Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2015/5788 E. 2015/13688 K. 21.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/5788
KARAR NO : 2015/13688
KARAR TARİHİ : 21.12.2015

MAHKEMESİ : FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/12/2014 tarih ve 2011/82-2014/250 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl ve birleşen davada davacı vekili; müvekkili …’in kamuya mal olmuş ünlü bir kişi olduğunu, davalılar ile aralarında herhangi bir sözleşme olmamasına rağmen davalı ….’nin pazarlamasını yaptığı altın çileğin reklamında …’in adının ve fotoğrafının izinsiz olarak kullanıldığını, diğer davalılara ait internet sitelerinde yayınlanıp haber yapıldığını, bu şekilde davalıların haksız kazanç elde ettiğini, bu haber ve yayınlar ile müvekkilinin kişilik haklarının ihlal edildiğini, maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, müvekkilinin şöhreti ile oluşturulan muhtemel reklam kazancının tespitini, elde edilen kazancın davacıya verilmesini, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş, birleşen dava dosyasında ise 55.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; Takvim Gazetesinin 18 Mayıs 2011 günlü internet sayısında …’in faydalarını anlatan ünlüler arasında davacı …’in bulunduğu belirtilerek yayınlanan haberin yanında …’in fotoğrafına yer verildiği, davalı …’in bu haberlerin yayınlandığı sitelerden birinin alan adı sahibi olduğu, FSEK 36. madde gereğince basın tarafından umuma yayınlanmış bulunan günlük havadislerin iltibası serbest kabul edilmiş olup haberin kaynağının bu site olmadığı, davalı …’in dava ile bağlantısının kanıtlanamadığı, dava konusu fotoğraf ve içeriğin davalı ….’ye ait olan “altın çilek” reklamında ticari amaçla kullanıldığından reklamdan yararlanan davalı şirketin sorumlu olduğu, davacının isminin daha başka ünlülerle birlikte kullanıldığı gerekçesiyle davalılar … ile … hakkındaki davanın husumetten
reddine, fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı ….’den tahsiline, davacıya ait görsel ve fotoğraflar ile davacıya atfedilen içeriklerin davalı tarafından kullanımının önlenmesine ve reklamların kaldırılmasına karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı Kanun’un 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK’nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, HMK’nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzenine ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda; kısa kararın (2) nolu bendinde işbu davadan tefrik edilen davanın davalısı aleyhine de hüküm kurulmuş, gerekçeli kararda bu husus maddi hata olarak nitelenip tefrik edilen davanın davalısı aleyhine hüküm kurulmamıştır. Söz konusu yanlışlığın HMK’nın 304 ve 305. maddelerinde belirtildiği biçimde giderilmesi söz konusu olmayıp mahkemece sözü edilen maddelerdeki yönteme de uyulmamış olduğu açıktır. Buna göre, yukarıda belirtilen hususlar uyarınca yazılı şekilde kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açılması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Ayrıca, … Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2014/128 Esas sırasına kaydedilen ek dava niteliğindeki davanın işbu dava ile birleştirilmesine karar verildiği halde, birleştirilen bu dava karar başlığında yer almadığı gibi birleşen dava hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi de doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davad davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.