YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16702
KARAR NO : 2015/11936
KARAR TARİHİ : 12.11.2015
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 28/03/2014 tarih ve 2013/117-2014/129 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar … ve …. vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10/11/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı … ve …. vekili Av…. ve davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketlerin içinde bulunduğu … tarafından Almanya başta olmak üzere birçok ülkede yüksek faiz garantisi ve paraların her an geri çekilebileceği sözü verilerek bir banka gibi binlerce Türk vatandaşından mevduat toplandığını, söz konusu tahsilatın şirket adına çalışan şirket temsilcileri tarafından yürütüldüğünü, temsilciler tarafından verilen makbuzlar 2000 yılından sonra toplanmaya başlandığını, bunların yerine “ortaklık durum belgesi” ve “ortaklık hisse senedi takip formu” ibaresi bulunan yeni belgelerin teslim edildiğini, müvekkili parasını geri çekmek istediğinde bir sonuç alamadığını, müvekkili adına 29/03/2007 tarihli ihtarname keşide edildiğini, bu ihtarnameye de herhangi bir cevap alınamadığını, davalılar tarafından hukuka aykırı bir şekilde para toplandığını, tahsil edilen paraların sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri ödenmesi gerektiğini, davalıların TTK’nın 20/2 hükmüne aykırı olarak basiretli bir iş adamı gibi davranmadığını, davalılar tarafından Sermaye Piyasası Kanununa aykırı şekilde aracılık faaliyetinde bulunulduğunu, SPK ve diğer kanun hükümlerine aykırı olarak hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiğini, Kombassan grubu yönetim kurulu başkanı ve üyeleri hakkında kamu davaları açıldığını, davalı …’ın müvekkilinin zararından sorumlu olduğunu, müvekkilinin tarafı olduğu ve kanuna uygun surette kurulmuş bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını, davalı şirketlerin müvekkilin zararından birinci derecede sorumlu olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin davalı şirketle de hukuken kurulmuş bir ortaklığının bulunmadığının tespitini, davalılar tarafından müvekkilden tahsil edilen 50.080 DM (26.000 Euro) karşılığı 46.800,00 TL’nin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının …’nin ortağı olduğunu, ortağın sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceğini, diğer davalılar ile davacının bir ilgisinin bulunmadığını, davacının dayandığı ortaklık durum belgesi ve diğer belgelerin davanın çözümüne esas alınamayacağını, tek taraflı hazırlanmış belgeler olup davalılar tarafından imza ve ikrar edilmiş olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davanın, haksız fiilden kaynaklanan istirdat davası niteliğinde olduğu, dosya kapsamında bulunan 17/08/2000 tarihli ortaklık ve hisse senedi takip formu ile taraf beyanları dikkate alındığında 26.000 Euro’ nun tahsil edildiği hususunda ihtilaf bulunmadığı, davacının …’nin kurucu ortaklarından olmadığı, almış olduğu iddia edilen ortaklık hissesinin de hangi ortaktan ne şekilde alındığının şirket kayıtlarından belli olmadığı, davacının davalı …’nin gerçek ortağı olmaması sebebiyle davalıların davacıdan tahsil ettiği paranın yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunun 10. maddesinde belirtildiği gibi izinsiz mevduat toplama eylemi olup, amacının da davalı …’ye mevduat ve sermaye temini olduğu, davacıdan alınan paranın bu şekilde vasıflandırılması da dikkate alındığında zamanaşımının ödememe olgusunun ortaya çıktığı tarihten itibaren dikkate alınması gerektiği, dosya kapsamında bulunan …Noterliği’nin 29/03/2007 tarihli ihtarnamesi de dikkate alındığında talebin zamanaşımına uğramadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 46.800,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar … ve …. vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar … ve …. vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalılar … ve …. vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin mümeyyiz davalı şirketlerden alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2.397,65 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılar … ve ….’den alınmasına, 12/11/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve davalılar tarafından tahsil edildiği iddia edilen paranın istirdadına ilişkindir.
Mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yerel mahkeme gerekçesinde de belirtildiği gibi, …Asliye Ticaret Mahkemesi kanalıyla bilirkişi kurulu tarafından davalı kayıtları da incelenmek suretiyle, bilirkişi kurulu raporu düzenlenmiştir.
…’dan oluşturulan bilirkişi kurulu ibraz ettiği 09.11.2012 tarihli raporunda;
“Davacının …’nin ortaklar pay defterinde, nominal değeri 2.000.000 TL. olan 640 adet toplam 1.280.000000 TL’lik hissesine sahip kayıtlı ortağı şeklinde yer aldığı, davacının, davalıya 02.12.2005 tarihinde keşide ettiği ihtarnameden de … ortağı olduğunu kabul ettiği, Ortaklık ve Hisse Senedi Takip Formuna itibar edilmesi halinde, ortaklık ilişkisinin 17.08.2000 tarihinde kurulmuş sayılabileceği,
Davalı şirketin muhasebe defterlerinde herhangi bir kayıt bulunmadığından, hisselerinin davalı şirket ortaklar pay defterine hangi yolla kaydedildiğinin anlaşılamadığı, yetkililerle yapılan görüşmede, ortakların hisse senetlerini ibraz etmeleri ve beyanları üzerine kaydedildiği şeklinde beyanda bulundukları, davacının hamiline yazılı hisse senetlerine sahip olması nedeniyle, hisselerin ortaklar pay defterine kayıt mecburiyeti bulunmadığı,
Davacının mezkur şirketlerin kurucuları arasında bulumadığı ve sermaye artırımına iştirak etmek suretiyle pay sahibi de olmadığı dikkate alındığında, davalı şirketlerce ihraç pirimli hisse satışı yapıldığına ilişkin bir değerlendirme yapılamayacağı,
Davacının … ve …’ye ortak olmak amacıyla para vermediğini isbata yetecek deliller ibraz edemediğinden, 6762 sayılı TTK’nın 329 ve 405/2. maddeleri uyarınca ödediği bedelin iadesini isteyemeyeceği,
Davacıya ortağı bulunduğu davalı …. tarafından, doğrudan hisse senedi satışı yapıldığına ilişkin bir bilgi belge ve kayıt bulunmadğından, aslen iktisap şeklinde bir ortaklık söz konusu olmadığı, bu nedenle ihraç pirimli hisse ihracından söz edilemeyeceği, bununla birlikte davalı şirketlerin ihraç pirimli hisse senedi ihracı hususunda durumlarının incelenmesi halinde; pirimli pay ihracına ilişkin davalı şirketler ana sözleşmelerinde hüküm bulunmakla birlikte … için yönetim kurulu kararı geçerli bir karar iken, sermaye artışlarından daha sonraki bir tarihte alınmış bir karar olması ve …. tarafından yönetim kurulunun üç üyeden ikisinin katılımı ile karar alındığından yoklukla malul olduğu, ancak bir varsayım olarak davacıya yasal prosedüre uygun olmayan bir şekilde ihraç pirimli pay senedi satıldığının geçerli belgelere dayalı olarak ispatlandığı kabul edilse bile, bu kabul ortaklık ilişkisinin mevcuduyeti sonucunu doğracağı ve ortaklık ilişkisinden doğan talep hakları çerçevesinde mütalaa edilebilecek bu hakkın BK’nın 126/4. maddesine göre zamanaşımına uğramış sayılabileceği,
Davacının, kendilerine yatırmış oldukları paraların istediği zaman geri çekilebileceği garantisinin verildiği iddiası varid görüldüğü takdirde hileden bahsedilebileceği, ancak bunun Borçlar Kanunu’nun 31. maddesi gereği belli bir süre içerisinde kullanılabilecek bir yetki olduğu, buradaki sürenin hak düşürücü bir süre olduğu ve bu sürenin, hilenin öğrenilmesinden itibaren bir yıl olduğu, davacının parasını istediği her an alamayacağını, kendisine hisse senetlerinin verilmesiyle öğrenmiş olduğunu, söz konusu davanın da hak düşürücü süre olan bir yıllık sürenin geçmesinden yıllar sonra açılmış olması nedeniyle, ortaklık ilişkisinin hile sebebiyle iptalinin mümkün olmadığı, zira bir yıllık süre içerisinde iptal yetkisi kullanılmaz ise, hile ile iradesi sakatlanan tarafa sözleşmeye icazet verilmiş nazarıyla bakılacağı, bu sebeple, bu aşamadan itibaren sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği,
Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin önüne gelen ancak zamanaşımı nedeniyle düşmüş olan dosyaya ilişkin olarak, Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi kararında … ve bağlı şirketler yöneticileri hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararı mevcut olmadığı, bunun dışında verilen karar temyiz incelemesi aşamasında zamanaşımına uğradığı, verilen bir beraat kararının temyiz aşamasında zamanaşımına uğraması durumunda, evleviyetle bir netice tevlit etmeyeceği ve hukuk yargılamasına etkisi bulunmayacağının mahkemenin takdirinde olduğu,
Davalılardan … açısından ise, davanın taraf sıfatı yokluğundan (husumetten) reddedilmesi gerekebileceği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.”
Şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
Dairemezin yerleşik uygulamasına göre, bilirkişinin rey ve mütalaasının hakimi bağlamayacağı hükmü, hakimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, raporu yeteri kadar kanaat verici bulmazsa, bilirkişiden ek rapor alabileceği veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği şeklinde anlaşılmakta olup, hakimin özel bilgiyi gerektiren hususlarda, bilirkişilerin yerine geçerek karar vermesi kabul edilmemektedir.
Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmasına rağmen, bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmelere neden itibar edilmediği tartışılmadan, bilirkişi kurulu raporu hüküm vermeye yeterli görülmemişse yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınıp, çelişkiler bulunduğu takdirde usulüne uygun olarak çelişkiler giderilmeden, ibraz edilen bilirkişi kurulu raporundaki değerlendirmelere aykırı şekilde, davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Bu nedenle, mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile eksik incelemeye dayalı yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum. 12.11.2015