YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/17166
KARAR NO : 2015/3359
KARAR TARİHİ : 11.03.2015
MAHKEMESİ : İSTANBUL 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada …. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19/06/2014 tarih ve 2013/84-2014/106 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 2008 yılından itibaren tescilsiz marka olarak kullandığı “…” ibaresi yönünden gerçek ve öncelikli hak sahibi olup, markayı meşhur ve maruf hale getirdiğini, anılan markaya yönelik tescil isteminin davalı adına tescilli marka gerekçe gösterilmek suretiyle reddedildiğini oysa, davalının tescili kötüniyetli olup, müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğu marka ile iltibas ve haksız rekabete sebep olacak nitelikte bulunduğunu kaldı ki, “…” ibaresinin esasen genel bir ibare olup, spor dalını ifade ettiğinden marka niteliğinin bulunmadığını ancak, müvekkilinin bu spor bilinmemekteyken Türkiye’ye getirmek ve tanıtmak suretiyle meşhur ve maruf hale getirdiğinden marka üzerinde gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu ileri sürerek, davalı adına tescilli 2010/81192 no’lu “… …” markasının hükümsüzlüğü ile davalının markayı kullanımının engellenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddia ettiği etkinlikleri hakkı olmadan düzenlediğini, ne marka ne de tasarım olarak tescil hakkına sahip olmadığını, müvekkilinin 2012 yılında tekne tasarımlarını kendi adına tescil ettirip, teknelerin içinde bulunacağı yarışlar için de hizmet organizasyonu düzenlemek istediğini ve bunun için dava konusu marka tescilini sağladığını, … su sporlarının uluslararası alanda doğmuş bir spor dalı olduğunu, davacının sessiz kalmak suretiyle de hak kaybına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller ve tüm dosya kapsamına göre,… ibaresinin su sporlarının dünyada kullanılan genel ismi olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmadığı, bu sporun 2000 yılından fazla bir zamandan beri yapılmakta ve Çin kökenli bir spor olduğu, tüm ülkelerdeki kullanımlarda ibarenin marka olarak değil ilave ekler eşliğinde tasviri olarak kullanıldığı, esasen bu tür sporlar için düzenlenen uluslararası festivallerde festivalin tanıtımı içinde isim olarak kullanımı zorunlu olduğundan ibarenin 556 sayılı KHK’nın 7/1-c ve 7/1-d anlamında marka olarak tescili yasak işaretlerden olduğu, davacının sunduğu broşür, gazete haberlerinden ibarenin marka olarak değil su sporunun ismi veya festival ismi anlamında kullanıldığının anlaşıldığı zaten bu spora ilgi duyanların belli bir kültür ve eğitim düzeyine sahip, az çok yabancı dil bilen, internet kullandığı için de tüm dünyada bir spor ismi olarak kullanıldığını bilebilecek durumda olan insanlar olduğu, dolayısıyla da davacının
markasal kullanımla ayırt edicilik kazandırdığının kanıtlanamadığı, kaldı ki, sunulan tanıtımların çok büyük bölümünün davalının marka başvuru sonrasına ait olduğu, 556 sayılı KHK’nın 7/1-c maddesine göre jenerik olduğu için münhasıran veya esas unsur olarak tescili yasak ibarelerin ayırt edici ibarelerin eki olarak tescilinin mümkün olduğu, davalının markasının ayırt edici unsurunun elips şekli içindeki “…” ibaresi olduğu, “…” ibaresinin markanın kullanım alanını gösterici mahiyetle asıl ibarenin altına yazıldığı, marka kapsamındaki spor hizmetleri için tasviri, diğerleri için olmadığı, bu ibareyi aynı spor için herkes kullanabileceğinden davalının da markasında spor için tasviri olarak kullandığından ve zaten diğer tasviri olmayan sınıflar için de davacının öncelik hakkı kanıtlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece ”…” ibaresinin tescil kapsamındaki hizmetler yönünden 556 sayılı KHK’nın 7/1-c maddesi uyarınca tanımlayıcı olduğu kabul edildiğine göre, dava konusu markada yer alan ”…” harflerinin ”…” ibaresinin kısaltması olduğu aşikar olup, markaya herhangi bir ayırt edicilik katmayacağı keza, ”elips” işaretinden oluşan şeklin de herhangi bir ayırt ediciliğinin bulunmadığı nazara alındığında davalı adına tescilli markanın 556 sayılı KHK’nın 42/1-a ve 7/1-c maddeleri uyarınca hükümsüzlüğüne karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.