YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/6626
KARAR NO : 2015/237
KARAR TARİHİ : 13.01.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan yada şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanunun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir.
Türk Ticaret Kanunu Madde 14’te, Tacir;
“(1) Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır. “denilmektedir.
Ticaret şirketleri ,aynı yasanın Madde 124’te;
”(1)Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.
(2) Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır.
Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 55 ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Madde 55 – Yönetim Kurulu, kanun ve anasözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır.Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir.
Bu suçun oluşabilmesi için, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir.
Sanıklardan …’ın Profilo Holdinge bağlı … A.Ş.’nin muhasebe müdürü, sanık …’ın ise genel müdür vekili oldukları, katılan … A.Ş.nin aliminyum metal kaplama ve doğrama sanayi ile iştigal ettiği ve sanıklar .. Özel ..r Eğitim ve Turizm Ltd. Şti. yöneticisi olan sanık … ile katılan şirketin ürettiği elektrikli ısıtıcıları hususunda pazarlama yapması için sözleşme yaptıkları, sanık …’in de Özel .. Eğitim ve Turizm Ltd. Şti.’nin sevkiyattan sorumlu yetkilisi olduğu, .. Profilo elektrikli ısıtıcıların Özel …Eğitim ve Turizm Ltd. Şti.’nin pazarlaması ve aracılığı ile sanıklar … ve …’in sahibi oldukları .. Dekarasyon isimli şirkete 3000’e yakın elektrikli ısıtıcıyı sattığı ve bunun karşılığında sanıklardan …’in bazı gayrimenkullerine ipotek konulduğu ve bir kısım çekler ve bonoların sanıktan alındığı, bu senetlerden sanık…’un da kefil olduğu, sonrasında ..isimli şirketin katılan şirkete olan borçlarını ödeyemediği, katılan şirket tarafından alacağına karşılık ipotek konulan gayrimenkulların değerinin cüzzi olması sebebi ile alacağın tam karşılanamadığı, bu sıralarda sanıklar …’nin de adreslerinde bulunamadığı ve sanıkların iş birliği halinde katılan şirketi dolandırdıkları iddia olunan somut olayda; katılan şirketin iddiası, dinlenen savunma ve katılan tanıklarının beyanları, sanıkların ayrı ayrı alınan savunmaları, dosyaya ibraz edilmiş çek ve senet fotokopileri, sözleşme fotokopileri içeriğinden sanıklar… ve .. firması yetkilileri olarak …firması yetkilisi … vasıtası ile sanıklar ..i’nin firması olan .. firmasına katılan şirketin ısıtıcılarını sattıkları ve bunun karşılığında teminat olarak bazı taşınmazlar üzerine ipotek koydurdukları ve bir kısım senet aldıkları, ancak daha sonra borçlu şirketin işlerinin aksaması üzerine katılan
şirketin alacağının tahsil edilemediği, sanıklar ..’nin diğer sanıklarla iş birliği içinde çalıştıkları katılan şirketi zarara sokup sanıklar …’ye satılan elektrikli ısıtıcı sobalardan elde edilecek parayı paylaşmak amacı ile önceden anlaşarak katılan şirketi zarara uğratmak ve dolandırmak kastı ile hareket ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, katılan şirket ile sanıklar arasındaki anlaşmazlığın hukuki ihtilaf mahiyetinde bir mesele olduğu gerekçeleriyle sanıklar hakkında verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekili ve sanık … müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1136 sayılı Kanun’un 168. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık … lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına “sanık … müdafiinin kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 2200 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine” cümlesinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 13.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.