Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/14942 E. 2015/3851 K. 19.03.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14942
KARAR NO : 2015/3851
KARAR TARİHİ : 19.03.2015

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 04/09/2012 gün ve 2009/276-2012/345 sayılı kararı onayan Daire’nin 03/06/2014 gün ve 2014/8787-2014/10413 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkili şirketin iki ortağından birisi ve aynı zamanda müdürü olan dava dışı … müvekkili şirkete ait tek taşınmazı ortaklar kurulu kararı olmaksızın değerinin çok altında muvazaalı olarak davalıya sattığını ileri sürerek, anılan taşınmazın satış işleminin iptali ile taşınmazın şirket adına tapuya kayıt ve tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı … yönünden aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, taşınmazın satışının yetkili müdür tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkilinin iyiniyetli 3. kişi olduğunu, muvazaa iddiasının yazılı delil ile ispat edilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davaya konu taşınmazın satış değerinin rayiç değerinin çok altında olmakla birlikte anılan taşınmaz üzerindeki hacizlere ilişkin borçların da davalı tarafından üstlenildiği, davalının tapu kaydına güvenerek davacı şirketin yetkili temsilcisinin yaptığı satış ile dava konusu taşınmazın alımında iyiniyetli olduğu gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar davacılar vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 03.06.2014 tarihli kararı ile onanmıştır.
Davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere, davacıların muvazaanın varlığını ispatlayamamalarına, satılan taşınmaz üzerinde 645.425 TL tutarında haciz bulunmasına ve davalının icra dosyasındaki borçları üstlenmiş olmasına, nakten tahsil edilen bedelin şirket kasasına intikal ettirilmemesinin müdürün sorumluluğunu gerektirmesine ve 6762 sayılı Kanun’un 443/2. maddesinin davacının iştigal konusu gözetildiğinde uygulanamayacak olmasına göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 05,20 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK’nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 251,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 19/03/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Limited şirket müdürlerinin temsil yetkisinin kapsamı, dava tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 542. maddesi yollaması ile aynı Yasa’nın 321. maddesinde belirlenmiştir. Bu maddede temsile yetkili olanların, şirketin maksat ve konusuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haiz oldukları belirtilmiştir.
Kural olarak şirketi temsile yetkili müdürün, şirkete ait bir malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabileceğinin kabulü gerekir. Ancak bu malvarlığı, şirketin sahip olduğu tek malvarlığı veya şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz ise, devir yönündeki taahhüdün geçerli olabilmesi için, ortaklar kurulundan karar alınması gereklidir.
Dosyaya sunulan bilirkişi kurulu raporunda, davacı şirketin tek malvarlığı olan dava konusu taşınmaz payının devrinin geçerli olabilmesi için, limited şirketlerde de uygulama alanı bulunan TTK’nın 443/2. maddesi uyarınca, ortaklar kurulundan karar alınmadan yapılmış olan devir işleminin geçersiz olduğu yönünde görüş bildirilmiş olmasına rağmen, bu hususta yerel mahkeme tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
Bu nedenle, dava konusu taşınmazın davacı şirketin tek malvarlığı olup olmadığının veya şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz bulunup bulunmadığının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi için, davacı vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile onama kararının kaldırılarak, kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyorum.19.03.2015

MUHALEFET ŞERHİ

Davacı tarafın karar düzeltme isteminin reddine dair, Dairemiz sayın üyelerinin çoğunluk görüşüne iki sebeple katılmıyorum.
A) LİMİTED ŞİRKET ORTAKLAR KURULU KARARI OLMAKSIZIN YÖNETİCİ ORTAĞINCA ŞİRKETİN TEK GAYRİMENKULÜNÜN SATILMASI GEÇERSİZDİR.
6762 s. eTTK 552. maddesi yollamasıyla eTTK 443. maddesi uyarınca limited şirketlerde şirket aktiflerinin toptan satılması konusunda tek yetkili organın ” L.O Ortaklar Kurulu” olduğu açıkça ifade edilmiştir. Anonim şirketler için de aynı düzenleme geçerlidir. Keza eTTK 234. maddesi uyarınca bu kural kollektif şirketler için de geçerlidir. 6102 sayılı TTK’nın 538/2. maddesinde de “önemli miktarda aktiflerin” toptan satılmasının genel kurulun takdir yetkisinde olduğu açıkça ifade edilmiştir. Genel kurulun bu yetkisi öğretide “devredilemez” nitelikte olduğu kabul edilmiştir. (S.Karahan, Şirketler Hukuku, 2012/sh.502). Bir şirketten gayrimenkul alan tacirlerin de aldıkları gayrimenkulü kimden aldıklarını ve satan kişinin yetkili şahıs olup olmadıklarını basiretli tacir ilkesi uyarınca bilmeleri gerekir. Bu konuda iyiniyet iddiasında bulunmaları da mümkün değildir.
Dairemizin önceki istikrarlı uygulamalarında da limited şirketin “varlığını sürdürebilmesi için hayati öneme haiz bir mal varlığı ” veya “tek mal varlığını” ortaklar kurulu kararı olmaksızın yönetici ortak tarafından başkalarına devredilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu bağlamda Dairemiz daha önce, şirket ana sözleşmesine göre asıl amaçları arasında “marka ticareti yapmak” Yetkisi de bulunan bir şirkette yönetici ortağın “şirket markasını satması” eTTK’nın 443/2. maddesine aykırı bulunuştur. (Yargıtay 11 HD 13.02.2006 T. 2005/1362-2006/1253). Bir başka davada ise “şirketin faaliyetini sürdürdüğü tek işletmesinin devri” yönünden de ortaklar kurulu kararının varlığını şart koşmuştur. ( 11 hd. 21/.03.2014 T. 2012/15771-2014/5558). Dairemizin bu konuda başka benzer içtihatları da bulunmaktadır.
Davaya konu somut olayda, davada fer’i müdahil sıfatıyla temsil edilen eski yönetici ortak, davacı şirketin “tek gayrimenkulünü” ve ” tek faaliyet alanı” olan üzerine arsa karşılığı kat inşaa etme yükümlülüğü bulunan “hayati öneme haiz” arsasını, şirketin % 50 oranında ortağı olan davacıdan izinsiz ve habersiz olarak tapuda şatış yaparak davalı şahsa devretmiştir. Ancak kanaatimce söz konusu devir eTTK 443/2. maddesi hükmü karşısında geçersizdir. Davalı şahıs adına gerçekleştirilen tescil yolsuz tescil hükmünde olup iptali gerekir.
B) GAYRİMENKUL SATIŞ SÖZLEŞMESİ MUVAZAA SEBEBİYLE GEÇERSİZDİR.
Muvazaa, tarafların bir hukuki işlem yaparken, gerçek iradelerini gizleyerek sırf 3. kişileri aldatmak kastıyla, aslında yapmak istemedikleri bir hukuki işlemi yapmalarıdır. Bu işlemde taraflar, yapılan işlemin kendi aralarında hukuki sonuç doğurmasını istememekte, sadece görünüşte o işlemi yapmaktadırlar. Muvazaa hal ve şartlara göre, altında tarafların gerçek iradesine uygun gizli bir sözleşme barındırabileceği gibi, barındırmayabilir de. Bazen de sözleşme gerçek olduğu halde bedelde muvazaa yapılmış da olabilir. Türk hukukunda muvazaalı işlemin hukuki yaptırımı 818 s. e BK 18 ( 6098 s. TBK 19) maddesi uyarınca “mutlak butlan” ile yani “kesin hükümsüzlük” sebebiyle geçersizdir.
Somut olayda; davacı şirket eski yöneticisi …’in, davacı diğer ortaktan mal kaçırmak amacıyla, davalı şahsa şirketin tek gayrimenkulü ve faaliyet sahası olan yaklaşık 2,4 milyon TL değerindeki arsasını oldukça düşük bir bedele, yani 820 bin TL’ye

satılmış göstermesi, bedelin şirkete ödendiğine ilişkin hiçbir banka kaydının bulunmaması, bu meblağı ödeyecek gücünün olduğunu ispat edememesi, daha önce davacı şirketle arsa karşılığı kat sözleşmesi yapan eski arsa sahiplerinin, ani ve sorunsuz şekilde, yeni ortağın inşaat işini verdiği yapımcı şirketle yeni sözleşme yapmaları, herşeyden öte, arsayı devir alan davalının inşaat yapma işini, eski yönetici Özcan’ın kardeşi Hasan Şimşek’in % 97,5 oranında hâkim ortak ve yöneticisi olduğu şirkete 6 gün sonra vermesi, karşılığında da 12,4 milyon TL gelir elde etmesi muvazaanın açık bir işareti olarak görülmüştür.
Muvazaa davacı şirketi temsilen eski yönetici ortak ile davalı arasındadır. Davacı şahıs, zarar uğratılan ortak olarak üçüncü kişi konumunda olup, muvazaayı her türlü delil ile ispat edebilecektir. Davacı, taraflar arasındaki muvazaayı yeterli ölçüde hem sözlü hemde yazılı delillerle ispat etmiştir. Bu nedenle davaya konu gayrimenkul satış sözleşmesinin muvazaa sebebiyle de iptaline karar verilmesi gerekir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle hem yetkisiz satış, hemde muvazaa iddiasını incelemeksizin davanın reddine karar veren yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan Dairemiz sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum.