YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/8712
KARAR NO : 2015/7227
KARAR TARİHİ : 28.05.2015
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada stanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/02/2014 tarih ve 2012/925-2014/10 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.04.2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ve davalılardan … vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin yıllardır …..Müşterisi iken;…. davalı bankaya transfer olan davalı … isimli banka görevlisinin,… sorumlusu olarak atandığını belirterek, müvekkilini …..i yapmak üzere ikna ettiğini ve 06.05.2010 tarihinde 191.000 TL tutarında hesap açıldığını, müvekkiline 05.05.2010 tarihli “…. ile EURO/USD 500.000 tutarında 07.05.2010, 03.08.2010, 19.08.2010 ve 14.09.2010 tarihli Opsiyon teyidleri ve bir takım belgelerin 21.04.2011 tarih itibariyle imzalatıldığını, 21.04.2011 tarihinde ise davalı Bankaya teslim etmiş olduğu 202.405 TL’sinin 107.425 TL’sini sözkonusu işlemler sonucunda kaybedildiğini, 21.04.2011 tarihi itibariyle bu işlemleri sona erdirecek imzaları atmadığı taktirde nakit tutarının tamamını kaybedeceği gibi ayrıca kredi borçlusu konumuna düşeceğinin bildirildiğini, bu olay nedeniyle davacının psikolojik travma yaşadığını, davacının 191.000 TL olarak açılan hesabının 107.425 TL’si kaybedilene kadar davacının haberdar dahi edilmediğini, davacının kültür ve eğitim düzeyi nedeniyle imzalatılan sözleşme ve teyidleri anlayabilmesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığını ileri sürerek, 107.425,00 TL maddi, 50.000 TL manevi zararının temerrüt faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının sözleşme konusunu bilmediğine ilişkin iddiaların gerçek dışı olduğunu, anaparanın geri ödenmemesi gibi birçok farklı risk unsurlarının göz önünde bulundurulması gerektiğinin kendisine açıklandığını, müvekkili bankanın herhangi bir sorumluluğu olmayacağını kabul ve beyan ettiğini, her nedense davacının 07.05.2010 – 03.08.2010 ve 19.08.2010 tarihli opsiyon işlemlerini iptal etmediğini, bu işlemlere ilişkin primleri hiçbir itirazı
olmaksızın aldığını ve hatta son işlem olan 14.09.2010 tarihli opsiyon işleminden doğan prim alacağını da hiçbir itirazı olmaksızın kabul ettiğini, piyasada oluşan dalgalanma ve hareketliliğin müvekkili bankadan bağımsız olduğunu, davacı nezdinde oluşan zarardan bankanın sorumlu tutulabilmesinin hukuken imkansız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı … vekili, davanın usul ve esas yönünden reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının davalı bankanın açıklamasında yer alan müşteri konumunda/vasfında olmadığı, davalı banka tarafından yapılan bankacılık işlemleri ile davacının zarara uğratıldığı, davacının 06.05.2010 tarihinde 191.000,00 TL olarak açtığı vadeli mevduat hesabının 21.04.2011 tarihine kadar faiz kaybı olmadan devam ettiği, davacı zararının bu tarihten dava tarihi olan 17.10.2011 tarihine kadar oluştuğu, davacı tarafından toplam 18.589,00 TL opsiyon primi tahsil edildiği, davacının dava tarihine kadar toplam 111.096,00 TL ana para ve faiz kaybı olduğu, böylelikle 92.507,00 TL maddi zararının oluştuğu, bu zararın oluşmasında banka çalışanının kusurlu bulunduğu ve iş veren olarak davalı bankanın da aynı kusuru paylaştığı gerekçesiyle davanın maddi tazminat yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere mahkeme gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalılardan Bankanın kendi iç soruşturmasında dahi“müşterini tanı“ ilkesine uyulmadığının açıkça kabul edilmiş olmasına göre, davalılar vekillerinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bent dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, bankacılık işlemi sonucu oluştuğu iddia edilen maddi ve manevi zararın davalı bankadan ve çalışanından tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki işlemin ticari iş niteliği taşıması ve dolayısıyla Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin 3095 sayılı Kanun’un 4489 sayılı Kanun ile değişik 2/2’nci madde hükmünde ticari işler için temerrüt faizi olarak öngörülen avans oranında temerrüt faizi istenmesi mümkün iken, davacı tarafın dava dilekçesiyle talep ettiği alacağına reeskont oranında faiz hükmedilmesi isteminde bulunması karşısında mahkemece de taleple bağlı kalınmak hüküm tesis edilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Ancak, 3095 sayılı Yasa’nın 4489 sayılı Yasayla değiştirilen ve 01.01.2000 tarihinde yürürlüğe giren değişik 1. maddesi hükmüne göre % 30 yasal faiz oranından vazgeçilerek, bunun yerine…’nın kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranında faiz uygulamasına geçilmesi, anılan Yasa’nın 2. maddesinin 1 ve 2. fıkralarının birlikte değerlendirilmesinden anlaşıldığı üzere ve değişik 1. maddeye yapılan atıf nedeniyle ticari olmayan işlerden doğan para alacaklarında reeskont oranında temerrüt faizi istenebileceği, 2/f-2. maddesi hükmüne göre ise yukarıda belirtilen değişiklik tarihinden itibaren ticari işlerde…..’nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı avans faizi oranında temerrüt faizi istenebileceği, daha sonra 5335 sayılı Yasayla 1. madde hükmünün yeniden değiştirildiği, 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren hükme göre yasal faizin (ticari olmayan işlerde uygulanan temerrüt faizi) reeskont oranına göre belirlenmesi düzenlemesinden vazgeçilip, reeskont oranı tabirinin madde metninden çıkartıldığı ve bunun yerine artırılma-indirilme yetkisinin Bakanlar Kurulu’na bırakılan ve belli bir oranı ifade etmekte olan (önce % 12 iken, 01.01.2006 tarihinden itibaren %9) yasal faiz uygulamasına geçilmiş bulunduğu ve böylece 01.01.2000 tarihinden önceki dönemde ticari işlerde 01.01.2000-01.05.2005 tarihleri arasında ise ticari olmayan işlerde temerrüt faizine esas olarak uygulanan reeskont oranına yasa metninde yer verilmediği, Yasa’nın 2/f.2. hükmünde “…ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir” denilmekte olup, istenebilir şeklindeki düzenlemenin para alacaklısının ancak avans faizi isteyebileceği böyle bir talep yerine somut olayda olduğu gibi reeskont faizi istemesi halinde avans faizinden vazgeçtiği ve artık ancak 2/f-l. hükmü yollaması ile aynı Yasa’nın l’inci maddesine göre yasal temerrüt faizi isteyebileceği anlamına gelmeyeceği, alacaklının talep hakkını tercih yönünden sınırlandırdığının kabulünün mümkün olmadığı, somut olaya dönüldüğünde davacının reeskont faizi talep ettiği, reeskont
faizinin….’nın reeskont işlemlerinde uyguladığı iskonto oranı olup, ….’nın yayınladığı orana göre belirlenmesinin mümkün olduğu ve varılan sonuca göre yasa metninde yer almasa da 01.05.2005 tarihinden itibaren davacının ticari işten doğan alacağı için avans faizi yerine reeskont faizi talep edebileceği gözetilerek, mahkemece açıkça alacağın avans oranını aşmamak üzere değişen oranlarda reeskont faiziyle tahsiline şeklinde hüküm kurulması gerekirken anılan hususun göz önünde bulundurulmaması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiş ise de, yapılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca hükmün, aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalılar vekillerinin tüm, davacı vekilinin ise diğer temyiz itirazlarının REDDİNE (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasının 1. bendinde yer alan “….yasal faizi…” ibaresinin çıkarılarak yerine “…. avans faizini aşmamak üzere değişen oranlarda reeskont faizi …” ibaresinin konulmasına ve hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4.739,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden davalılardan ayrı ayrı alınmasına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.