ilk (03-04/03/2005 tarihli) Yüksek Sağlık Şurası raporu ile tespit edilmiş, İdare Mahkemesi tarafından da söz konusu rapor hükme esas alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılmış olup, söz konusu gerekçe Dairemizce de uygun bulunmuştur. Öte yandan, söz konusu ameliyat ve anestezi öncesi oluşabilecek komplikasyonlar hakkında yeterli bilgilendirmenin sağlandığına yönelik alınmış yazılı onamın bulunmaması yönünden de hizmetin eksik yürütüldüğü görülmüştür.
Bununla birlikte, İdare Mahkemesince, olay nedeniyle davacıların uğradığı destekten yoksun kalma zararının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 09/07/2019 havale tarihli raporun irdelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği gibi, destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini kaybeden kimseye, diğer bir ifadeyle ölen kimsenin yakınlarına, ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin devamını sağlayacak bir miktar para ödenmesini ifade etmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmeseydi; zarar gören, mal varlığı açısından hangi durumda bulunacak idiyse, o durumun yeniden kurulması olup; zarar, eğer destek ölmeseydi, destekten yoksun kalanın gelecekte faydalanacağı yardımı tespit etmek amacıyla belirlenir. Burada karşılanması gereken gerçek zarar, desteğin davacıya sağlayacağı yardımların toplamıdır.
Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır.
Mahkemece, hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda, müteveffa küçüğün gelir elde etme yaşının 18 olarak alındığı belirtilmesine rağmen, hayatını kaybettiği 25/06/2009 tarihinden, daha açık bir anlatımla, 8 yaş 10 aylıkken gelir kazanmaya başladığı kabul edilerek hesaplama yapıldığı, ölen destek ile anne ve babanın muhtemel ömür sürelerinin TRH 2010 Yaşam Tablosu yerine PMF-1931 Hayat Tablosu esas alınarak belirlendiği, küçüğün 18 yaşını tamamlayacağı tarihe kadar anne ve babanın (anne çalışmıyorsa yalnızca babanın) yapacağı yetiştirme masraflarının hesaplanmadığı, dolayısıyla toplam zarardan düşülmediği, ayrıca küçüğün destek paylarının Dairemizin son dönem içtihatlarına (evleninceye kadar anne ve babanın her birine %25, evlendikten sonra %16, birinci çocuktan sonra %14, ikinci çocuktan sonra %12,5) uygun olacak şekilde kabul edilmediği anlaşılmaktadır.
Diğer yandan, Mahkemece, davalı idarenin tam kusurlu kabul edilmesi suretiyle hazırlanan hesap bilirkişi raporunda tespit edilen destekten yoksun kalma zararına, Yüksek Sağlık Şurası raporunda belirlenen 3/8 kusur oranının uygulanması suretiyle tazminata hükmedildiği; cenaze ve defin giderlerine yönelik olarak ise herhangi bir araştırma yapılmaksızın anılan tazminat kalemine ilişkin istemler hakkında ret hükmü kurulduğu görülmektedir.
Kusur oranlarının belirlendiği Yüksek Sağlık Şurası kararının incelenmesinden; davacıların yakınının vefatının, tümüyle sağlık hizmetinin kusurlu yürütülmesinden kaynaklandığı, raporlarda yazılı kusur oranlarının, her bir sağlık çalışanının uygulamalarının diğer koşullar ve hekimlerin fiillerinden bağımsız olarak tek başına zararlı sonuca etki ve kusur oranını ifade ettiği, bu anlamda rücu ilişkisi bakımından önem arz ettiği, raporlarda irdelenen müdahil hekim ve teknisyenin uygulamaları ve sağlık sisteminin işleyişi birlikte dikkate alındığında, bütün tıbbi işlem ve müdahalelerin birleşerek zararlı sonucun doğmasına neden olduğu, başka bir ifadeyle, olayda davacıların ya da müteveffa yakınlarının herhangi bir kusurları bulunmadığından, Mahkemece zarar hesabına esas alınan Yüksek Sağlık Şurası kararında belirlenen 3/8 oranını aşan zarara davacıların katlanması düşüncesinin hakkaniyet ile bağdaşmayacağı, destekten yoksun kalma zararı hesabında davalı idarenin tam kusurlu kabul edilmesi ve kusur indirimi uygulanmaması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Buna göre, dosyaya sunulan hesap bilirkişisi raporu, hesaplama yöntemi bakımından hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı gibi, hesaplanan destekten yoksun kalma zararından İdare Mahkemesince 3/8 oranında kusur indirimi yapılmasında ve cenaze ile defin giderlerine yönelik araştırma yapılmaksızın bu istemler yönünden ret hükmü kurulmasında da hukuki isabet görülmemiştir.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesince, uyuşmazlığın çözümü için, yukarıda aktarılan hususlar ve Dairemiz tarafından kabul edilen destekten yoksun kalma tazminatı hesaplama ilkeleri çerçevesinde, 2022 yılı ve sonrasına ilişkin olarak asgari ücrete ve asgari geçim indirimine ilişkin yapılan değişiklikler de dikkate alınarak bu konuda uzman başka bir bilirkişiden yeniden rapor alınması, ayrıca hukuki denetime elverişli olabilmesi açısından bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın tablo halinde raporda yer alması gerekmektedir.
Ayrıca, Bölge İdare Mahkemesince, gerçekleştirilen defin ve cenaze gideri açısından mutlaka yapılması zorunlu olan masrafların (mezar yeri ücreti, mezar kazımı ücreti, ölünün yıkanması, tabut ücreti, ölüm ilanı yapılmışsa ücreti, cenaze aracı ücreti) ödeme tarihindeki tutarlarının ilgili belediyenin mezarlıklar müdürlüğüne sorulmak suretiyle belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacılardan …’ün temyiz isteminin incelenmeksizin REDDİNE, diğer davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, davalı idarenin ve davalı yanında müdahillerin temyiz istemlerinin REDDİNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvuruları neticesinde davacıların başvurularının düzeltilerek reddi, davalı idare ve müdahillerin başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA, manevi tazminata ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 24/03/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.