Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2015/4956 E. 2015/12116 K. 17.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/4956
KARAR NO : 2015/12116
KARAR TARİHİ : 17.11.2015

MAHKEMESİ : FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada …Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10/12/2013 gün ve 2009/1-2013/278 sayılı kararı bozan Daire’nin 18/12/2014 gün ve 2014/12752-2014/20070 sayılı kararı aleyhinde davalı …. vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin … nezdinde “…” ve “…” markalarının hak sahibi ve bu markalı sigaraların üreticisi olduğunu, “…” ve “…” markasını taşıyan sahte ve taklit ürünlerin davalı tarafından …’den yüklenerek … isimli gemiyle taşındığını, diğer davalı olan … tarafından diğer davalı …’e teslim edilmek üzere konteynıra yüklendiği hususunda ihbar aldıklarını, bunun üzerine … tarafından yapılan inceleme neticesinde konteynırın içinde tespit edilen … ve … marka sigaraların dosya ekinde de bulunan 30.12.2008 tarihli eksper raporu ile sahte olduğunun tespit edildiğini, marka hakkının 556 sayılı KHK ile koruma altına alınmış olduğunu, bu sebeple davalıların belirtilen fiillerinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini; ayrıca gerek TTK hükümleri gerekse de Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre acenteye doğrudan dava açılmasının mümkün bulunduğunu, bu nedenle davalı acentenin de aynı gerekçe ile sorumlu olması gerektiğini, ilgili KHK’nın 62/4. maddesi gereğince sahte ürünlerin masrafları davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmak suretiyle imhasının gerektiğini, 556 sayılı KHK’nın 76. maddesinde ihtiyati tedbir için öngörülen şartların hepsinin dava konusu olayda gerçekleşmiş olduğunu, bu nedenle de ihtiyati tedbir kararı verilerek, KHK’nın 77/b maddesi hükmü gereğince “sahte ürünlere el konulmasına, 556 sayılı KHK’nın 64. maddesi kapsamında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000 YTL tutarında tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı …. vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalı ….. yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın açılmamış sayılmasına yönelik karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
Bu kez, davalı …. vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere, davalı ….’nin eyleminin aynı zamanda 556 sayılı KHK’nın 9/1-a ve 61/1-a maddelerinin ihlalini oluşturmasına göre, davalı … vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı …. vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 57,60 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK’nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 251,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davalı ….’den alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 17/11/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

1- Dava, marka hakkına tecavüz sebebiyle taklit ürünlere el konulması, tecavüzün durdurulması, önlenmesi ile maddi tazminat istemine ilişkindir.

2- Davacı vekili, müvekkili adına tescilli markayı taşıyan taklit ürünlerin …’den yüklenerek davalı donatana ait gemiyle …nde yapılan kontroller sırasında yurda sokulmaya çalışırken ele geçirildiği iddiasıyla tecavüz konusu ürünlere el konulması ile maddi tazminata karar verilmesi talep etmiş, davalılardan … davanın reddini istemiştir.

3- Yargılama sonunda yerel mahkemece davalı, … aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiş ise de bu karar Dairemizce bozulmuş, karar düzeltme isteminin ise Daire çoğunluğunca reddine karar verilmiştir. Dairemizce, gemi acentesi davalı yönünden alınan karara katılmıyorum.

4- Acente kavramı, 6102 sayılı TTK’nın 102/1.maddesinde “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir” şeklinde tanımlanmıştır. 05.03.2012 tarihli …’e yayınlanan Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin 4/e maddesinde ise gemi acentesi “Yaptıkları anlaşmalarla gemi sahibi gerçek veya tüzel kişiler ile kaptan, işleten veya gemi kiralayanın nam ve hesabına hareket eden ve üçüncü kişi ve kuruluşlara karşı bunların haklarını koruyan, bu çerçevede yaptıkları iş ve işlemlerde kendi kusurları dışında sorumlu tutulamayan, anlaşmadaki kişi veya kuruluşu” olarak tanımlanmıştır.

5- 556 sayılı KHK’nın 66/1 (c) maddesi uyarınca “Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için gümrük bölgesine yerleştirmek, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutmak veya ticari amaçla elde bulundurmak” marka hakkına tecavüz sayılmıştır.

6- Somut olayda, taşıtanın istifleyerek kapaklarını mühürlediği konteynırlarda taşınan taklit mallar yönünden, malların taklit olup olmadığını bilmeyen ve bilmesi gerekmeyen davalı deniz (gemi) acentesinin marka tecavüzünden sorumluluğunu gerektiren bir yükümlülüğü olmadığı gibi, taklit malları yurda sokan taşıtana veya malların alıcısına bilerek yardım ettiği de kanıtlanamamıştır.

7- Bir aracı tacir niteliğinde olan acentelerin, TTK 105.maddesi uyarınca, müvekkilleri adına yaptıkları faaliyetlerden dolayı üçüncü kişilere karşı doğrudan bir sorumlulukları bulunmamaktadır. Acentelerin, ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı …’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararların acentelere uygulanması mümkün değildir.
Anılan nedenlerle, bu davalı aleyhine açılan davanın reddine dair yerel mahkeme kararını doğru bulduğumdan Dairemiz çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum.