Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/4739 E. 2015/3421 K. 12.03.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4739
KARAR NO : 2015/3421
KARAR TARİHİ : 12.03.2015

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12/11/2013 tarih ve 2011/156-2013/980 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 24/02/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirketin garantörlüğünü üstlendiği dava dışı … arasında 25.08.2007 tarihinde imzalanan protokol ile dava dışı … Kamerun’da bulunan tesislerinde, teknik şartnameye uygun olarak işleyeceği kerestelerin ve parke taslaklarının, müvekkili şirkete ihracatı konusunda anlaşma yapıldığını, dava dışı firma yurt dışında olduğundan Türkiye’de bulunan kurucu ve büyük ortağı olan davalı şirket ile müvekkili şirketin 31.08.2007 tarihli garantörlük sözleşmesi imzaladıklarını, bu sözleşme ile belirtilen kerestelerin dava dışı şirket tarafından sağlanarak müvekkiline teslim edilmesinin davalı şirket tarafından üstlenmesinin kararlaştırıldığını, sözleşmenin teminatı olarak da davalı tarafından keşide 64.800 Euro bedelli çekin müvekkili şirket yetkilisine teslim edildiğini, 64.800 Euro’luk ürün bedeli peşin ödenmiş olmasına rağmen davalı şirketin garantörlüğünü üstlendiği dava dışı şirket tarafından müvekkili şirkete toplam 53.01l Euro değerinde ürün gönderdiğini, gönderilen ürünlerin bazılarının teknik şartnamede belirtilen özellikleri taşımadığını, gönderilmeyen ürün bedelinin 11.789 Euro olduğunu ileri sürerek, şimdilik 11.789 Euro’nun temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin borçlu değil fazla teslimat nedeniyle alacaklı olduğunu, taraflar arasındaki 25.08.2007 tarihli protokole göre müvekkilin satıcı değil teminat çeki yükümlüsü olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının, dava dışı … firmasından mal satın aldığı, mal bedelini dava dışı 3. kişiye ödediği, taraflar arasında ise, tedarikçinin taahüdünü kesin ve net olarak yerine getirmemesi halinde 64.899 Euro bedelli çekin işleme alınabileceğinin garanti sözleşmesi ile kararlaştırıldığı, satıcı firmanın malları tam olarak teslim etmemesi suretiyle tehlike gerçekleştiği, bu suretle teminat çekinin davacı tarafça işleme konulmasının gündeme geleceği, davacının doğrudan doğruya davalıya bir alacak yada tazminat davası açması mümkün olmadığı, garantinin

konusunun, dava yoluna başvurmadan dava dışı satıcı/tedarikçi firmanın malları teslim etmelerinin teminat altına almaktan ibaret olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, sözleşmeye dayalı olarak bakiye alacağın tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık davaya dayanak sözleşmenin hukuki niteliğinin ne olduğu, bu bağlamda davacının dava dışı şirketten olan (eksik göndrildiği iddia edilen mal bedeli) bakiye alacağının davalıdan tahsilini isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Kanunda özel bir akit türü olarak düzenlenmemiş olan garanti sözleşmesi, BK’nın 110. maddesinde hükme bağlanan üçüncü kişinin fiilini (edimini) taahhüt niteliğinde kabul edilmektedir. Fiil tabirinin her türlü edimi karşılayacak şekilde çok geniş bir anlama geldiğinin ve bir para borcunun ifasının da fiil kapsamına girdiğinin kabulü sonucu para borçları yönünden de garanti sözleşmesi yapılabileceği, gerek öğretide gerekse uygulamada çoğunlukla benimsenmiştir.
Kefaletten farklı olarak asıl borç ilişkisinden tamamen bağımsız nitelikteki garanti sözleşmesinde şekil serbestisi hakim olup garantinin sınırının önceden belirlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, sözleşme serbestisi sınırsız değildir. Bu bağlamda, mülga BK’nın 19. ve 20. maddelerinde sözleşme serbestisine bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Gerçekten bir sözleşmenin geçerli olması için, onun taraflara yüklediği hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, başka bir deyimle konusunun gereği ve yeteri kadar belli ve sınırlı olması gerekir. Belirsizliğin garantisi olmaz. Bu itibarla, limit gösterme şartı bulunmamakla birlikte, garanti sözleşmesinde hangi riskin garanti edildiğinin belli olması ya da garanti edilen riskin boyutlarının tereddüt yaratmayacak biçimde belirlenebilir nitelikte bulunması gerekir.
Somut olaya gelince davaya dayanak yapılan taraflar arasındaki sözleşmenin garanti sözleşmesinin tüm unsurlarını taşıdığı gibi, sözleşmenin davalı tarafından garantör sıfatı ile imzaladığı açıktır. Öte yandan hukuki niteleme hakime ait olup, davanın dayanağı sözleşme mahkemece de garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmiş ve kabul edilmiş olmasına rağmen davalı yanca bu niteleme temyiz konusu dahi yapılmamıştır.
Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davaya dayanak yapılan sözleşmenin garanti sözleşmesi olarak kabulü ile davacının davalının vermiş olduğu teminat çekine ilişkin olarak hukuksal yollara başvurmadan sözleşmeye dayalı olarak davalıdan istemde bulunabileceğinin ilkesel olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.