YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/2787
KARAR NO : 2015/98
KARAR TARİHİ : 12.01.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Birlikte seyyar halı satışı işi yapan sanıkların bu amaçla köyleri dolaşmaya başladıkları, olay tarihinde de katılanın yaşadığı küçük bir yerleşim yeri olan köye giderek katılana 10,00 TL aylık taksitle toplamda 100,00 TL’ye halı verebileceklerini söyledikleri, normalde halı almayı düşünmeyen katılanın bu çok cazip teklif karşısında halı almaya karar verdiği, rakam ve özellikle de taksit miktarları çok düşük olduğu için “Her taksit için köye nasıl geleceksiniz” diye uyarıda bulunduğu, ancak
sanıkların, bu işi reklam amaçlı yaptıklarını, her ay bu nedenle gelebileceklerini söyleyip mağduru ikna ettikleri, mağdurun gözlerinin iyi görmemesini de fırsat bilen sanıkların mağdura 100,00 TL’lik alışveriş karşılığında suç tarihindeki para birimi itibariyle 1.000.000.000 liralık bono imzalattıkları, bu satış sonrası köyden ayrılan sanıkların daha sonra bu senet üzerindeki “1” rakamını “4” olarak değiştirmek suretiyle senet miktarını 4.000.000.000 liraya çıkartarak parayı icra yoluyla tahsil ettiklerinin iddia edildiği olayda;
1-Sahtecilik suçundan kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2-Dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanıkların, katılandan aldıkları bonoda tahrifat yaparak katılanın aleyhine kamu kurumu olan icra dairesini kullanarak takip yapmaları nedeniyle, eylemlerinin TCK’nın 158/1-d. maddesinde yer alan kamu kurumunu aracı kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı gerekçelerle aynı kanunun 157. maddesinde yer alan dolandırıcılık suçundan cezalandırılmaları yoluna gidilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanunun 326. maddesi gereğince sonuç ceza miktarı yönünden sanıkların kazanılmış haklarının gözetilmesine, 12.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.