Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/13218 E. 2015/7120 K. 26.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13218
KARAR NO : 2015/7120
KARAR TARİHİ : 26.05.2015

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14/02/2014 tarih ve 2012/626-2014/41 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 26/05/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … ve davalılardan … vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalıların yöneticisi olduğu dava dışı …’nin işlettiği dershanade öğretmenlik yaptığını, maaşlarının ödenmemesi nedeni ile işten ayrılarak işçilik alacaklarının tahsili için açtığı İş Mahkemesi’nin 2009/193 E. 2011/208 K. sayılı dosyası ile alacağının hüküm altına alındığını, kesinleşen ilamın takibe konulduğunu, takibin kesinleşmesinden sonra davalıların dershanesine gidildiğinde şirketin söz konusu adreste ticari faaliyetini bitirdiğini, başka şahısların aynı binada dershanecilik yaptığını, şirketin halen Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarında aynı adreste göründüğünü, davalıların şirketin içini boşaltarak kasten tabela şirketi haline getirdiklerini, davalıların şirket… hükümlerine uygun yönetmediklerini, dershanenin gelirini aralarında paylaşıp resmi kayıtlarda şirketi zarar etmiş gibi gösterdiklerini, tutulması gerekli defterleri kanuna uygun tutmadıklarını, davalıların şirketin alacaklılarına karşı şirket müdürü olmaları sebebiyle şahsi-hukuki sorumlulukları bulunduğunu, şahsi sorumluluktan kurtulmak adına hisselerini devredip şirketi terk ettiklerini, davalıların eylemlerinin 6762 sayılı TTK’nun 336 gereğince şahsi sorumluluklarını gerektirdiğini ileri sürerek, 22.846,00 TL’nin faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı …, talep edilen zararın dolaylı zarar olması nedeniyle şirket adına istenebileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar da ayrı ayrı davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalıların dava dışı şirketin eski müdürleri olduğu, davanın 6762 sayılı TTK’nun 336. maddesine dayanılarak açıldığı, müdürlerin TTK ‘nun 336/1-3 maddesi gereğince tutulması gereken defterlerin tutulmaması ve 336/1-5 maddesi gereğince şirketin kasten veya ihmalen zarara

uğratılması durumunda şirket alacaklarına karşı sorumlu olduğu, davacının söz konusu durumu ispatlaması gerektiği, şirkete ilişkin defterlerin tutulduğuna dair noter kapanış tasdiklerinin noterden getirtilerek dosya içerisine alındığı, davalı müdürler yönünden TTK’nın 336/1-3 maddesinin şartlarının gerçekleşmediği, şirketin ticari defterlerinin dava dışı müdüründen istenilmesine rağmen dosyaya sunulmadığı, davalıların söz konusu şirketle ilgisi kalmaması nedeniyle ticari defterleri sunmalarının beklenemeyeceği, davacı tarafından söz konusu defterlerin sunulamadığı, davacı tarafından davalı eski müdürlerin söz konusu şirketi kasten ya da ihmalen zarara uğrattıkları yönünde dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, TTK’nun 336/1-5 maddesi koşullarının da gerçekleşmediği, ispat yükü davacıda olup davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, dava dışı limited şirketin kötü yönetilmesi sebebiyle şirketten olan alacağını tahsil edemeyen davacının şirket yöneticilerine karşı açtığı sorumluluk davası olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Şirketin temsil ve idaresinden sorumlu bulunan yönetim kurulu üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında 6762 sayılı TTK’nun 320. maddesi, Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapmıştır. Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur. Şirket ile yöneticiler arasında vekalet ilişkisi söz konusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlüdür. Şirket yöneticileri kasti veya ihmali hareketleri sonucu şirketi zarara uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar. Bu itibarla, yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu kusur sorumluluğu niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispat yükü şirket yöneticilerine ait bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yöneticinin sorumluluğu ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin zararın meydana gelmesinde kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
Yine 6762 sayılı TTK’nın 556. madde hükmü yollamasıyla, aynı Kanun’un 336. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylemleri neticesinde ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan bir azalma meydana gelmiş ise bu zararı veren yöneticilere karşı tazmin istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolaylı ise yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma olmuş ise 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesi yollamasıyla, aynı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir.
Somut olayda da davacı vekilinin iddiası, davalıların şirketi TTK hükümlerine uygun yönetmemeleri, yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri yapmamaları, TTK hükümlerince tutulması gerekli defterleri kanuna uygun tutmamaları sebebiyle şirketin içinin boşaltılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığına yönelik olup, iddianın ileri sürülüş biçimine göre dolaylı zarara ilişkin işbu davanın TTK’nın 309. maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü gerekir.
Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacı alacaklının dava hakkının bulunduğunun kabulü zorunlu ise de madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere böyle bir davada davacının dava sonunda hükmedilecek tazminatı şirket yararına istemiş olması gerekmektedir. Oysa somut olayda, davacı alacağın kendisine ödenmesini talep etmiş olup, mahkemece bu husus nazara alınarak davanın reddine karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi doğru olmadığı gibi ispat yükünün yanlış değerlendirilip davacıya

yüklenmesi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın HUMK 437/7. maddesi gereğince açıklanan bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün değişik gerekçe ile ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı …’a verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 26/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.