YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4811
KARAR NO : 2015/2951
KARAR TARİHİ : 05.03.2015
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31/10/2013 tarih ve 2010/259-2013/336 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03/03/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılar vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket yetkilileri ile şirketi devreden davalılar arasında imzalanan şirket hisse devir sözleşmesi uyarınca şirketin, müvekkili şirket ortaklarına devredildiğini, davalıların şirket yetkilisi olduğu döneme tekabül eden 2009 yılı Şubat-Haziran aylarına ilişkin işçi alacakları ihbar tazminatları için değişik icra dosyalarıyla takibe geçildiğini, söz konusu takibe ilişkin alacakların müvekkili şirket yetkilileri tarafından ödendiğini, aynı şekilde 25.12.2009 tarihinde işçi …’a 11.254,97 TL ödendiğini, ayrıca davalıların şirket yetkilisi olduğu döneme ilişkin SGK borcu için icra takibine geçildiğini ve müvekkili şirketin 20.01.2010 tarihli hakedişi olan 47.971,41 TL’nin SGK tarafından borç karşılığı çekildiğini, müvekkili şirketin 4857 Sayılı Kanun’un 6. maddesinin 3.fıkrası gereğince ödeme yapmak zorunda kaldığını, ancak davalıların sorumluluğunun devam ettiği döneme ilişkin alacaklarının tahsili için başlatılan takibin itiraz üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, şirket hisse devrinin 06.07.2009 tarihli sözleşmedeki bedel olan 1.550.000,00 TL üzerinden yapıldığı, 03.09.2009 tarihli sözleşmede yazılan miktarın şirketin kayıtlı sermayesi olduğu, davacılarca ödenen 1.550.000,00 TL’nin hisse devri bedeli olduğu, davalıların her iki sözleşmede de önceki borçları (leasing borcu dışında) üstlendikleri, yalnızca ilk sözleşmede leasing borçlarını üstlendikleri, ancak ikinci sözleşmede bu borçların şirket borcu olduğunun kararlaştırıldığı, davalıların KDV alacakları hususunda her iki sözleşmede hüküm bulunmadığı, bu nedenle KDV alacaklarını talep etmelerinin mümkün görülmediği, aksi düşünülse bile ikinci sözleşmede, birinci sözleşmeye ödemeleri gereken leasing borçlarının şirkete devredilmiş olması karşısında bu alacaklarından vazgeçtiklerinin düşünülebileceği, ikinci sözleşmede, hem bu alacağa ilişkin ihtarın hükümsüz olduğunun belirtilmesi, hem de 6.maddede davalıların şirketten ve devir alanlardan hiç alacaklarının kalmadığının belirtilmesi karşısında bu istemlerinin yerinde olmadığı, davacının sözleşme hükümlerine göre davalıların üstlendikleri borçlardan ödediklerini talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 8.195,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, 06/03/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
İşbu davada davalılar savunmalarında 430.000,00 TL KDV alacakları olduğunu bunun davacı tarafından ödenmediğini, bu nedenle takas talebinde bulunmuşlardır.
Mahkemece KDV alacağı hususunda sözleşmede hüküm bulunmadığı gerekçesiyle takas talebi kabul edilmemiştir.
Mahkemece 2. defa bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Bilirkişiler Mali Müşavir … ve Av. … tarafından düzenlenen 09.04.2012 günlü ek raporda: Davacı ve davalılar arasında yapılan 06.07.2009 tarihli sözleşmede hisse devir bedelinin 1.550.000,00 TL olup, bu bedelin rayiç bedel olarak kabul edildiği, 03.09.2009 tarihli 1.000.000,00 TL bedelli sözleşme bedelinin ticaret sicilindeki şirket nominal değerlerine ait olduğu, böylece kaydi devir sözleşmesi olduğu, devir bedeli 1.550.000,00 TL’nin ödendiği, şirketin alacaklarının ve borçlarının 03.09.2009 tarihine kadar davalılara ait olduğu sonucuna varılarak KDV alacağı olan 430.093,18 TL’nin davalılara ait olduğu belirlenmiştir.
İtiraz üzerine Mali Müşavir Sabiha Şamiloğlu tarafından düzenlenen 12.04.2013 tarihli bilirkişi raporunda; hisse devri yapanların hiçbir alacağının kalmadığının belirtildiği sözleşmede davalılar tarafından alacak konusu yapılmayan KDV vergisinin davalılara ödenmemesi gerektiği belirlenmiştir.
Bu durumda mahkemece alınan raporların birbirinin tam zıttı olduğu ve çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkeme gerekçesinde dahi devir bedelinin 1.550.000,00 TL olduğu, ödenen 550.000,00 TL’nin de KDV ödemesi olduğu iddiası kabul edilmemiştir.
Bu durumda raporlar arasında çelişki giderilmeden, kendi kabulünün de aksine olarak KDV alacağı hakkında sözleşmede hüküm olmadığından bahisle takas talebinin reddi doğru olmamıştır.
Takas, karşılık dava olarak açılabileceği gibi, def’i olarak da ileri sürülebilir. İşbu davada davalılar takas def’inde bulunmuşlar ve davacıdan olan KDV alacaklarından işçi ve SGK borçlarının düşülmesi istenmiş, fazla olan alacak için de …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/316 Esas sayılı alacak davası açıldığı anlaşılmıştır. Tarafları ve konusu aynı olan ve birbirlerinin neticesini etkileyecek olan davaların HUMK’nın 45. maddesi gereğince birleştirilmesi gerekir. Aksi halde birbirine zıt kararlar çıkması mümkündür. Mahkemenin birleştirme talebinin reddi kararı da yasaya uygun değildir.
Bu nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken, onanmasına dair Sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.