YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/10915
KARAR NO : 2015/13049
KARAR TARİHİ : 25.06.2015
Mahkemesi : İş Mahkemesi
Dava Türü : Alacak
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı ve feri müdahil tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı ve feri müdahilin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2- Davacı vekili, davacının davalı belediyeye ait işyerinde çeşitli firmalar bünyesinde 18.02.1998-14.05.2013 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin emeklilik nedeniyle sona erdiğini, 18.02.1998-15.06.1999 tarihleri arasındaki döneme dair kıdem tazminatının .. İş Mahkemesinin 2007/208 E 2007/417 K sayılı ilamı ile hüküm altına alındığını, kendisine 15.06.1999 tarihinden sonraki çalışması yönünden kıdem tazminatının eksik ödendiğini öne sürerek kıdem tazminatı alacağının tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, .. Belediyesinin her yıl hizmetlerinin yürütülmesi ile ilgili kontrol, tetkik, bakım, onarım, proje, bilgisayar operatörlüğü, büro hizmetleri ve malzemeli bina temizliği satın alınması işinin ihale yöntemi ile yaptırıldığını, davacı tarafın ihaleyi alan alt işverenler nezdinde dava konusu 15/06/1999-14/05/2013 tarihleri arasında çalıştığını, davacının belediyeleri çalışanlarından olmadığından, dava konusu alacakla da hiçbir ilgililerinin bulunmadığını, bu nedenle davanın husumet yönünden reddi gerektiğini savunarak , Feri Müdahil … Vekili,….nin her yıl süpürme ve temizlik işini ihale yöntemi ile yaptırdığını, davacının 15/06/1999 tarihine kadar çalıştığı süre için Mahkemem kararıyla kıdem tazminatı aldığını, böylelikle bu dönem tasfiye edildiğinden kıdem tazminatı hesabında göz önüne alınamayacağını, davacıya …tarafından 17/06/1999-31/12/2000 dönemi için 261,75 TL kıdem tazminatı ödendiğini, davalının ibraname verdiğini ve böylelikle o dönemin de tasfiye edildiğini, davacının …de 25/08/2001 tarihinde çalışmaya başladığını, davacının 01/01/2001-25/08/2001 tarihleri arasında Konak Belediyesi alt yüklenicileri nezdinde çalışmadığını, hizmet akdinin kesintiye uğradığını, bu nedenle 25/08/2011 öncesi kıdem tazminatı hesabında göz önüne alınamayacağını, davacının müvekkili …nde 25/08/2001-14/05/2013 tarihleri arasında çalıştığını, kendisine iki kez kıdem tazminatı ödendiğini ve müvekkili şirketi ibra ettiğini, iş sözleşmesi devam ederken kıdem tazminatına mahsuben yapılan ödemenin iş sözleşmesi sona erdiğinde ödenen kıdem tazminatından yasal faizi ile birlikte düşülmesi gerektiğini, davacıya iş sözleşmesi devam ederken 31/12/2005 tarihinde kıdem tazminatına mahsuben 4.733,35 TL ödendiğini, bu dönem sonunda davacıya kıdem tazminatına mahsuben ödenen miktarın da yasal faizi ile birlikte mahsubu gerektiğini, bu şekilde hesaplama yapıldığında davacının kıdem tazminatına ilişkin hiçbir alacağının kalmadığının anlaşılacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, davacının, davalı belediye bünyesindeki 15.06.1999 tarihine kadar olan çalışması yönünden ilgili tarihte iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı olarak kıdem tazminatına hükmedildiği bu nedenle davacının 15.06.1999 tarihi sonrası çalışmalarının hizmet süresinde dikkate alınması gerektiği, davacının 17.06.1999-04.04.2000 tarihleri arasında Konbel Şirketi bünyesinde 9 ay, 17 gün, 06.04.2000-31.12.2000 tarihleri arasında .. bünyesinde 8 ay, 25 gün, 25.08.2001-14.05.2013 tarihleri arasında .. bünyesinde 11 yıl, 7 ay, 19 gün çalıştığı, davacıya iş sözleşmesinin devamı sırasında 31.12.2005 tarihinde davacıya net 4.704,95 TL kıdem tazminatı ödemesi yapıldığı, bu ödemenin iş sözleşmesinin sona erdiği tarih olan 14.05.2013 tarihine kadar olan 7 yıl, 4 ay, 14 günlük (2689 gün) %9 yıllık faiz oranı dikkate alınarak kıdem tazminatı alacağından mahsup edilmesi gerektiği, davacıya emeklilik nedeniyle 28.359,56 TL kıdem tazminatı ödendiği, bu ödemeler mahsup edilerek davacının bakiye kıdem tazminatının hüküm altına alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir.
İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez .
İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir .
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır.
Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ).
Somut olayda , dosya içerisinde davalı tarafın sunduğu, davacının 17.06.1999-31.12.2000 tarihleri arasında .. ‘de ( yeni ünvanıyla …) çalıştığı dönem yönünden düzenlenmiş ve 260,175 TL kıdem tazminatı ödemesi yapıldığının belirtildiği davacı tarafından imzalı ibraname ile davacıya 260,175 TL kıdem tazminatı ödemesi yapıldığını gösteren kıdem tazminatı bordrosu, bu miktarın davacıya ödenmesi için bankaya yazılan talimat yazısı ve bu miktarın davacıya ödendiğini gösterir davacı imzalı banka dekontu bulunmaktadır. .. kayıtlarına göre davacının 31.12.2000 tarihinden 25.08.2001 tarihine kadar çalışması bulunmamaktadır. Davalı taraf 25.08.2001 tarihinden önceki çalışma döneminin tasfiye edildiğini savunmaktadır. Davacının 25.08.2001- 14.05.2013 tarihleri arasındaki çalışmasının karşılığı kıdem tazminatının ise ödendiği ve davacının 10.07.2013 tarihinde davalı tarafı ibra ettiği savunulmaktadır. 10.07.2013 tarihli ibraname de dosyaya sunulmuştur.
Ne var ki, davalının savunmasına yönelik bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan karar verilmiştir.
Mahkemece, 31.12.2000 tarihli ibraname, 260,175 TL kıdem tazminatı ödemesi yapıldığını gösteren kıdem tazminatı bordrosu, bu miktarın davacıya ödendiğini gösterir davacı imzalı banka dekontu ile 10.07.2013 tarihli ibranamenin aslı getirtildikten sonra davacı isticvap edilerek bu belgelerin içeriğine ve belgelerdeki imzanın aidiyetine ilişkin diyecekleri sorulmalı bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Bu husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı ve fer’i müdahile iadesine, 25.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.