Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2014/43858 E. 2015/35415 K. 03.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/43858
KARAR NO : 2015/35415
KARAR TARİHİ : 03.12.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalının vekili olarak davalı adına menfi tesbit davası açtığını yine davalı aleyhinde açılan davalarda da temsil ettiğini, tüm davaların 2009/218 esasında birleştirilerek görüldüğünü,,…2007/231 esaslı davada da davalı vekili olarak temsil ettiğini, bu davanın aleyhe sonuçlandığını, 2009/218 esaslı birleşik davanın yargılaması devam ederken 22.10.2010 tarihli noter ihtarı ile gerekçesiz ve haksız olarak azledildiğini, taraflar arasında ücret sözleşmesi yapılmadığını ileri sürerek, avukatlık ücret alacağının tahsili için başlattığı icra takibine yöneltilen itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Davacı, davalının avukatı iken haksız azil nedeniyle ödenmeyen vekalet ücretinin tahsili için yaptığı icra takibine vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi için eldeki davayı açmıştır. Davalı ise, davacının avukatı olduğunu, hakim ortağı olduğu dava dışı şirketlerle 1.10.2008 tarihli hukuki müşavirlik sözleşmesi düzenlendiğini, ortakların şahsi davaları nedeniyle ücret alınmaması konusunda şifahi anlaşma olduğunu ayrıca davacı ile dava dışı şirketlerle olan sözleşmesinin 14.9.2010 tarihinde karşılıklı olarak sonlandırıldığı halde, davacının önceden tahsil ettiği şirket alacaklarını uhdesinde tuttuğu gibi sözleşmenin sonlandırılmasına rağmen davacının şirketin alacaklı olduğu icra takiplerinden tahsilat yapmaya devam ettiğinin öğrenilmesi üzerine davacıya olan güveninin sarsılması nedeniyle 22.10.2010 tarihinde davacıyı azlettiğini, talebin haksız olduğunu savunmuştur. Vekalet ücretine dayanak dava dosyalarının incelenmesinde; Davacının davalı vekili olarak açtığı 2009/218 esaslı menfi tesbit davası ile bu dava ile birleştirilmesine karar verilen davalı aleyhinde açılan 2009/234 ve 2009/259 esaslı dava dosyalarında vekil olarak görev yaptığı, dava devam ederken davacının azledildiği, azilden çok sonra 11.7.2012 tarihinde davanın feragatle bitirildiği, …2009/231 esaslı davada ise, davanın davalı aleyhine sonuçlandığı ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi de bulunmamaktadır. Davalı taraf, her ne kadar davacının bu davalara ücretsiz bakacağı konusunda aralarında anlaşma olduğu hususunu ispat edememiş ise de savunmasında;Davacının kendisinin hakim ortağı olduğu… ..simli şirketlerin hakim ortağı bulunduğunu, davacının bu şirketlerle 1.10.2008 tarihli hukuki müşavirlik sözleşmesinin 14.9.2010 tarihinde karşılıklı olarak sonlandırılmasına karar verildikten sonra, şirketlerin alacaklı olduğu icra dosyalarından tahsilat yapmaya devam ettiğinin ayrıca önceki tahsilatları da elinde tuttuğunun anlaşılması üzerine güveni sarsıldığından davacıyı bu davaya konu vekaletinden 22.10.2010 tarihinde azlettiğini bildirerek azilin haklı olduğunu savunmuştur. Bu savunmasına delil olarak davacı hakkında haksız tahsilatları nedeniyle görevi kötüye kullanmaktan ceza davası açıldığını,…Ağır ceza Mahkemesinin 2012/210 esaslı dava dosyasında yargılandığı ve beraat ettiği ancak kararın temyiz edildiği yine, dava dışı şirketlerin davacının tahsil edipte uhdesinde tuttuğu paralar için …Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/151 esaslı dava dosyasında yargılamanın devam ettiğini bildirmiştir. Dosya içerisinde, 2012/210 esaslı dava dosyasının kısmi fotokopisi ile ceza mahkemesi dava dosyasına ilişkin mahkemesi ile yapılan yazışmalar bulunmaktadır. Mahkemece, davacı avukatın avukatlık görevini yerine getirdiği belirtilerek avukatlık asgari ücret tarifesi gözetilerek takibin 83.756 TL üzerinden devamına karar verilmiştir.
Avukatın, vekil olarak borçları Borçlar Kanununun 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Avukat bu durumda ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; Dava, vekalet ücreti alacağı istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki ücret sözleşmesi yoktur. Taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin 22.10.2010 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı ise, davacının görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, hakim ortağı olduğu şirketle sözleşme sona erdiği halde icra dosyasından tahsilat yaptığı, bilgi vermediği ve önceki tahsilatları da elinde bulundurduğunu, tüm bu hareketlerin kendisinde güvensizlik yaratması nedeniyle davacıyı azlettiğini savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir. Mahkemece, davalın azil sebebi olarak bildirdiği eylemlere ilişkin olarak davacı hakkında açılan 2012/201 esaslı ceza davası dosyası ve 2011/151 esaslı hukuk davası dosyaları getirtilip incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2-Bozma sebebine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 2.bentte açıklanan nedenle tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde davacı ve davalıya iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.