Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2014/15155 E. 2015/14029 K. 02.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15155
KARAR NO : 2015/14029
KARAR TARİHİ : 02.12.2015

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı .. vekili Avukat .. tarafından, davalı .. aleyhine 01/03/2012 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 01/10/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalının temyiz itirazlarına gelince;
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının … 07/03/2011 tarihli nüshalarında … 08/03/2011 tarihli nüshalarında ve .. 05/03/2011 tarihli yayınında yer alan “…” şeklinde sözleri ile kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu belirtilerek uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir.
Davalı, eski başkanı olduğu .. çalışmalarını yakından takip ettiğini, halen … olan davacının hem icraatları hemde kişiliği hakkında kamu önünde veya yerel ve ulusal gazetelere birçok açıklama yaptığını, amacının davacı belediye başkanının belediyede yaptığı çalışmalar, izlediği siyaset ve siyasi çalışmaları hakkında ifade özgürlüğü kapsamında siyasi olarak eleştirmekten ibaret olduğunu, yapılan haberin görünür duruma uygun olup eleştiri sınırı içerisinde kaldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Yerel mahkemece, sözlerin davacının kamuoyunda kötülük yapabilecek, tehlikeli, korkulacak birisi olarak algılanmasına sebep olacak nitelikte görüldüğü, bu sözler sebebiyle davacı hakkında kamuoyunda yanlış izlenim oluşacağı, sözlerin siyasi hoşgörü sınırlarını aştığı ve davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu gerekçesiyle istemin bir bölümünün kabulüne karar verilmiştir.
Anayasa’nın 25. maddesi uyarınca: “….”
Anayasa’nın 90. maddesine göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bu kapsamda … de kanun hükmünde sayılmaktadır.

… ‘nin 10. maddesinde: “…” hükmü bulunmaktadır.
… 22 Nisan 2013 tarihli 48876/08 başvuru nolu kararında: “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil; ama, ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğu, 10. maddede açıklandığı gibi, bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiği ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiği…” ifade edilmektedir. Mahkeme aynı ifadeleri 69698/01 başvuru nolu ve 16354/06 başvuru nolu kararlarında da tekrar etmiştir.
Dosya kapsamından, dava konusu sözlerin basında yer aldığı tarihte davacının halen .., davalının ise belediyenin davacıdan önceki başkanı olduğu ve söz konusu haberlerin içeriğinde; davalının, belediye tarafından açılan bir ihaleye katılmasının tehdit ve şantaj yoluyla engellenmeye çalışıldığını, bununla ilgili olarak adli makamlara başvurduğunu iddia ettikten sonra dava konusu sözleri kullandığı anlaşılmaktadır.
Davalının davacıya yönelik ifadeleri yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; tarafların siyasetçi olduğu, aralarında siyasi rekabetten kaynaklanan bir çok şikayet ve davadan dolayı husumet bulunduğu, açıklamaların bütünlüğü gözönünde tutulduğunda davalının iddiaları sonrasında kanaat açıklaması niteliğinde olduğu, davacının kişilik haklarına haksız saldırı koşulunun gerçekleşmediği görülmüştür.
Yerel mahkemece, açıklanan olgular gözetilerek istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, bir kısmının kabulü usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, (1) sayılı bentte gösterilen nedenle davacının tüm temyiz itirazlarının reddine ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 02/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.