Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/7714 E. 2015/1727 K. 02.02.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/7714
KARAR NO : 2015/1727
KARAR TARİHİ : 02.02.2015

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkânını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, eşi …’a ait çek defterini rızası dışında kullanmak suretiyle sahte olarak düzenlediği suça konu üç adet çeki katılana verdiğinin iddia edildiği olayda;
1-Sanığın vermiş olduğu temyiz dilekçesinde, eşi olan …’un, çek karnesini bankadan alarak kendisine verdiğini, bu çekleri eşinin bilgisi dahilinde kullandığını, dikkatsizliği nedeniyle eşinden vekalet almadığını belirterek suçlamaları kabul etmemesi, tanık …’un da 21.10.2008 havale tarihli dilekçesinde, eşinin ticaret işiyle uğraşması nedeniyle çek karnesini alıp ona verdiğini ifade ederek bu savunmayı doğrulaması ve sanığın, hiçbir sorun yaşamadığı eşinin bilgisi dışında çekleri kullanmış olmasının hayatın olağan akışına uygun düşmemesi karşısında; ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek kullanan failde mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından kastın varlığının ileri sürülemeyeceği, ancak mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanmasının zorunlu olduğu, mağdurun rızasının açık olabileceği gibi zımni de olabileceği, özellikle iki kişi arasındaki ilişkilerde, böyle bir rızanın varlığının ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimsede suç kastının varlığı kabul olunamayacağından hareketle; çek sahibi …’un tekrar dinlenmesi suretiyle …’ın ne iş yaptığı, işin ticari kaydının bulunup bulunmadığı kocası tarafından işlerin takip edilip edilmediği, sanığın karısı adına başka çekler tanzim edip etmediği, bunların ödenme hususu araştırılıp suça konu çeklerin keşide edilip edilmemesi hususunda sanığa açık ya da zımni rıza gösterip göstermediği, daha önce de sanık tarafından kendisine ait çeklerin bu şekilde başkalarına verilip verilmediği ile çek karnesini veren bankadan bu yolla keşide edilen çeklerin ödenip ödenmediği hususlarının sorulup açıkça tespit edilmesi; ayrıca, dolandırıcılık suçu açısından, sanık tarafından çeklerin verildiği İsmail Baş’ın ödeme taahhüdünde bulunduğu da dikkate alındığında, tanık sıfatıyla beyanlarına başvurularak, suça konu çekleri hangi ticari ilişki karşılığında aldığı, sanığın eşi yerine çekleri kullandığını bilip bilmediği, daha öncesinde de bu şekilde alışverişlerinin bulunup bulunmadığı, kısacası kendisine karşı sanık tarafından yapılmış hileli bir hareketinin olup olmadığının araştırılması; aynı şekilde zincirleme suç hükümlerinin değerlendirilebilmesi için, çekleri aynı anda mı yoksa farklı zamanlarda mı aldığı hususlarının sorulması ve toplanan delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 02.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.