Danıştay Kararı 10. Daire 2019/7094 E. 2022/1419 K. 17.03.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/7094 E.  ,  2022/1419 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/7094
Karar No : 2022/1419

DAVACI : … Kuruluşları Derneği
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri Av. …
Hukuk Müşaviri …

DAVANIN_KONUSU : Davacı tarafından;
13/07/2017 tarihli ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin
a) Yetki unsuru yönünden hukuka aykırılıkları iddia edilerek tamamının,
b) 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde yer alan ”ve Bakanlıkça uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi verilen” ibaresinin,
c) 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ”sağlık tesisinin ve” ibaresinin ve 2. fıkrasının
ç) 6. maddesinin 2. fıkrasının,
d) 10. maddesinin,
e) EK-1 numaralı ekinin 1. ve 5. maddelerinin,
f) EK-5 numaralı ekindeki “Sağlık Tesisi Müeyyide Formu”nun birinci sırasında yer alan müeyyidenin iptali istenilmektedir.

DAVACININ_İDDİALARI : Davacı tarafından,
Yönetmeliğinin tamamına ilişkin olarak, dava konusu Yönetmelik ile, özel hastanelere yabancı hastaların kabulünde, Türk vatandaşı hastaların kabulünde aranmayan kriterlerin zorunlu kılındığı, özel hastanelerin hasta kabulünün hastanın uyruğuna göre sınırlandırıldığı, Yönetmeliğin dayanağı olarak gösterilen 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Kanunu ve 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili maddelerinde bu sınırlamalara olanak tanıyan yasal düzenlemelerin bulunmadığı, kanun ile düzenlenmeyen müeyyidelerin yönetmelik hükümleri ile getirildiği ve bu suretle kanuni düzenleme alanının dışına çıkıldığı, Yönetmeliğin öngördüğü müeyyidelerin (faaliyeti durdurma) ilk önce kanun düzeyinde düzenlenmesinin gerektiği, dayanak kanun olan 3359 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (c) bendinde, herhangi bir yaptırımın düzenlenmediği, Yönetmelik ile getirilen müeyyidelerin kanuni dayanaklarının bulunmadığı, özel hastanelerin yabancı hastaların kabulü için ilave standart ve kriterler getirmekle hem hastaların sağlık hakkına erişiminin engellendiği hem de hastanenin hasta portföyünün daraltıldığı, dayanak yasal düzenlemelerde buna imkan tanıyacak bir düzenlemenin bulunmadığı, yaptırım hükümlerini de içeren dava konusu yönetmeliğin, yasal dayanağı bulunmadığından Hukuk Devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ve yasallık İlkelerine aykırı olduğu, Yönetmelik hükümleri ile bir kısım hastanelerin yabancı uyruklu hastaları kabul etmekten mahrum bırakılarak Anayasanın 10.maddesinde yer alan eşitlik ilkesine de aykırı davranıldığı,
Yönetmeliğin; 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde yer alan “ve Bakanlıkça uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi verilen” ibaresi; 5.maddenin 1. fıkrasında yer alan”sağlık tesisinin ve” ibaresi ile 2. fıkrasına ilişkin olarak;
Özel hastanelerin çalışma ruhsatı alıp faaliyet göstermesi için gerekli şartların Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde belirlendiği, buradaki şartları sağlayan özel hastanelerin Türk hastalara sağlık hizmeti sunabildiği, özel hastanelerin taşıması gerekli şartları taşıyıp taşımadıklarının sık sık denetlendiği, dolayısıyla Türk hastalar için getirilen kriterlerin yabancı hastalar için de yeterli olduğu, dava konusu Yönetmelik ile yabancı hastaların kabulü için getirilen ek kriterlerin uygulamada eşitsizliğe neden olacağı, Türk hastalara sunulan sağlık hizmeti bakımından Özel Hastaneler Yönetmeliğine göre yetkin olan bir hastanenin, getirilen ek kriterleri sağlayamadığı ve yetki belgesi alamadığı için yabancı hastalara sağlık hizmeti sunamayacağı, dolayısıyla özel hastane ruhsatı yetersiz kılınarak Hususi Hastaneler Kanunu ve Özel Hastaneler Yönetmeliği ile çelişkili bir duruma sebebiyet verildiği, sağlık hizmetine ulaşımın kısıtlandığı, özel hastaneler arasında haksız rekabete sebep olunacağı, konusunda uzman bir hekime tedavi olmak isteyen hastanın sırf hekimin görev yaptığı hastanenin yetki belgesi olmaması nedeniyle sağlık hizmetine ulaşmasının engelleneceği, bunun da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine aykırılık oluşturacağı, düzenleme ile amaçlanan sonuca ulaşılamayacağı, sağlık turizminin sekteye uğrayacağı, pek çok sağlık turistinin başka ülkeleri tercih edeceği,
Yönetmeliğin; 6. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin olarak;
Yönetmeliğin 6.maddesi ile kurulması öngörülen birimin başında tabip/uzman tabip bulunması ve bu hekimin de yabancı dil ve mesleki deneyim gibi bir takım ek niteliklere sahip olmasının istenildiği, Özel Hastaneler Yönetmeliği ile getirilen kadro kısıtlaması ile zaten hekim istihdamında kadro sıkıntısı yaşayan özel hastanelerin kurulacak bu birimde bir hekim görevlendirmelerinin mümkün olamayacağı, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 4.maddesinde, hastanın bizzat tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek hekim tarafından bilgilendirilmesinin gerektiğinin açıkça belirtildiği, hal böyle iken kurulması öngörülen birimde hekim görevlendirilmesinin sağlık hizmeti sunumuna katkı sağlamayacağı, ek bir külfet getireceği, özel hastanelerde istihdam edilen tercümanlar bulunduğu, hekimin hastanın dilini bilmiyor olmasının sorun olmayacağı, kurulması öngörülen birime düzenleme ile verilen görevlere bakıldığında bu görevlerin idari ofis ve sekretarya düzeyinde hizmetler olduğu, bu hizmetlerin yürütülmesi için birimin başında hekim istihdamının gerekmeyeceği, zaten kadro sıkıntısı yaşayan özel hastanelerin bu atıl kadro öngören düzenleme ile kazanç kaybına uğrayacakları,

Yönetmeliğin 10. maddesi yönünden;
6023 sayılı Türk Tabipler Birliği Kanunu’nun 28. maddesinin 2. fıkrası gereği; muayene, ameliyat ve girişimsel işlem ücretlerinin miktarlarını gösteren rehber tarifelerin Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi tarafından düzenlenerek Sağlık Bakanlığına sunulacağı, yani özel sağlık kuruluşlarındaki sağlık hizmetlerine ilişkin tarife düzenleme yetkisinin Türk Tabipler Birliği’ne verildiği, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu ile Sağlık Bakanlığına verilen yetkinin ise, sadece gündelik ücretler bakımından üst sınırın belirlemesine ilişkin olduğu, gündelik ücretin tanımının Özel Hastaneler Yönetmeliğinde yapıldığı, buna göre yatak ücretine yatak, yemek, temizlik ve rutin hemşirelik bakımı hizmetlerinin dahil olduğu, dava konusu yönetmelik ile, sağlık turizmi hastaları için gündelik ücretler dışında kalan her türlü sağlık hizmetinin bedelini belirleme yetkisinin Bakanlığa verildiği, bunun ise kanuni dayanağının bulunmadığı ve açıkça hukuka aykırı olduğu, Bakanlığa yönetmelik eliyle verilen fiyatlandırma yetkisinin hangi esaslara göre kullanılacağının belirtilmediği, Bakanlığa sınırsız bir yetkinin verildiği, her hastanenin sunduğu hizmetlerin birbirinden farklılık gösterdiği ve ücret tarifelerinin de hastane tarafından bireysel olarak belirlendiği, ücretlerdeki farklılığın nedeninin sunulan ek hizmetler dışında hekimlere ödenen bedellerin farklılık göstermesinden kaynaklandığı, tanınmış bir hekime ödenecek ücretin uzmanlığını yeni almış bir hekime ödenemeyeceği, yönetmelik ile bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmadığı, adeta tüm hastanelerde tek fiyat uygulaması riskini ortaya çıkaracak biçimde sınırsız bir fiyat belirleme yetkisinin Bakanlığa verildiği, fiyat tarifesi belirlerken SATURK’tan görüş alınacağının düzenlendiği ancak Bakanlığın bu görüşe belirli ölçüde de olsa uyma zorunluluğunun bulunmadığı, bu düzenlemeye rağmen uluslararası sağlık turizmi bağlamında uygulanacak sağlık hizmet tarifelerinin Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenmesini öngören düzenlemenin hukuka aykırı olduğu,
Yönetmeliğin “Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi yetkinlik kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 1. maddesine ilişkin olarak;
Düzenleme ile aranan kalite standartlarında hastaların vatandaşlığına göre farklılıklar oluşturulduğu, halbuki sağlıkta kalitenin hastanın vatandaşlığından bağımsız ve herkese eşit olarak uygulanması gerektiği, söz konusu düzenleme ile Özel Hastaneler Yönetmeliği’ndeki kriterlere göre Türk vatandaşı bir hastayı kabul edebilen bir özel hastanenin, 85 puan alamadığı için yabancı bir hastayı kabul edemeyeceği, Özel Hastaneler Yönetmeliğinde belirlenen kriterler içerisinde hasta kabulüne ilişkin vatandaş veya yabancı ayrımının yer almadığı, uygulamanın hastaların eşit olarak sağlık hizmetine erişimini engelleyeceği, düzenlemenin dayanağı olarak gösterilen yasal düzenlemelerde de böyle bir ayrımın olmadığı, bahse konu düzenlemenin hukuk devleti ilkesinin en temel alt ilkelerinden olan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine de aykırılık teşkil ettiği, sağlıkta kalite standartları kapsamında aranan şartlar içinde, hastanelerin tıbbi süreçlerinin dışında binaların fiziksel yapısı, yönetim ve organizasyon gibi bir takım kriterler de bulunduğu, bazı özel hastanelerin sırf fiziksel şartları veya bazı otomasyon sistemi eksikliği nedeniyle 85 puan almalarının imkansıza yakın olduğu, mevzuata göre hasta kabul edebilen bu hastanelerin düzenleme gereği sırf 85 puan alamaması sonucu yabancı hasta kabulünün engelleneceği, üst normlara aykırı olan ve yasal dayanağı bulunmayan bu düzenlemenin eşitsizliğe ve mağduriyetlere neden olacağı,
Yönetmeliğin “Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi yetkinlik kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 5. maddesine ilişkin olarak;
Hastalardan depozito alınıp alınmayacağının özel hastanenin kendi ticari politikası ile ilgili bir husus olduğu, bu konudaki karar verme yetkisinin hastanede olduğu, Bakanlık da dahil olmak üzere üçüncü bir kişinin bu ticari ilişkiye müdahil olmasında herhangi bir menfaatinin bulunmadığı, ayrıca böyle bir müdahalenin yasal bir dayanağının da olmadığı, düzenleme ile alt yapı oluşturulması öngörülmüş ise de, depozitonun alınıp alınmayacağı, alınacaksa ne zaman ve ne kadar alınacağı, ödenen depozitoya rağmen tedavi için başvurulmadığı durumlarda ne yapılacağı gibi hususlara ilişkin hiçbir açıklamaya yer verilmediği, düzenlemenin bu haliyle uygulanabilmesinin mümkün olmadığı,
Yönetmeliğin Ek-5 numaralı ekindeki Sağlık Tesisi Müeyyide Formu’nun 1. sırasında yer alan müeyyideye ilişkin olarak;
Düzenleme ile getirilen faaliyet durdurma müeyyidesinin, yasal dayanağının bulunmadığı, dayanak Kanunlarda idareye bu yönde bir müeyyide uygulama yetkisi tanınmadığı, müeyyide formunun diğer bölümleri incelendiğinde yönetmeliğe aykırı davranış nedeniyle sağlık tesisinin uluslararası sağlık turizmi faaliyetinin durdurulmasının öngörüldüğü, 1 no.lu bentte ise, hastanenin tamamında sağlık hizmeti verilmesine yönelik faaliyetin tamamen durdurulmasının düzenlendiği, düzenlemenin bu şekli ile orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, müeyyide uygulanacağı belirtilen özel sağlık kuruluşunun hali hazırda Özel Hastaneler Yönetmeliğine göre gerekli şartları taşıyan ve işletme ruhsatı bulunan ve buna göre faaliyet gösteren işletmeler olduğu, bu işletmelerin neye istinaden getirildiği belli olmayan yetki belgesi eksikliği nedeni ile faaliyetinin süresiz olarak kapatılmasının kabul edilemeyeceği, ayrıca yetki belgesi olmadan faaliyet gösteren ve haklarında suç duyurusunda bulunulacağı belirtilen özel hastanelerin mer’i mevzuata göre yasal izinlere sahip, Türk vatandaşlarına sağlık hizmeti sunmaya ehil işletmeler olduğu, yetki belgesi olmaksızın faaliyet göstermenin Türk Ceza Kanunu’nda yer alan hiç bir suç tanımına uymadığı, dolayısı ile bu durumun suç teşkil etmeyeceği, bu düzenlemenin haksız olarak hastaların sağlık hakkını kullanmasını kısıtladığı,
iddia edilerek anılan düzenlemelerin iptali istenilmektedir.

DAVALININ_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından;
Öncelikle, usule ilişkin olarak; dava dilekçesi ile terditli talepte bulunulduğu, dilekçenin reddedilmesi gerektiği, esasa ilişkin olarak, Yönetmeliğin tamamının yetki unsuru bakımından iptali istemi yönünden; Anayasa ve yürürlükteki kanunların sağlık hizmetleri alanında Sağlık Bakanlığını otorite olarak kabul ettiği, yüksek mahkeme kararlarında da bu konuda içtihat birliği bulunduğu, Anayasanın 124. maddesi uyarınca, Bakanlığın görev alanını ilgilendiren bir konuda düzenleme yapma yetkisinin bulunduğu, yönetmelik çıkartılacak konunun Bakanlığın görev alanlarını ilgilendiren bir kanuna dayanmasının gerekli ve yeterli olduğu, ayrıca o konunun yönetmelikle düzenleneceğinin öngörülmesinin gerekmediği, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun (9. madde ve Ek-11. madde) ve 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (8. ve 40. maddeleri) ilgili hükümleri ile Bakanlığa bu konuda düzenleme yapma yetkisinin verildiği, dava konusu Yönetmelik düzenlemelerinin amacının yabancı ülkelerde yerleşik kişilere sağlık turizmi kapsamında hizmet verilmesine yönelik olduğu, bu hizmetin layıkı ile sunulmaması halinde ülkenin rekabet gücünün artırılamayacağı, Devletin itibarının zedeleneceği, bu nedenle bu kapsamdaki hastalara sunulacak sağlık hizmetleri bakımından sağlık turizminin nitelik ve gereklerine uygun ek kriterler aranmasının zorunlu olduğu, dava konusu yönetmeliğin, Anayasa ile ilgili Kanun hükümlerinin verdiği yetkiye istinaden üst hukuk normlarına ve yargı içtihatlarına uygun olarak yürürlüğe konulduğu,
Yönetmeliğin; 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde yer alan “ve Bakanlıkça uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi verilen” ibaresi; 5. maddenin 1. fıkrasında yer alan”sağlık tesisinin ve” ibaresi ile 2. fıkrası yönünden;
İptali istenen düzenlemeler ile, sağlık turizminin asgari standartlarının belirlenmesi ve denetlenmesi amacıyla bu hizmeti vermek isteyen sağlık tesislerinin yetki belgesinin alınmasının öngörüldüğü, bu suretle sağlık turizmi açısından halen standartları belirsiz ve denetimsiz bir alanın kontrol altına alınmasının amaçlandığı, sağlık turizminin ve bu yönetmeliğin amacının, yabancı hastaların ülkede alacakları sağlık hizmetine güven duymalarının sağlanması, hizmet kalitesi, mekan ve personel niteliği itibarıyla tercihe şayan bulunarak yurt dışından daha fazla sağlık turistinin gelmesinin sağlanması olduğu, bu nedenle sağlık turizmi alanında hizmet verecek hastanelerin bir takım niteliklere sahip olmalarının gerektiği, bu suretle hizmet kalitesinin artırılmasının ülke menfaatleri açısından önemli olduğu, özel sağlık kuruluşlarına ilişkin mevzuat hükümleri ile bu alandaki asgari şartların belirlenmiş olduğu, özel sağlık kuruluşlarının Türk vatandaşlarına bu yönetmelik ile yabancı hastalar için öngörülen düzeyde hizmet vermelerini engelleyen bir normun olmadığı, dernek mensuplarının eşitsizlik ve ayrımcılık endişelerini fiili uygulamaları ile gidermelerinin mümkün olduğu, Yönetmelik ile belirlenen kriterlerin tüm sağlık tesisleri için geçerli olduğu, şartları sağlayan veya eksikliklerini gideren sağlık tesislerinin yetkilendirileceği, eşitlik ilkesine aykırı bir durumun söz konusu olmadığı,
Yönetmeliğin; 6. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin olarak;
Yönetmeliğin 6.maddesi ile kurulması öngörülen uluslararası sağlık turizmi biriminin, sağlık tesisinde sağlık turisti ile ilk ve son muhatap olacak birim olduğu, bu birimde sadece faturalandırma, tercümanlık gibi işlemlerin yapılmadığı, bunun yanında tıbbi açıdan değerlendirme yapılarak hastanın durumu hakkında ön bilgi edinildiği, teşhisin konulduğu ve buna göre tedavinin yapılacağı doğru kliniğe yönlendirilerek işlemlerin hızlı ve kaliteli sunulmasının öngörüldüğü, bu tıbbi işlemlerin ise yalnızca bir hekim tarafından yapılabileceğinin açık olduğu, kurulması öngörülen birimde çalışacak personelin tamamının ya ingilizce ya da sağlık turistinin dilini biliyor olmasının hizmetin gereği olduğu, bu birimin yetersiz kalması durumunda da hastanelerde istihdam edilen tercümanların diğer bölümlerin yanında bu birime de katkı sağlayacak şekilde görevlendirilebileceği, sağlık turistinin tedavi sürecinde kendi dilini bilen kişilere ihtiyaç duyulacağı, sağlık hizmeti sunumunda, hizmet alan sağlık turistinin dilini konuşarak hizmet vermenin en doğru tercih olduğu, bu nedenle söz konusu birimde yabancı dil bilen tabip ve personelin görevlendirilmesinin hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik bir gereksinim olduğu, bu uygulama ile sağlık turistinin kendisini daha güvenli hissedeceği ve sağlık personeliyle daha rahat iletişim kurabileceği, bunun da ülkenin uluslararası sağlık turisti potansiyelinin artmasına katkı sağlayacağı, uluslararası sağlık turistinin Türkçe bilmesinin (yurtdışında yerleşik Türk vatandaşları), yabancı dil bilgisine sahip sorumlu hekim istihdam etme zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı,
Yönetmeliğin 10. maddesi yönünden;
663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bedi ile, sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirlemek veya tasdik etmek görevinin Bakanlığa ait olduğu, Anayasa Mahkemesi’nin 14/02/2013 tarih, E:2011/150, K:2013/30 sayılı kararı ile anılan kuralın Anayasaya uygun bulunduğu, Türk Tabipler Birliği’nin yetkisinin sadece muayenehane bünyesinde serbest meslek icra eden hekimlere yönelik rehber tarife düzenlemekten ibaret olduğu, gerek kamu gerekse özel sağlık kurum ve kuruluşlarında verilen sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirlemede asıl yetkili merciin Bakanlık olduğu, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 26. ve 28. maddeleri gereği, özel hastanelerde yatan hastalardan sınıflarına göre alınacak ücretin Bakanlıkça uygun görülen miktardan fazla olamayacağı, yine Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 66. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendine göre, özel hastanelerin belirlenen gündelik yatak ücreti dışında bir ücret uygulayamayacakları, 07/02/2015 tarih ve 29260 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2015/3 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile Sağlık Turizmi Koordinasyon Kurulunun (SATURK) kurulduğu, dava konusu yönetmelik hazırlanırken söz konusu Genelgedeki hususlar dikkate alınarak fiyat tarifesinin SATURK bünyesinde kurulu tanıtım ve fiyatlandırma çalışma grubu tarafından yapılan istişari çalışmalar sonucu hazırlandığı,
Yönetmeliğin “Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi yetkinlik kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 1. maddesine ilişkin olarak;
Düzenleme ile, uluslararası hastalar için uygulanan standartların , vatandaşlarımıza daha kaliteli hizmet sunmak için hazırlanmış sağlıkta kalite standartlarına (SKS) göre değerlendirilmesinin öngörüldüğü, Yönetmelik ile yabancı hastalar için getirilen tek farkın hasta birimi ve hastanın bilgi alabileceği web sitelerinin kurulması olduğu, getirilen bu şartların ise dünyadaki en önemli insan hakları göstergesi olan ana dilde hizmet alma ve aydınlanma özgürlüğünden kaynaklandığı, sağlıkta kalite standartlarının mesleki yetkinlik kriterleri olmadıkları, tamamen sağlık kuruluşlarının fiziksel ve altyapı yetkinliklerine ilişkin olduğu, söz konusu puan şartının da bu yüzden arandığı, Yönetmelik ile uluslararası sağlık turizmine ilişkin standartların belirlendiği, mevcut ruhsatlandırılmış sağlık kuruluşlarının ruhsatları çerçevesinde faaliyetlerine devam edecekleri, aranan şartları sağlamaları durumunda ise sağlık turizmine yönelik haklardan faydalanmalarına hukuki bir engel bulunmadığı, dolayısı ile bir kısım özel hastanelerin mahrumiyetlerinden söz edilemeyeceği, düzenlemenin Resmi Gazete’de yayınlandığı, bu cihetle belirlilik ilkesinin ihlalinden söz edilemeyeceği, idarenin değişen şartlara göre standartları yükseltmek ve geliştirmek için sağlık kuruluşlarından yeni düzenlemeler yapmasını isteyebileceği, yabancı hastaların ülkemize gelmesini sağlamak için başkaca kriterler öngörülmesinin ve söz konusu alanın katı şartlara tabi tutulmasının ülkenin tanıtımı ve sağlık hizmetinin niteliği gereği zorunlu olduğu, hizmetin niteliği gereği değişimin zorunlu olduğu alanlarda hukuki duruma intibak sağlanması için makul sürelerin tayin edildiği,
Yönetmeliğin; “Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi yetkinlik kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 5. maddesine ilişkin olarak;
Söz konusu düzenleme ile, hastanelerin ücretlerini tahsil etmekte yaşadıkları zorlukların en aza indirilmesinin amaçlandığı, bu düzenlemenin hasta ve hastane arasında karşılıklı güvenin tesisine önemli katkı sağlayacağı, idarenin taraflar arasındaki sözleşmeye müdahalesinin söz konusu olmadığı, sağlık turizmi alanında hizmet verecek kuruluşların bu hizmetin gereklerine uygun alt yapıya haiz olması bakımından düzenlemenin yapıldığı, Devletin gerek gördüğünde ekonomik hayata müdahalesinin demokratik hukuk devleti ilkesine aykırı olmadığı,
Yönetmeliğin Ek-5 sayılı ekindeki Sağlık Tesisi Müeyyide Formu’nun 1. sırasında yer alan müeyyideye ilişkin olarak;
Yetkilendirilmeden sağlık hizmetine yönelik faaliyette bulunmanın mevzuatta (1219 ve 2219 sayılı Kanunlar ve 3359 sayılı Kanun’un Ek-11. maddesi) müeyyideye bağlandığı, dava konusu yönetmelik ile uluslararası sağlık turizmine yönelik usul ve esasların düzenlendiği, yaptırıma tabi olan faaliyetin yetki belgesi alınmaksızın uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunulması olduğu, buna göre yetki belgesi alınmaksızın uluslararası sağlık turizmine yönelik faaliyette bulunulması durumunda sadece yetkisiz olarak yürütülen faaliyetin durdurulacağının açık olduğu, sağlık tesisinde yürütülen faaliyetin tamamının durdurulacağı yönündeki iddianın dayanaksız olduğu, öngörülen faaliyet durdurma yaptırımının usulüne göre yetkilendirme yapılması ile son bulacağı, düzenlemenin ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı, dava konusu müeyyidenin Anayasa ve Kanunlar ile Bakanlığa verilen idari denetim yetkisinin bir gereği olarak ve yine 3359 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye istinaden, kanuni sınırlar içinde kalınarak düzenlendiği, tamamen sağlık hizmetinin verimli sunulmasını sağlamaya yönelik olduğu, şayet müeyyide öngörülmeyecek ise Bakanlığa verilen denetim yetkisinin bir anlamı ve etkinliğinin olmayacağı, Yönetmelik ile belirlenen kriterlerin tüm sağlık tesisleri için geçerli olduğu, standartları sağlayan tüm sağlık tesislerinin yetkilendirileceği, bu bağlamda Anayasanın 10.maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırılığı söz konusu olmadığı, maddi ceza hukukunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan ibaret olmadığı, 3359 sayılı Kanun’un Ek 11. maddesinde yer alan müeyyidelerin de cezai nitelikteki hükümler olduğu,
İleri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemelerde hukuka ve dayanağı mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava 3/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik’in; tamamının; bu talebin kabul görmemesi halinde anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin (ğ) bendinde yer alan ”ve Bakanlıkça uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi verilen” ibaresinin; 5. maddesinin (1) nolu paragrafında yer alan ”sağlık tesisinin ve” ibaresinin ve (2) nolu paragrafının; 6. maddesinin 2. fıkrasının; 10. maddesinin; EK-1 ‘de yer alan (1) ve (5) nolu bentlerinin; EK-5 ‘te yer alan (1) nolu müeyyidesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 56. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; 3. fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği; 4. fıkrasında da, Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği hükmüne yer verilmiştir.
Bakılan davada, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 9 uncu maddesinin (c) bendine ve Ek 11 inci maddesine, 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (i) bentlerine ve 40 ıncı maddesine dayanılarak, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında uluslararası düzeyde sunulan sağlık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarının belirlenmesi, uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanarak 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında yönetmeliğin tamamının; bu talebin kabul görmemesi halinde anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin (ğ) bendinde yer alan ”ve Bakanlıkça uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi verilen” ibaresinin; 5. maddesinin (1) nolu paragrafında yer alan ”sağlık tesisinin ve” ibaresinin ve (2) nolu paragrafının; 6. maddesinin 2. fıkrasının; 10. maddesinin; EK-1 ‘de yer alan (1) ve (5) nolu bentlerinin; EK-5 ‘te yer alan (1) nolu müeyyidesinin iptali istenilmektedir.
Dava dilekçesi, savunma ve dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu düzenlemenin uluslararası sağlık turizmi alanında sağlık hizmeti sunan kamu, üniversite ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarını kapsadığı, sağlık amaçlı yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişilerin aldıkları her türlü sağlık hizmeti ile bunlarla ilgili destek hizmetlerinin ise uluslararası sağlık turizmi kapsamıda değerlendirildiği, dava konusu yönetmeliğin halen faaliyette bulunan kamu ve özel bütün sağlık kuruluşlarının uluslararası sağlık turizmi faaliyetleri bakımından yetkilendirilmelerine ilişkin kuralları belirlediği, dava konusu düzenlemeler ile yabancı turistlerin ülkemize getirilmesinin amaçlandığı, bu nedenle aracı kuruluşlara ihtiyaç duyulduğu, ayrıca bu düzenlemeler ile sağlık turizmi bakımından halen standartları belirsiz, kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde devam etmekte olan bu alanın kontrol altına alınmasının amaçlandığı, yine bu düzenlemelerle, uluslararası sağlık turistinin ülkemizde standartları belirlenmiş ve devlet denetimindeki tesislerden güvenli bir şekilde sağlık hizmeti alması sağlanarak, hizmet kalitesi, mekan ve personel niteliği itibariyle ülkemizin cazibe merkezi haline gelmesinin sağlanması, bu suretle ülkeye döviz girişi sağlanarak ekomomiye katlı sağlanmasının amaçlandığı görülmektedir.
Bu durumda, Anayasa ve Yasalarla bu alanı düzenleme yetkisi verilen idare tarafından, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında yukarıda belirtilen amaçları gerçekleştirmek için çıkarıldığı anlaşılan yönetmeliğin iptali istenilen madde hükümlerinde kamu yararı, hizmet gerekleri ve aynı zamanda üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi yolunda karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Sağlık hizmeti alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların, sağlık hizmetinin değişen ve gelişen yönü olan uluslararası sağlık turizmi alanında da faaliyet göstermesiyle birlikte oluşan düzenleme ihtiyacını gidermek üzere; 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 9. maddesinin (c) bendine ve Ek 11. maddesine, 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (i) bentlerine ve 40. maddesine dayanılarak, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında uluslararası düzeyde sunulan sağlık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarının belirlenmesi, uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur.
Davacı dernek tarafından, 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik’in; tamamının yetki yönünden; bu talebin kabul görmemesi halinde 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde yer alan ”ve Bakanlıkça uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi verilen” ibaresinin; 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ”sağlık tesisinin ve” ibaresinin ve 2. fıkrasının; 6. maddesinin 2. fıkrasının; 10. maddesinin; EK-1 numaralı ekinin 1. ve 5. maddelerinin; EK-5 numaralı ekindeki “Sağlık Tesisi Müeyyide Formu”nun birinci sırasında yer alan müeyyidenin iptali istemiyle işbu dava açılmıştır.
USUL YÖNÜNDEN:
Dava dilekçesinde, dava konusu Yönetmeliğin kanunda düzenlenmeyen bir konunun ilk elden alt düzenleyici işlem olan yönetmelik ile düzenlenemeyeceğinden yetki unsuru yönünden tamamının iptali gerektiği ileri sürüldükten sonra maddelerin hukuka aykırılık gerekçeleri ortaya konularak iptali istemine yer verilmiş olup, davalı idare tarafından davacının bu isteminin terditli olması nedeniyle dilekçenin reddedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Birden çok maddeden oluşan bir düzenleyici işlemin yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu iddiasıyla öncelikle tümünün, yargı yerince bu iddia ve talep uygun görülmediği takdirde tek tek hukuka aykırılık sebepleri belirtilen madde/fıkra/bent/ibarelerin iptalinin istenilmesi, “terditli istem” olarak değerlendirilemez. Zira, düzenlemenin bütününe yönelik yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka aykırılık iddiası dışında madde/fıkra/bent/ibarelere yönelik herhangi bir hukuka aykırılık iddiasında ve iptal isteminde bulunulmaması halinde, yargı yeri, “taleple bağlılık ilkesi” gereği düzenlemenin yalnızca yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinmek zorundadır. Bu durum ise, davacının madde/fıkra/bent/ibarelere yönelik dava hakkını kullanamaması ya da sadece madde/fıkra/bent/ibarelerin iptali istemiyle ayrı bir dava açmak zorunda kalması ile sonuçlanacaktır ki söz konusu sonucun adil yargılanma hakkı, davaların en az giderle sonuçlandırılması görevi ve usul ekonomisi ilkesi ile örtüşmeyeceği açıktır. Bu nedenle bir düzenleyici işlemin yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu iddiasıyla öncelikle tümünün, yargı yerince bu iddia ve talep uygun görülmediği takdirde tek tek maddelerin incelenmesine geçilebilmesini teminen her bir madde veya kısım ile menfaat ilgisi kurulmak ve hukuka aykırılık sebepleri ortaya konulmak suretiyle madde veya kısımlarının iptalinin istenmesi mümkün olup, davalı idarenin aksi yöndeki iddiası yerinde görülmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 56. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; 3. fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği; 4. fıkrasında da, Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği; 124. maddesinde, bakanlıkların kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda yönetmelik çıkarabilecekleri hükme bağlanmıştır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3. maddesinin (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde diğer Bakanlıkların da görüşü alınmak suretiyle Sağlık Bakanlığınca planlanacağı, koordine edileceği, mali yönden desteklenip geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık Bakanlığınca düzenleneceği kurala bağlanmış; 9. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarını belirlemeye, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlara yönelik esas ve usulleri yönetmelikle düzenleme yetkisinin Sağlık Bakanlığına ait olduğu; Ek 11. maddesinde, sağlık hizmeti sunumu ile ilgili tüm iş ve işlemlerin Sağlık Bakanlığınca denetleneceği hükümlerine yer verilmiştir.
663 sayılı -dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihteki adıyla- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin -09/07/2018 tarihli mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile mülga- Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün görevlerinin düzenlendiği 8. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (ı) bendinde, sağlık hizmetlerinde kalite ve akreditasyon kuralları belirlemek ve uygulanmasını sağlamak; (i) bendinde, sağlık turizmi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapmak, ilgili kurumlarla koordinasyon sağlamak anılan Genel Müdürlüğün görevleri arasında sayılmış; “Düzenleme yetkisi” başlıklı 40. maddesinde, “Bakanlık ve bağlı kuruluşlar görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş konularda idarî düzenlemeler yapabilir.” yönünde düzenlemelere yer verilmiştir.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355. maddesinde de, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevlerine yönelik aynı yönde düzenlemelere yer verilmiştir.
Sağlık turizmine yönelik olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü teşkilatı içerisinde yer alan Sağlık Turizmi Daire Başkanlığı kurulmuş olup, sağlık turizmi ile ilgili tüm işlemleri, kurumlar arası koordinasyon ve sağlık turizminin geliştirilmesi işlerini yürütmekle görevlendirilmiş; Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 100. Yıl Türkiye Planı kapsamında yayınlamış olduğu Onuncu (2014-2018) ve On Birinci (2019-2023) Kalkınma Planında, sağlık turizmine yönelik amaç ve hedeflerin, Türkiye’nin sağlık turizmi alanında uluslararası çapta tanınırlığını ve tercih edilebilirliğini artırmaya yönelik sağlık turizmi hizmet kapasitesini kalite ve sayısal olarak geliştirmek, sağlık turizmine yönelik gerekli hukuki düzenlemeleri tamamlamak ve akredite olmaya dair denetim altyapısını güçlendirmek, sağlık turizmine yönelik olarak ülkemizin tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesini, hizmet sunucusu ve finansman rolleri, hizmet niteliği, mali açıdan sürdürülebilirlik, kontrol, performans başta olmak üzere daha etkin bir biçimde yerine getirilecek şekilde güçlendirmek, sağlık turizminin geliştirilmesi için tanıtım ve yatırım faaliyetlerini yürütmek şeklinde belirlendiği görülmektedir.
Öte yandan, 07/02/2015 tarih ve 29260 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2015/3 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile, ülkemize yurtdışından gelecek hastalar ile ülkemizde konaklayan ve sağlık hizmetine ihtiyaç duyan turistlerin, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarında alacakları sağlık hizmetleri ve güvenli bir şekilde transferlerinin sağlanmasına yönelik tedbirler, sağlık turizmi tanıtım ve stratejisinin geliştirilmesi, hizmet kriterlerinin belirlenmesi, akreditasyonlara veri oluşturacak asgari hizmet sunum standartlarının tespiti, teşviklerin akreditasyon ile ilişkisinin kurulması, yabancı hastalar için uygulanacak fiyat listesinin oluşturulması ve yapılacak denetimlere ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konularında önerilerde bulunmak ve bu kapsamdaki iş ve işlemleri koordine etmek üzere Sağlık Turizmi Koordinasyon Kurulu (SATURK) oluşturulmuştur.
Yukarıda anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak hazırlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik, 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anılan Yönetmeliğin 1. maddesinde, Yönetmeliğin amacı, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında uluslararası düzeyde sunulan sağlık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarının belirlenmesi, uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak belirtilmiş; 2. maddesinde, Yönetmeliğin kapsamının, 31/5/2006 tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve milletlerarası ikili mütekabiliyet anlaşmaları kapsamına girmeyen, ancak yurtdışından sağlık hizmeti almak amacıyla ülkemize gelenler ile turist olarak ülkemizde bulunduğu sırada sağlık hizmeti ihtiyacı ortaya çıkan kişiler ve bu kişilere sağlık hizmeti sunan kamu, üniversite ve özel sağlık kurum ve kuruluşları ile aracı kuruluşları olarak düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Dava konusu Yönetmeliğin Yetki Yönünden İncelenmesi:
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan ve yukarıda hükümleri aktarılan mevzuatın birlikte değerlendirilmesinden; genel olarak Sağlık Bakanlığının ülke genelindeki sağlık hizmetinin dengeli, planlı, verimli, kaliteli ve koordineli sunulmasında asli yetkili otorite olduğu, Anayasayla Devlete sağlık hizmeti alanında verilen görevlerin anılan Bakanlık aracılığıyla yerine getirildiği; uyuşmazlığın özelinde ise, kamu – özel sektör fark etmeksizin bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarını belirlemeye, amaçlarına uygun olarak teşkilatlanmalarına, bu çerçevede ruhsatlandırılıp denetlenmelerine ve nihai olarak sağlık turizmi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik düzenleme yapmaya yetkili olduğu anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla, temel unsuru sağlık hizmeti olan sağlık turizmi alanının amaç ve kapsamını belirleyen, bu alanda faaliyet gösterecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetki belgesi kriterlerini, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen dava konusu Yönetmeliğin, sağlık hizmetleri alanında asli yetkili otorite olan Sağlık Bakanlığınca hazırlanarak yürürlüğe konulmasında meri mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır.
Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikte, sağlık turizmi alanında yasal düzenleme bulunmaksızın doğrudan (ilk elden) düzenleyici işlemle kural konulması nedeniyle yetki unsuru yönünden hukuka aykırılık bulunduğu ileri sürülmekte ise de; “kanunla düzenlenme” deyiminin, düzenleme konusu alanın ve bu alanda idareye tanınan yetkilerin genel çerçevesinin çizilmesinin yeterli olduğu şeklinde anlaşılması gerektiği, düzenleme alanına yönelik detaylı kuralların zamana ve koşullara göre değişebileceği ve uzmanlık gerektirebileceği değerlendirilerek kural koyma yetkisinin idareye bırakılmasının yasama yetkisinin devredilmezliği veya idarenin düzenleme yetkisinin türevselliği ilkelerine aykırılık oluşturmayacağı, uyuşmazlıkta da 3359 sayılı Kanun ve 663 sayılı KHK ile idareye sağlık turizmi ve bu alanda faaliyette bulunacak kuruluşlar hakkında düzenleme yetkisi verildiği, bu yetkinin sınırlarının da yine Anayasa ve 3359 sayılı Kanunla (sağlık hizmetinin yurt genelinde eşit, dengeli, verimli, kaliteli, koordineli sunulması gibi) çizildiği dikkate alındığında, davacının söz konusu iddialarına itibar edilmemiştir.
Bu sebeple yetki unsuru yönünden hukuka uygun bulunan dava konusu Yönetmeliğin esasına yönelik iddiaların incelenmesine geçilmiştir.
B) Dava Konusu Maddelerin, Davacının İddiaları İle Sınırlı Olarak İncelenmesi:
1)Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde yer alan “ve Bakanlıkça uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi verilen” ibaresi; 5. maddenin 1. fıkrasında yer alan”sağlık tesisinin ve” ibaresi ile 2. fıkrası; “Sağlık Tesisi Müeyyide Formu” başlıklı Ek-5 numaralı ekinin birinci sırasında yer alan müeyyideye ilişkin olarak;
Anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin, sağlık tesisi ruhsatına sahip olan ve Bakanlıkça uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi verilen kamu, üniversite ve özel sağlık kurum ve kuruluşunu ifade ettiği; 5. maddesinin 1. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi kapsamında faaliyette bulunabilmek için sağlık tesisinin ve aracı kuruluşun uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi almasının zorunlu olduğu; 5. maddesinin 2. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinde bu Yönetmelikteki kriterlere uygun olarak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetleri ile geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları sunulabileceği; “Sağlık Tesisi Müeyyide Formu” başlıklı Ek-5 numaralı ekinin birinci sırasında ise, sağlık tesisinin yetki belgesi almadan yetkisiz olarak uluslararası sağlık turizmi faaliyeti göstermesi halinde Valilikçe faaliyetinin durdurulacağı ve kişiler hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulacağı düzenlenmiştir.
Davacı tarafından, özel hastanelerin çalışma ruhsatı alıp faaliyet göstermesi için gerekli şartların Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde belirlendiği, buradaki şartları sağlayan özel hastanelerin Türk hastalara sağlık hizmeti sunabildiği, özel hastanelerin bahse konu şartları taşıyıp taşımadıklarının sık sık denetlendiği, dolayısıyla Türk hastalar için getirilen kriterlerin yabancı hastalar için de yeterli olduğu, dava konusu yönetmelik ile yabancı hastaların kabulü için getirilen ek kriterlerin uygulamada eşitsizliğe neden olacağı, Türk hastalara sunulan sağlık hizmeti bakımından Özel Hastaneler Yönetmeliğine göre yetkin olan bir hastanenin, getirilen ek kriterleri sağlayamadığı ve yetki belgesi alamadığı için yabancı hastalara sağlık hizmeti sunamayacağı, dolayısıyla özel hastanenin ruhsatı yetersiz kılınarak Hususi Hastaneler Kanunu ve Özel Hastaneler Yönetmeliği ile çelişkili bir duruma sebebiyet verildiği, bu durumun sağlık hizmetine ulaşımı kısıtladığı, özel hastaneler arasında haksız rekabete sebep olacağı, konusunda uzman bir hekime tedavi olmak isteyen hastanın sırf hekimin görev yaptığı hastanenin yetki belgesi olmaması nedeniyle sağlık hizmetine ulaşmasının engelleneceği, sağlık turizminin sekteye uğrayacağı ileri sürülmektedir. Ayrıca, Yönetmeliğin “Sağlık Tesisi Müeyyide Formu” başlıklı Ek-5 numaralı ekinin birinci sırasında yer alan müeyyideye ilişkin olarak; düzenleme ile getirilen “faaliyet durdurma” müeyyidesinin, yasal dayanağının bulunmadığı, dayanak kanunlarda idareye bu yönde bir müeyyide uygulama yetkisi tanınmadığı, müeyyide formunun diğer bölümleri incelendiğinde, Yönetmeliğe aykırı davranış nedeniyle sağlık tesisinin uluslararası sağlık turizmi faaliyetinin durdurulmasının öngörüldüğü, dava konusu birinci sıradaki müeyyidede ise, hastanenin sağlık hizmeti faaliyetinin uluslararası sağlık turizmi faaliyeti ayrımı yapılmaksızın tamamen durdurulmasının düzenlendiği, düzenlemenin bu şekli ile orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, müeyyide uygulanacağı belirtilen özel sağlık kuruluşunun halihazırda Özel Hastaneler Yönetmeliğine göre gerekli şartları taşıyan ve işletme ruhsatı bulunan ve buna göre faaliyet gösteren işletmeler olduğu, bu işletmelerin neye istinaden getirildiği belli olmayan yetki belgesi eksikliği nedeni ile faaliyetinin süresiz olarak durdurulmasının kabul edilemeyeceği, yetki belgesi olmadan faaliyet gösteren ve haklarında suç duyurusunda bulunulacağı belirtilen özel hastanelerin mer’i mevzuata göre yasal izinlere sahip, Türk vatandaşlarına sağlık hizmeti sunmaya ehil işletmeler olduğu, ayrıca yetki belgesi olmaksızın faaliyet göstermenin Türk Ceza Kanunu’nda yer alan hiçbir suç tanımına uymadığı, dolayısıyla bu durumun suç teşkil etmeyeceği, bu düzenlemenin haksız olarak hastaların sağlık hakkını kullanmasını kısıtladığı iddia edilmektedir.
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleriyle Sağlık Bakanlığına, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarını belirleme, amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına yönelik düzenleme yapma, çalışma ve hizmet standartlarını tespit etme, bu kuruluşları ruhsatlandırma, denetleme, mevzuata aykırılığın tespiti halinde faaliyetlerini durdurma ve sağlık turizmi uygulamalarını geliştirme görev ve yetkisinin verildiği görülmektedir.
Esasen, sağlık kurum ve kuruluşlarının, sağlık alanında faaliyette bulunan kuruluşların hizmet standartlarının tespiti ile bu standartlara uyulup uyulmadığının denetimi bütünlük içinde yürütülmesi gereken hizmetlerdir. Kanun’un hizmet standartlarını belirleme ve belirlenecek standartlara uyulup uyulmadığını denetleme görevini idareye vermesinin doğal sonucu olarak da hizmet standartlarına uymayanlara uygulanacak yaptırımları belirleyebileceğinin kabulü gerekir (İDDK, 17/01/2018 tarih ve E.2015/2327, K.2018/42 sayılı kararı).
Sağlık hizmetlerinin niteliği gereği diğer kamu hizmetlerinden farklı olduğu, sağlık hizmetinin temel hedefi olan insan sağlığının ertelenemez ve ikame edilemez olduğu, sağlık hizmetlerinin insan yararına sürekli yenilik ve gelişme göstermesinin, hizmet kalite ve beklentilerini çağın koşullarına yaklaştırmayı gerektirdiği, bu yönüyle sağlık hizmetlerinin, kendi iç dinamikleri ve nitelikleri doğrultusunda üretilmesi ve halk yararına sunulmasında özel sektörün kazanç, rekabet ve büyüme dinamiklerinden yararlanılacak türdeki hizmetlerden olduğu, bu çerçevede, artan sağlık hizmeti talebini en doğru şekilde karşılamak, yüksek sermaye grubuna dahil sürekli yenilenen teknoloji elde etmek ve maliyetleri en aza indirgemek, birden çok kuruma ortak hizmet alanı yaratmak, yetersiz ve kısıtlı kalifiye insan gücü kaynağını değerlendirerek hizmette etkinlik ve verimlilik sağlamak, değişen şartlara ve ihtiyaçlara göre hizmet planlaması ve sunumu yapmak, kaynak kullanımı kontrollü, kaliteyi yükselten, maliyeti düşüren etkin, süratli, kesintisiz bir sağlık hizmeti sunmak sağlık hizmetleri yönünden Devlet için bir kamusal zorunluluk olup bu husus yargı içtihatlarında da vurgulanmaktadır.
Uluslararası sağlık turizminin de sağlık hizmetinin gelişen ve değişen yönü olarak ortaya çıktığı ve klasik kamu hizmetinden farklı niteliğe sahip olduğu, söz konusu hizmetin ülke ekonomisine katkısı ve dışa yönelik olarak ülke tanıtımını sağlaması açısından sıkı kurallara tabi tutulmasının hizmetin niteliği gereği olduğu, böylece kaliteli hizmet sunulmasının amaçlandığı açıktır.
Sağlık turizmi kapsamında sağlık hizmeti almak için gelen turist, genel olarak, sağlık hizmet kuruluşu ile tedavi sözleşmesi veya hastaneye kabul sözleşmesi; ulaşım için hava veya karayolu şirketi ile taşıma sözleşmesi; konaklama için otel veya pansiyon ile barındırma sözleşmesi yapmaktadır. Dava konusu Yönetmeliğin öngördüğü sistemde ise, tüm bu ilişkilerin kurulmasına aracılık etmesi amacıyla turistler bir aracı kurum ile anlaşma yapabileceği gibi doğrudan sağlık tesisi ile irtibata geçerek onun anlaşmasının olduğu aracı kuruluşa da yönlendirilebilecektir.
Sağlık tesisi, sağlık hizmeti almak için yurt dışından gelen hastalara teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetleri ile geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları konusunda yardımcı olmaktadır. Böylesine önemli bir fonksiyona sahip olduğu da gözetilerek, sağlık hizmetini ifa eden sağlık tesisinin uluslararası sağlık turizmi kapsamında faaliyette bulunabilmesi için uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi alınması dava konusu Yönetmelikle zorunlu kılınmıştır.
Bu zorunluluğun nedenleri arasında; uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunanlar açısından dava konusu düzenleyici işlemin yürürlüğe girmiş olduğu tarihe kadar herhangi bir düzenleme bulunmadığından kontrolsüz, kriterleri belirlenmemiş bir biçimde, denetimsiz olarak faaliyetlerin sürdürülmesinin doğurduğu mağduriyetler ve alanı disipline etme ihtiyacının olduğu, hızla gelişen ve ülke ekonomisi açısından önemli bir paya sahip olan sağlık turizmi alanına ilişkin kriterlerin kural altına alınmasının gerekli olduğu, bu noktada sağlık turizmi alanındaki asli hizmetin sağlık hizmeti olması, ülkemizin tercih edilen konuma gelmesi ve ekonomiye de katkı sağlanması açısından bir takım kriterlerin getirildiği açıktır.
Başka bir anlatımla, dava konusu Yönetmeliğin amacı, mevcut durumda fiilen var olan sağlık turizmi faaliyetlerini hukukî düzenlemeye kavuşturarak disipline etmek, böylece Anayasa gereği kişi sağlığını korumak ve suistimallerin önüne geçilmesini temin ederek bu alanda da denetim sağlamak, sağlık turizmi alanının uluslararası boyutu gereği yurt dışından ülkemize gelen sağlık hizmeti ihtiyacı duyan bireylere kendi ülkelerinde alamadıkları nitelikli ve denetime tabi standartları yükseltilmiş sağlık hizmeti sunmaktır.
Bu bağlamda, davalı Bakanlığın, yukarıda aktarılan görev ve yetkileri çerçevesinde, uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunmak isteyen sağlık tesisinin ve aracı kuruluşun, mevcut ruhsat/izin/yetki belgesine ek olarak, uluslararası sağlık turizmi alanının nitelik ve gerekleri gözetilerek belirlenen kriterleri sağlaması amacıyla uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi ile faaliyette bulunması şartının getirilmesini öngören Yönetmelik kuralında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gibi, söz konusu kuralın sağlık turizmi alanının uluslararası boyutu ve ülke ekonomisi açısından önemi de göz önünde bulundurularak bu alanın kontrol altına alınması suretiyle kaliteli hizmet sunumunun sağlanması ve denetimde somut kriterler belirlenerek faaliyette bulunanların hizmetlerinin denetlenmesinin sağlanmasına hizmet ettiği, ülkesinden sağlık hizmeti almak için gelecek bireylerin de standartları mevzuat ile belirlenmiş bir ülkede hizmet aldıkları konusunda kendilerini hukuki açıdan güvende hissedecekleri, dolayısıyla düzenlemelerde kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı bir yön de bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Davacı tarafından, hekimlerin hasta tedavi etme haklarının ve hastaların sağlık hizmetine ulaşması haklarının kısıtlanması nedeniyle dava konusu Yönetmelik kurallarının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; dava konusu Yönetmelikle hekimlerin hasta tedavi etme haklarına ya da hastaların sağlık hizmetine erişimine Kanuna aykırı bir kısıtlama getirilmediği, yalnızca uluslararası sağlık turistine sağlık hizmeti sunacak sağlık kuruluşlarına yönelik Bakanlıktan alınmış ruhsata ek olarak yetki belgesi almaya esas başka koşullar öngörüldüğü, bu durumun hekim yetkisinin kısıtlanması olarak değerlendirilemeyeceği, aksi görüşün ruhsatsız sağlık kuruluşunda görevli hekimlerin de yetkilerinin kısıtlandığının kabulü anlamına geleceği, oysa yetki belgesi koşulunun, tıpkı ruhsat gibi, sunulacak sağlık hizmetinin niteliğine uygun kriterlerin sağlandığının belgelendirilmesine yönelik olduğu ve bu haliyle mevzuata aykırı bir yön içermediği kanaatine varıldığından, aksi yöndeki davacı iddiasına itibar edilmemiştir.
Yine davacı derneğin iddiasının aksine, Yönetmeliğin “Sağlık Tesisi Müeyyide Formu” başlıklı Ek-5 numaralı ekinin birinci sırasında yer alan dava konusu kuralla getirilen faaliyet durdurma cezasının, yalnızca yetki belgesi alınmaksızın hukuka aykırı olarak yürütülen uluslararası sağlık turizmi alanındaki sağlık ve diğer destek hizmetlerine yönelik olduğu anlaşıldığından, davacının bu iddiası da yerinde görülmemiştir.
2) Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının incelenmesi yönünden;
Anılan Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi biriminde bir tabip/uzman tabibin uluslararası sağlık turizmi birimi sorumlusu olarak; uluslararası sağlık turisti potansiyeline göre, bir sağlık meslek mensubunun ise uluslararası sağlık turizmi birimi sorumlu yardımcısı olarak görevlendirilebileceği; uluslararası sağlık turizmi sorumlusu ve uluslararası sağlık turizmi birimi sorumlu yardımcısı olarak görevlendirileceklerin,
a) Türkiye’de sanatını yapmaya mezun olmak,
b) Bu maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen yeterlilikte yabancı dil bilgisine sahip olmak,
c) Türkiye’de iki yılı kamu ya da özel sağlık kuruluşlarında olmak üzere, en az beş yıl meslek icrası yaptığını gösteren belge veya belgelere sahip olmak, niteliklerini taşımasının şart olduğu düzenlenmiştir.
Davacı tarafından, Yönetmeliğin 6.maddesi ile kurulması öngörülen birimin başında tabip/uzman tabip bulunması ve bu hekimin de yabancı dil ve mesleki deneyim gibi bir takım ek niteliklere sahip olmasının istenildiği, Özel Hastaneler Yönetmeliği ile getirilen kadro kısıtlaması ile zaten hekim istihdamında kadro sıkıntısı yaşayan özel hastanelerin kurulacak bu birimde bir hekim görevlendirmelerinin mümkün olamayacağı, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 4.maddesinde, hastanın bizzat tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek hekim tarafından bilgilendirilmesinin gerektiğinin açıkça belirtildiği, hal böyle iken kurulması öngörülen birimde hekim görevlendirilmesinin sağlık hizmeti sunumuna katkı sağlamayacağı, özel hastanelerde istihdam edilen tercümanlar bulunduğu, hekimin hastanın dilini bilmiyor olmasının sorun olmayacağı, kurulması öngörülen birime dava konusu düzenleme ile verilen görevlere bakıldığında, bu görevlerin idari ofis ve sekretarya düzeyinde hizmetler olduğu, bu hizmetlerin yürütülmesi için birimin başında hekim istihdamının gerekmeyeceği, zaten kadro sıkıntısı yaşayan özel hastanelerin bu atıl kadro öngören düzenleme ile kazanç kaybına uğrayacakları ileri sürülmektedir.
Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin (d) bendinde, “uluslararası sağlık turizmi”nin, sağlık amaçlı yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişilerin aldıkları her türlü sağlık hizmeti ile bunlarla ilgili destek hizmetlerini ifade ettiği; (e) bendinde, “turistin sağlığı”nın, ülkemizde herhangi bir nedenle geçici süreli olarak bulunan yabancıların, ülkemizde bulundukları sırada ani gelişen hastalıklarda ve acil durumlarda sağlık hizmeti almasını ifade ettiği; (f) bendinde ise, “uluslararası sağlık turisti”nin, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında sağlık hizmeti alan hastayı ifade ettiği belirtilmiş; “Uluslararası sağlık turizmi birimi” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında da, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinde, uluslararası sağlık turistinin kabul, kayıt, teşhis, tedavi, faturalandırma, taburculuk, tercümanlık ve aracı kuruluşlarla ilgili iş ve işlemlerin koordinasyonu ile görevli “uluslararası sağlık turizmi birimi” oluşturulacağı düzenlenmiştir.
Bu birimde sağlık tesisine yurt dışından gelen hastalara sunulacak sağlık hizmeti ile diğer destek hizmetlerine ilişkin işlemlerin koordinasyonunda görev yapmak üzere bir tabip/uzman tabibin “birim sorumlusu” olarak belirleneceğine, birim sorumlusunun tek başına hizmet ifasında hasta potansiyeli açısından zorluk yaşaması halinde bir sağlık meslek mensubunun “sorumlu yardımcısı” olarak görevlendirilebileceğine, bu birimde sorumlu dahil yabancı dil bilen en az 2 personel bulunması gerektiğine yönelik zorunluluklar getirildiği görülmektedir.
Anılan Yönetmeliğin kapsamı ve amacı birlikte değerlendirildiğinde; uluslararası sağlık turizminin, bireylerin ihtiyacı olan sağlık hizmetini ikamet ettiği ülke dışındaki farklı bir ülkeden almak için seyahat etmesi olduğu, hastanın daha kaliteli ve erişebilir sağlık hizmeti arayışı nedeniyle tercih ettiği bu seçenekte, sağlık tesisine gelen turisti yönlendirme ve ona rehberlik etme açısından onunla ilk muhatap olacak konumda bir birim kurulmasının ve birimde eğitimli, sağlık hizmeti sunumuna yönelik bilgilendirme taleplerine cevap verebilecek, belirli tecrübeye ve hasta ile iyi iletişim kurabilecek dil yeterliliğine sahip sağlık personelinin bulunmasının hizmetin standartlarını ve niteliğini arttırmaya yönelik olduğu, aynı zamanda uluslararası sağlık turizminin ülkemizin tanıtımına ve ekonomisine olumlu katkısı da gözetilerek uluslararası sağlık turistinin ülkemizdeki sağlık hizmetine yönlendirilmesi amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır. İdarece, belirtilen kamu yararına yönelik amaçlarla sağlık tesislerine yönelik bazı ek yükümlülükler öngörülebileceği, ancak bu yükümlülüklerin ölçüsüz olmaması gerektiği ve dava konusu düzenlemelerde sağlık kuruluşları açısından ölçüsüz bir külfet de getirilmediği açıktır.
Bu itibarla, kaliteli hizmet arzı ve sağlık turizmi kapsamında sağlık hizmetlerinin ihtiyacı en iyi şekilde karşılayacak biçimde yürütülüp geliştirilmesiyle görevli davalı idarece, kendisine verilen bu görev ve yetki uyarınca sağlık turizminin amaç ve kapsamına uygun ve orantılı olarak öngörülen dava konusu yükümlülükleri içeren düzenlemelerde hukuka, kamu yararı amacına ve hizmet gereklerine aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, yurt dışından gelen turistlerle ilk görüşmenin yapıldığı uluslararası sağlık turizmi sağlık biriminin kurulmasının hizmetin doğası gereği olduğu, bu birimde kabul, kayıt, teşhis, tedavi, faturalandırma, taburculuk, tercümanlık ve aracı kuruluşlar ile ilgili iş ve işlemlerin yürütüleceği, sorumlu tabibin bu birimde yerine getireceği görevlerin hizmetin idari yönden işleyişine yönelik olduğu, ilgiliyi tedavi edecek hekime yönelik olmadığından tedavi yetkisinin kısıtlanması sonucunu doğurmayacağı, düzenlemelerin bu yönden de hizmet gereklerine aykırı olmadığı görülmektedir.

3) Yönetmeliğin 10. maddesi yönünden;
Yönetmeliğin “Fiyatlandırma” başlıklı 10. maddesinde, bu Yönetmelik kapsamında sunulacak uluslararası sağlık turizmi kapsamında verilen sağlık hizmetinin bedelinin, Sağlık Hizmeti Koordinasyon Kurulu’nun (SATURK) görüşü alınarak Bakanlıkça belirleneceği, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesislerinin, Bakanlıkça belirlenen sağlık turizmi fiyat tarifesinde belirlenen usul ve esaslara uymakla yükümlü olduğu düzenlemesine yer yerilmiştir.
Davacı tarafından, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 28. maddesinin 1. fıkrasının II numaralı bendinde, özel sağlık kuruluşlarındaki sağlık hizmetlerine ilişkin tarife düzenleme yetkisinin Türk Tabipleri Birliğine verildiği, anılan tarifenin Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmesinin veya onaylanmasının söz konusu olmadığı, aktarılan Kanun hükümlerine aykırı Yönetmelik kuralının iptali gerektiği ileri sürülmektedir.
İşlem tarihindeki adıyla 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan haliyle 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirlemek veya tasdik etmek Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasında sayılmış; 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 28. maddesinde, Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 55. ve 66. maddelerinde de, ücret ve tarifeler konusunda Bakanlık yetkisine değinilmiştir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3. maddesi (c) bendinde, gerek görüldüğünde özel sağlık kuruluşlarının her türlü ücret tarifelerinin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca onaylanacağı, kamu kurum ve kuruluşlarına ait Sağlık kuruluşları veya sağlık işletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatlarının Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tespit ve ilan edileceği düzenlenmiştir.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevlerinin düzenlendiği 355. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde, sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirlemek veya tasdik etmek Bakanlığın görevleri arasında düzenlenmiştir.
07/02/2015 tarihli ve 29260 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2015/3 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018) öncelikli dönüşüm programları arasında yer alan “Sağlık Turizminin Geliştirilmesi Programı”na ilişkin eylem planında, sağlık turizmine yönelik kurumsal ve hukuki altyapının geliştirilmesinin öngörülmesi sebebiyle bu amaca yönelik olarak, ülkeye yurt dışından gelecek hastalar ile ülkede konaklayan ve sağlık hizmetine ihtiyaç duyan turistlerin, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarında alacakları sağlık hizmetleri ve güvenli bir şekilde transferlerinin sağlanmasına yönelik tedbirler, sağlık turizmi tanıtım ve stratejisinin geliştirilmesi, hizmet kriterlerinin belirlenmesi, akreditasyonlara veri oluşturacak asgari hizmet sunum standartlarının tespiti, teşviklerin akreditasyon ile ilişkisinin kurulması, yabancı hastalar için uygulanacak fiyat listesinin oluşturulması ve yapılacak denetimlere ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konularında önerilerde bulunmak ve bu kapsamdaki iş ve işlemleri koordine etmek üzere Sağlık Turizmi Koordinasyon Kurulu (SATURK) kurulduğu; Kurul’un, Sağlık Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında, Aile ve Sosyal Politikalar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Dışişleri, Ekonomi, Kalkınma, Kültür ve Turizm ile Sağlık Bakanlıklarından Genel Müdür düzeyinde temsilciler ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu ve Yükseköğretim Kurulu temsilcilerinden oluşacağının, kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra üniversiteler, sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile özel sektör temsilcilerinin de toplantılara davet edilebileceğinin ve çalışma gruplarında yer alabileceğinin belirtildiği; dava konusu Yönetmeliğin, söz konusu Genelgedeki hususlar dikkate alınarak SATURK bünyesinde kurulan tanıtım ve fiyatlandırma çalışma grubu kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra, sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de çalışmalarda yer almaları sağlanarak ortak istişareler sonrasında karar alınmak suretiyle hazırlandığı anlaşılmaktadır.
Buna göre, gerek kamu gerekse özel sağlık kurum ve kuruluşlarında verilen sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirleme konusunda asıl yetkili merci Sağlık Bakanlığı olduğundan, Yönetmeliğin 10. maddesinde, dayanağı mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Her ne kadar davacı tarafından, dava konusu kuralın 6023 sayılı Kanun’un 28. maddesinin 1. fıkrasının II numaralı bendine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; anılan hükümde Türk Tabipleri Birliği İdare Heyetine (Yönetim Kuruluna) verilen yetkinin, yol gösterici ve tavsiye niteliğinde “rehber tarife” düzenleme ile sınırlı olduğu, daha açık bir anlatımla bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarını “bağlayıcı bir tarife” tespit etme yetkisi bulunmadığı, anılan yetkinin yukarıda aktarılan hükümler uyarınca Sağlık Bakanlığına ait olduğu anlaşıldığından, söz konusu iddiaya itibar edilmemiştir.
4) Yönetmeliğin “Uluslararası Sağlık Turizmi Sağlık Tesisi Yetkinlik Kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 1. maddesi yönünden;
Anılan Yönetmeliğin “Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi yetkinlik kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 1. maddesinde, sağlık tesisinin başvuru tarihinden / denetimden önce yapılan son sağlıkta kalite standartları değerlendirmesinden asgari 85 puan almış olması gerektiği düzenlenmiştir.
Davacı tarafından, düzenleme ile aranan kalite standartlarında hastaların vatandaşlığına göre farklılıklar oluşturulduğu, sağlıkta kalitenin hastanın vatandaşlığından bağımsız ve herkese eşit olarak uygulanması gerektiği, söz konusu düzenleme ile Özel Hastaneler Yönetmeliği’ndeki kriterlere göre Türk vatandaşı bir hastayı kabul edebilen bir özel hastanenin, 85 puan alamadığı için yabancı bir hastayı kabul edemeyeceği, Özel Hastaneler Yönetmeliğinde belirlenen kriterler içerisinde hasta kabulüne ilişkin vatandaş veya yabancı ayrımının yer almadığı, uygulamanın hastaların eşit olarak sağlık hizmetine erişimini engelleyeceği, düzenlemenin dayanağı olarak gösterilen yasal düzenlemelerde de böyle bir ayrımın olmadığı, düzenlemenin hukuk devleti ilkesinin en temel alt ilkelerinden olan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine de aykırılık teşkil ettiği, üst normlara aykırı olan ve yasal dayanağı bulunmayan bu düzenlemenin eşitsizliğe ve mağduriyetlere neden olacağı ileri sürülmektedir.
Sağlık turizmi; bedensel, ruhsal ve zihinsel sağlığın korunması ya da iyileştirilmesi, hastalıklardan kurtulunması amacıyla yaşanılan yer dışına seyahat edilerek sağlık hizmetlerinin yanı sıra ulaşım, konaklama, yeme, içme, tercümanlık, sağlık tesisi ve hekim hakkında bilgilendirme gibi bir takım destek hizmetlerini bünyesinde barındıran bir turizm türü olup, uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunanlar açısından dava konusu düzenleyici işlemin yürürlüğe girmiş olduğu döneme kadar herhangi bir mevzuat bulunmamaktadır. Dolayısıyla, dava konusu Yönetmeliğin kontrolsüz, kriterleri belirlenmemiş bir biçimde, denetimsiz olarak faaliyetlerin sürdürülmesinin doğurduğu mağduriyetleri giderme, kişi sağlığını koruma, alanı disipline etme özetle nitelikli ve denetime tabi standartları yükseltilmiş sağlık hizmeti sunma ihtiyacının gereği olarak ve sağlık turizminin ülkenin dışa tanıtımı ve ülke ekonomisi açısından önemli bir paya sahip olması hasebiyle ülkemizin tercih edilen konuma gelmesi ve ekonomiye de katkı sağlanması amacıyla hazırlandığı, aynı amaçlarla da uluslararası sağlık turizmi alanında hizmet sunacak sağlık tesisleri yönünden bir takım kriterlerin getirildiği açıktır.
3359 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, davalı Bakanlığa “sağlık kurum ve kuruluşlarının hizmet standartlarını tespiti etme ve denetleme; Ek 11. maddesinde de, sağlık kuruluşlarının faaliyetlerini denetlenme ve gerektiğinde faaliyetlerini durdurma yetkisinin verildiği görülmektedir.
Anılan hükümlere istinaden sağlıkta kalite standartlarının Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Sağlıkta Kalite, Akreditasyon ve Çalışan Hakları Dairesi Başkanlığı tarafından her özel sağlık tesisi ve sağlık hizmeti açısından belirlendiği, söz konusu düzenlemeler gereğince dava konusu Yönetmelik maddesi ile de uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunacak sağlık tesisi için “denetimlerde yapılan sağlıkta kalite standartları değerlendirmesinden en az 85 puan alma” şartının getirildiği, söz konusu kriterin yukarıda aktarılan amaçları temine yönelik olduğu, sağlık kuruluşunun sunduğu sağlık hizmetinin bir bütün olarak iyileştirilmesini sağlayacağı dikkate alındığında, Türk vatandaşlarının da bu olumlu katkıdan yararlanacağı, mevcut ruhsatlandırılmış sağlık kuruluşlarının ruhsatları çerçevesinde sağlık turizmi dışındaki faaliyetlerine yönelik kısıtlama bulunmadığı, özel hastanelerin mahrumiyetlerinden söz edilemeyeceği anlaşıldığından, yukarıda belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere ve ülkenin tanıtımı ile uluslararası sağlık turizmi hizmetinin niteliği gereği zorunlu bulunan dava konusu kriterin öngörülmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
5) Yönetmeliğin “Uluslararası Sağlık Turizmi Sağlık Tesisi Yetkinlik Kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 5. maddesi yönünden;
Anılan Yönetmeliğin “Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi yetkinlik kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 5. maddesinde, uluslararası sağlık turistinin ödemelerini sağlık tesisine ulaşmadan önce depozito olarak hastanenin hesabına yatırabileceği bir alt yapı olması gerektiği düzenlenmiştir.
Davacı tarafından, hastalardan depozito alınıp alınmayacağının özel hastanenin kendi ticari politikası ile ilgili bir husus olduğu, bu konudaki karar verme yetkisinin hastanede olduğu, Bakanlık da dahil olmak üzere üçüncü bir kişinin bu ticari ilişkiye müdahil olmasında herhangi bir menfaatinin bulunmadığı, böyle bir müdahalenin yasal bir dayanağının da olmadığı, düzenleme ile alt yapı oluşturulması öngörülmüş ise de, depozitonun alınıp alınmayacağı, alınacaksa ne zaman ve ne kadar alınacağı, ödenen depozitoya rağmen tedavi için başvurulmadığı durumlarda ne yapılacağı gibi hususlara ilişkin hiçbir açıklamaya yer verilmediği, düzenlemenin bu haliyle uygulanabilmesinin mümkün olmadığı ileri sürülmektedir.
Dava konusu düzenlemenin, hastanelerin ücret tahsili hususunda yaşadıkları zorlukların en aza indirilmesini amaçladığı, hasta ve hastane arasında karşılıklı güvenin tesisine yönelik olduğu, idarenin taraflar arasındaki sözleşmeye ve hukuki işlem özgürlüğüne müdahalesinin söz konusu olmadığı, sağlık turizmi alanında hizmet verecek kuruluşların depozito talep etmeleri halinde bu ödemenin tahsiline yönelik uygun alt yapıyı haiz olmasının temini bakımından yapıldığı görüldüğünden dava konusu konusu düzenlemede dayanağı mevzuata ve hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğinin “Uluslararası Sağlık Turizmi Sağlık Tesisi Yetkinlik Kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 1. maddesinin iptali istemi yönünden oy çokluğuyla, diğer maddeleri ile yetki nedeniyle tamamının iptali istemi yönünden oy birliğiyle DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/03/2022 tarihinde karar verildi.

(X)-KARŞI OY :
13/07/2017 tarihli ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin; “Uluslararası Sağlık Turizmi Sağlık Tesisi Yetkinlik Kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 1. maddesinin iptali istemi incelendiğinde;
Anılan Yönetmeliğin “Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi yetkinlik kriterleri” başlıklı Ek-1 numaralı ekinin 1. maddesinde, sağlık tesisinin başvuru tarihinden / denetimden önce yapılan son sağlıkta kalite standartları değerlendirmesinden asgari 85 puan almış olması gerektiği düzenlenmiştir.
Sağlık turizmi bedensel, ruhsal ve zihinsel sağlığın korunması ya da iyileştirilmesi, hastalıklardan kurtulunması amacıyla yaşanılan yer dışına seyahat edilerek sağlık hizmetlerinin yanı sıra ulaşım, konaklama, yeme, içme, tercümanlık gibi bir takım destek hizmetlerini bünyesinde barındıran bir turizm türü olup, uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunanlar açısından dava konusu düzenleyici işlemin yürürlüğe girmiş olduğu döneme kadar herhangi bir mevzuat bulunmamaktadır. Dolayısıyla, dava konusu Yönetmeliğin kontrolsüz, kriterleri belirlenmemiş bir biçimde, denetimsiz olarak faaliyetlerin sürdürülmesinin doğurduğu mağduriyetleri giderme, kişi sağlığını koruma, alanı disipline etme özetle nitelikli ve denetime tabi standartları yükseltilmiş sağlık hizmeti sunmak ihtiyacının gereği olarak ve sağlık turizminin ülkenin dışa tanıtımı ve ülke ekonomisi açısından önemli bir paya sahip olması hasebiyle ülkemizin tercih edilen konuma gelmesi ve ekonomiye de katkı sağlanması amacıyla hazırlandığı, aynı amaçlarla da uluslararası sağlık turizmi alanında hizmet sunacak sağlık tesisleri yönünden bir takım kriterlerin getirildiği açıktır.
3359 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, davalı Bakanlığa “sağlık kurum ve kuruluşlarının hizmet standartlarının tespiti etme ve denetleme; Ek 11. madde de sağlık kuruluşlarının faaliyetlerini denetlenme ve gerektiğinde faaliyetlerini durdurma yetkisinin verildiği görülmektedir.
Söz konusu düzenlemelerin amacının sağlık turizmi faaliyetlerini hukukî düzenlemeye kavuşturarak disipline etmek böylece halk sağlığını korumak ve suistimallerin önüne geçilmesini temin etmek, sağlık turizmi alanının uluslararası boyutu gereği yurt dışından ülkemize gelen sağlık hizmeti ihtiyacı duyan bireylere kendi ülkelerinde alamadıkları nitelikli ve denetime tabi standartları yükseltilmiş sağlık hizmeti sunmak olduğu anlaşılmaktadır.
Yönetmeliğin düzenlemiş olduğu uluslararası sağlık turizmi alanının niteliği gereği bünyesinde bir çok hizmeti barındırdığı, sağlıkta kalite standartlarının her özel sağlık tesisi ve sağlık hizmeti açısından belirlendiği, söz konusu düzenlemeler gereğince dava konusu Yönetmelik maddesi ile de uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunacak sağlık tesisinin yapılan denetimlerde hizmetin kaliteli ve verimli yürütülmesini sağlayacak şartları sağlayarak en az 85 puan alması gerektiği şartının getirildiği, düzenlemenin hizmet kalitesinin arttırılması yönünden uygun olduğu, bununla birlikte düzenleme ile aranan kalite standartlarında hastaların vatandaşlığına göre farklılıklar oluşturulduğu, Türk vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetinde aranan puan şartı ile yurt dışından gelen hasta arasında ayrım yapıldığı, sağlıkta kalitenin hastanın vatandaşlığından bağımsız ve herkese eşit olarak uygulanması gerektiği, söz konusu düzenleme ile Özel Hastaneler Yönetmeliği’ndeki kriterlere göre Türk vatandaşı bir hastayı kabul edebilen bir özel hastanenin, 85 puan alamadığı için yabancı bir hastayı kabul edemeyeceği, Özel Hastaneler Yönetmeliğinde belirlenen kriterler içerisinde hasta kabulüne ilişkin vatandaş veya yabancı ayrımının yer almadığı, uygulamanın hastaların eşit olarak sağlık hizmetine erişimini engelleyeceği, düzenlemenin dayanağı olarak gösterilen yasal düzenlemelerde de böyle bir ayrımın olmadığı, kaldı ki böyle bir uygulama öngörülecek ise de hizmet standartlarına ilişkin puanın, Türk vatandaşları aleyhine değil lehine artırılması suretiyle uygulanması gerektiği, bu haliyle dava konusu düzenlemenin eşitlik ilkesine ve hukuka aykırı olduğu açıktır.
Buna göre, Sağlık Bakanlığı tarafından gerekliliği ortaya konulmadan salt düzenleme yapma yetkisine dayanılarak getirilen düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu durumda, anılan düzenlemenin iptali gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.