YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/12645
KARAR NO : 2015/13542
KARAR TARİHİ : 16.12.2015
MAHKEMESİ : …. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/01/2015
NUMARASI : 2014/304-2015/14
Taraflar arasında görülen davada … Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14/01/2015 gün ve 2014/304-2015/14 sayılı kararı bozan Daire’nin 20/04/2015 gün ve 2015/3196-2015/5459 sayılı kararı aleyhinde taraf vekilleri tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı sigorta şirketi arasında tanzim edilen nakliyat emtia sigorta poliçesine konu malların taşındığı aracın 21.01.2010 tarihinde taşıdığı yük ile birlikte çalındığını, bu olay nedeniyle davalı şirkete hasar ihbarında bulunulduğunu, davalı şirketin hasarı ödemeyi reddetmesi üzerine müvekkilince … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/748 esas sayılı dava dosyasında alacak davası açıldığını açılan davanın 27.07.2010 tarihli karar ile emtia nakliyat sigortası genel şartlarının 5. maddesi uyarınca sigortalının yahut bunların adamlarının vekil veya mümessillerinin fiil veya kusurları ile doğrudan doğruya veya dolayısıyla sebep oldukları hasarın sigorta teminatı kapsamında sayılmadığı, somut olayda sigortalı aracın sürücüsünün aracın anahtarını üzerinde bırakarak dinlenme tesisi içerisine gittiği, bu sırada sigortalı eşyalarla birlikte aracın çalındığı, araç şoförünün kusurundan kaynaklı olayın sigorta poliçesinin teminatı kapsamında kalmadığı gerekçesiyle reddedildiği, buna ilişkin kararın Yargıtay denetiminden geçmek suretiyle 2.5.2013 tarihinde kesinleştiği, yargılama sırasında faili meçhul nitelikli olayın failinin daha sonra suçunu itiraf etmesi nedeniyle hakkında …. .. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/545 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı ve sanığın mahkumiyetine karar verildiği, söz konusu dosyanın temyiz aşamasında olmasına karşılık bu dosya kapsamındaki beyanlardan ve araç sürücüsünün daha önceki beyanlarından olayın mahkemenin kararına gerekçe yapıldığı şekliyle araç anahtarının arabada bırakılmasından kaynaklanmadığının ortaya çıktığı, bu durumun daha önce kesinleşmiş ret kararının gerekçesini çürüttüğünü ve yargılamanın iadesi istemine dayanak teşkil ettiğini ileri sürerek … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/748 esas 2011/299 karar sayılı dosyasında yapılan yargılamanın yenilenmesi ile 439.034,00 TL’nin 20.10.2010 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüne, mahkemenin 2010/748 esas, 2011/299 karar sayılı ilamının tamamen değiştirilerek, davanın kabulüne 439.034,00 TL’nin temerrüt tarihi olan 03/08/2010 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte tahsiline dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar dairemizce bozulmuştur.
Taraf vekilleri bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere, davalı vekili temyiz itirazlarının duruşmalı olarak incelenmesini talep etmişse de tebligat giderlerinin verilmemiş olması sebebiyle HUMK’nın 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin dikkate alınmayacak olmasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen aşağıdaki bent dışında kalan sair karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir.
2- Yargılamanın iadesi, fevkalade bir kanun yolu olup, ancak kesinleşmiş olan kararlara karşı bu yola başvurulabilir. Yargılamanın iadesi sebepleri 1086 Sayılı HUMK’nın 445., 6100 Sayılı HMK’nın ise 374. maddesinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bunun dışındaki bir sebepten dolayı, yargılamanın iadesi yoluna gidilemez. (Kuru, Baki; Arslan, Ramazan; Yılmaz, Ejder; 2013, Medeni Usul Hukuku, s. 678.) Somut olayda dava dilekçesiyle …. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/545 Esas sayılı dosyasında sanık … …’ın savcılığa verdiği ve el yazısıyla yazılmış ifadesinde “çekicinin ön tarafına geçip kapıyı açmaya çalıştım ama beceremedim, bir şöför arkadaştan bir tornavida aldım öyle kapıyı açtım kontak anahtarı üzerinde yoktu düz kontak yapıp arabayı çalıştırdım” beyanında bulunduğu, adı geçen sanık hakkında ceza tesis edildiği belirtilerek, “Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması” nedenine dayalı olarak mahkemenin 2010/748 Esas 2011/299 Karar sayılı dosyadaki taleplerin tekrarı ile yargılamanın iadesine, talep edilen tazminatın tahsiline karar verilmesi istenmiştir. HUMK’nın 445/1. maddesi, istinaf mahkemelerinin göreve başlamasından sonra uygulanmaya başlanacak olan HMK’nın 375, 1/ç maddesinde düzenlenen yeni bir belgenin ele geçirilmiş olmasının yargılamanın iadesi sebebi teşkil edebilmesi için, şu dört şartın birlikte bulunması gerekir: 1) Bu senet veya belge davaya bakıldığı sırada mevcut olmalıdır. Hüküm verildikten sonra düzenlenmiş olan bir belgeye dayanılarak yargılamanın iadesi istenemez. 2) Yeni ele geçirilmiş olan belgenin, hükmü etkileyecek (karara müessir) nitelikte olması gerekir. Yani, yargılama sırasında mahkemeye sunulmuş olsaydı, başka bir hüküm verilmesine neden olabilecek bir belge olmalıdır. 3) Bu yeni belgenin hükmün verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması gerekir. 4) Bu yeni senet veya belgenin, yargılama sırasında (hükümden önce), (a) bir mücbir (zorlayıcı) sebepten dolayı veya (b) lehine hüküm verilen tarafın fiilinden (eyleminden) dolayı elde edilememiş olması gerekir. Maddede (m.445/I) belirtilen zorlayıcı nedenden anlaşılması gereken, yargılamanın iadesini isteyen tarafın söz konusu belgeyi dava sırasında elde edememesinin kendi kusuruna dayanmamasıdır. (Kuru, Baki; Arslan, Ramazan; Yılmaz, Ejder; 2013, Medeni Usul Hukuku, s. 679.) Somut olayda dayanılan ceza davasında sanık olarak yargılanan … …’ın savcılığa verdiği el yazılı belge 26/04/2013 tarihli olup, savcılık veya ceza mahkemesi huzurundaki ifadeleri de daha sonraki tarihlidir. Yargılamanın iadesi istenen mahkeme kararı ise 27/07/2011 tarihli olup hüküm verildikten sonra düzenlenmiş olan bu belge ve ifadelere dayanılarak yargılamanın iadesi istenemeyeceğinden davacının yargılamanın iadesi sebebi olarak ileri sürdüğü bu hususa dayalı olarak davanın kabul edilmesi doğru görülmemiştir.
Dairemiz bozma ilamında ise, olayları açıklamanın taraflara, hukuki nitelendirmenin hakime ait olduğu belirtilerek, HMK’nın 374. maddesinin 1-ı bendinde bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması halinin de yargılamanın iadesi sebepleri içerisinde gösterildiği, davacı vekilinin talebinin anılan bent kapsamında değerlendirilmesi halinde yargılamanın iadesinin istenebilmesi için ceza davasında verilen kararın kesinleşmesinin beklenilmesinin gerekli olduğu, bu itibarla mahkemece öncelikle …. … Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/545 esas sayılı dava dosyasında verilen kararın kesinleşmesinin beklenilmesi, kararın kesinleşmesi sonrasında ceza mahkemesinin olayın oluşuna ilişkin kabulü de gözetilerek yargılamanın iadesi sebebinin sabit görülmesi halinde HMK’nın 380. maddesi uyarınca hüküm tesisi gerektiği ifade edilmiştir. Sözü edilen HUMK’nın 445/10. maddesi, istinaf mahkemelerinin göreve başlamasından sonra uygulanmaya başlanacak olan HMK’nın 375, 1/ı maddesinde düzenlenen hususun yargılamanın iadesi sebebi olarak görülebilmesi için tarafları, dava sebebi ve konusu aynı olan bir dava hakkında birbirine aykırı kesinleşmiş iki hükmün bulunması gerekmektedir. Dava konusu yargılamanın iadesi istenen davada verilen karar ile tarafları, sebebi ve konusu aynı kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, yargılamanın iadesine sebep olarak gösterilen ceza dosyasının dava dışı sanık hakkındaki hırsızlık suçu nedeniyle açılan kamu davasına ilişkin olduğu, bu sebeple yargılamanın iadesi sebebi olarak görülemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu suretle; ne HUMK’nın 445/1. maddesinin, (istinaf mahkemelerinin göreve başlamasından sonra uygulanmaya başlanacak olan HMK’nın 375, 1/ç maddesinin) ne de HUMK’un 445/10. maddesinde (istinaf mahkemelerinin göreve başlamasından sonra uygulanmaya başlanacak olan HMK’nın 375, 1/ı maddesinde) düzenlenen hususun somut uyuşmazlıkta söz konusu olmadığı, davada yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin gerçekleşmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulü doğru olmamıştır. Bu suretle, mahkeme ilamının belirtilen sebeplerle bozulması gerekirken, yazılı gerekçeyle bozulması nedeniyle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 20.04.2015 gün, 2015/3196 Esas, 2015/5459 Karar sayılı bozma kararının kaldırılarak hükmün yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin tüm davalı vekilinin ise sair karar düzeltme isteğinin HUMK’nun 442. maddesi gereğince REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 20.04.2015 gün, 2015/3196 Esas, 2015/5459 Karar sayılı bozma kararının kaldırılarak mahkeme kararının açıklanan değişik gerekçe ile BOZULMASINA, alınması gereken 57,60 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK’nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 251,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 16/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.