Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/5976 E. 2015/3687 K. 17.03.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/5976
KARAR NO : 2015/3687
KARAR TARİHİ : 17.03.2015

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/12/2013 tarih ve 2013/198-2013/351 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 17/03/2015 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Sultan Gümüş Başaran tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, keşidecisi … olan 30/05/2009 vade tarihli 93.000 TL bedelli senedin ciro edilerek müvekkiline verildiğini, davacının senedi vadesinde keşideciye ibraz ettiğini ancak keşideci ve davalının ödeyeceğiz vaadi ile müvekkilini oyaladığını ve protesto zamanını bu şekilde geçirdiklerini, davalının kötü niyetli bu davranışına karşı davalı, keşideci ve cirantalar aleyhine Mersin 8 İcra Müdürlüğü’nün 2009/6414 sayılı dosyasında kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlattıklarını ancak itiraz edildiğini, protesto çekilmediği için senet cirantalarına karşı alacağın ödenmesi için başvuru haklarını kaybettiklerini ancak kendi cirantasına karşı dava açma haklarının bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL’nin faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, bozmadan sonra alacağı 93.000 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili, bononun incelenmesinde hamiline düzenlendiğini daha sonra ilave yapılarak ile hamil kısmının genişletildiğini, bonoda borcun sebebi olarak malen ibaresinin yazılı olduğunu, davacı tarafından davalıya herhangi bir mal verilmediğinden bononun sebepsiz kaldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, davacı tarafça dayanılan senette davalının imzası bulunup yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu, tanık anlatımları ile de senedin davalı yönünden kefalet hükmünde olduğunun anlaşıldığı, senedin ödenmemesi halinde davalının kefil sıfatı ile sorumlu olduğu, senet bedeli 93.000,00 TL olmasına rağmen 10.000,00 TL’lik kısmi için dava açılmış olup bozmadan sonra ıslah mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL’nin vade tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ıslahla artırılan kısmın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak mahkemece, dava kısmen kabul edilmiş olup reddedilen kısım yönünden kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 8.690,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmediği gibi ıslah edilen kısmın reddine karar verildiği halde hüküm fıkrasının 7. bendinde “Davacının yatırdığı 1.417,45 TL ıslah harcının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklinde hüküm tesisi doğru değil ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün anılan yönlerden düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasının 6. bendinin hüküm fıkrasından tamamen çıkarılarak yerine “davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen kısım üzerinden AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 8.690,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine” ibaresinin yazılmasına, yine hüküm fıkrasının 7 nolu bendinin hüküm fıkrasından çıkarılarak yerine “Peşin yatırılan 135,00 TL harç ve hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan bakiye 548,10 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına” ibaresinin yazılması suretiyle kararın davalı yararına DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı’ya iadesine, 17/03/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dairemizin muhterem çoğunluğunca davacı vekilinin temyiz itirazının reddine yönelik (1) no.lu bentte açıklanan bozma gerekçesine katılmaya olanak görmüyorum. Çünkü, 4.2.1948 gün ve 10-3 sayılı İBK, içtihadı birleştirme kararlarının konularıyla sınırlı olarak değerlendirilmelerine ilişkin temel prensip de gözetilerek, bir hükmün Yargıtay tarafından bozulmasından sonra, Yargıtay’ın bozma kararını nafile kılmaya ya da bozma ve öncesindeki yargılama sürecini tümüyle boşa çıkarmaya yönelik olarak davanın kamilen (bütünüyle) ıslahına olanak vermeyen bir karar olarak algılanmalı ve bu sınırlı çerçeve içerisinde uygulanmalıdır. Söz konusu kararın aydınlatıcı gerekçesinde, belirtilen bu hususun açıklıkla

işlenmiş olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim, ıslahın, HUMK’nun 84. maddesinde tanımlandığı şekliyle soruşturma ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği yolundaki yasa hükmü de bu yorumu destekler niteliktedir. Söz konusu hükümdeki “soruşturma” ve “yargılama” sözcüklerinden kastedilenin, belli vakıalara dayalı olarak açılmış bir davadaki, bu vakıalarla sınırlı soruşturma aşamasını ve bu aşamayı noktalayan, yapılan soruşturma sonuçlarına dayalı olması gereken hükümle birlikte sona eren yargılama aşamasını tanımladığında kanımca duraksanmamalıdır.
Gerçekten de, bu şekilde sonuçlanan yargılama sonucu verilen hükmün, şu ya da bu nedenle Yargıtay tarafından bozulmasından sonra, bozma kararından da esinlenilerek, dava dayanağı vakıaların tümüyle değiştirilmesine, geliştirilmesine yahut yeni vakıaların öne sürülmesine, bir başka deyimle önceki yargılama sürecinin kısmen yahut tamamen yok sayılmasına yol açacak nitelikte bir usul işlemine, yani davanın kamilen ıslahına cevaz verilmemelidir ve yukarda sözü edilen ve sonuçları ile bağlayıcı nitelikte bulunan İBK da, tam da bu amaca hizmet eder niteliktedir.
Ancak, somut davada, Yargıtay bozma kararından sonra müddeabihin artırılmış olması, yukarda sözü edilen anlamda sonuç doğurmaya elverişli ve kamilen ıslah niteliğinde bir usul işlemi sayılamayacağı gibi, HUMK’nun 87. maddesinin “Müddei, ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez.” şeklindeki son tümcesinin, hakkın elde edilmesini zorlaştırdığı ve davacıyı ikinci kez dava açmaya zorladığı, bu durumun Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ve hak arama özgürlüğünü kısıtladığı gerekçeleriyle, Anayasa Mahkemesi’nin 07.11.2001 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 20.07.1999 tarihli kararıyla iptal edilmesi nedeniyle davadaki talep sonucunun kısmi ıslah yoluyla artırılması usulen olanaklı hale geldikten sonra yukarda sözü edilen İBK’nın sınırlı konusu itibariyle gerek somut dava ve gerekse benzer davalar bakımından uygulanmasına ve yerel mahkeme kararının bu nedenle bozulmasına ilişkin Dairemiz çoğunluğunun değerlendirmesine katılmaya olanak görmüyorum.