YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/29195
KARAR NO : 2014/21992
KARAR TARİHİ : 24.09.2014
MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2010/11-133 E, 2010/184 K. sayılı ve 05.10.2010 tarihli kararında belirtildiği gibi oldukça geniş bir kavram olan savunma hakkı, şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla da toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti ilgilendirmektedir. Çünkü ceza yargılamasında savunma, yargılamanın sonucunda verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan, hükmün doğru olmasını sağlar. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, susma, soru sorma, kendi aleyhine işlemlere katılmama, tercümandan yararlanma, kanıtların toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma gibi hakların yanında müdafiden yararlanma hakkını da içerir. Savunma, Anayasamızın 36.maddesiyle anayasal güvence altına alınan meşru bir yol, müdafii de savunmanın meşru bir aracıdır. Dolayısıyla söz konusu hüküm, müdafii aracılığı ile savunulmayı da anayasal güvence altına almaktadır.
Savunma hakkı, uluslararası belgelerde de değerine uygun yerini almıştır. Bunlardan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 121/I., Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşmanın 14/3-b-d, Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 6/3-b-c. maddeleri sanığın müdafiden yararlanması konusunda açık düzenlemeler getirmiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu savunma hakkı konusunda oldukça hassas davranmış, bunun bir sonucu olarak da isteğe bağlı müdafiliğin yanında, bazı hallerde zorunlu müdafiliği benimsemiştir.
5271 Sayılı CMK’nın “müdafiin görevlendirilmesi” başlıklı 150.maddesinde;
(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklinde
148.maddenin 3.fıkrasında ise “yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez” şeklinde hükümlere yer verilmiştir. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Katılanın aracının 07.02.2010 günü saat 20:00 ile 08.02.2010 günü saat 06:30 aralığındaki bir zaman diliminde çalındığı, suça konu aracın 08.02.2010 günü akşam saatlerinde Pendik’te bir sokak üzerinde terk edilmiş olarak bulunduğu, araç üzerinde mukayeseye elverişli parmak izi ve benzeri bir delil bulunmadığı gibi katılanın aracının kimin tarafından çalındığını gören herhangi bir tanığın da olmadığı,
13.02.2010 günü suça sürüklenen çocukların başka bir araç ile gezdikleri sırada Jandarma aracını görmeleri üzerine bulundukları aracı bırakıp kaçmaya başladıkları, kovalamaca sonucunda …’nun yakalandığı, bir gün sonra …’nın kendiliğinden karakola gelerek teslim olduğu,
Suça sürüklenen çocuklar … ve …nın 14.02.2010 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadelerinin alındığı, ifadelerinin alındığı sırada 15-18 yaş aralığında bulunan çocuklara CMK’nın 150/2.maddesi uyarınca istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesi
gerekirken, müdafi hazır bulunmaksızın ifadelerinin alındığı, suça sürüklenen çocukların duruşmada “Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadelerini kabul etmediklerini, yüklenen suçu işlemediklerini” beyan ettikleri, diğer çocuk …’ın ise soruşturma ve kovuşturma evrelerinde katılan…e ait aracı çalmadığını savunduğu anlaşılmaktadır.
Suça sürüklenen çocukların yüklenen suçu işlemedikleri yönündeki savunmalarının aksine hukuka uygun, kuşkudan uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığı, CMK’nın 150/2.maddesindeki yasal zorunluluğa rağmen soruşturma evresinde müdafi hazır bulunmaksızın çocukların ifadelerinin alınmasının hukuka aykırı olduğu, CMK’nın 148/3.maddesi uyarınca yasak usullerle elde edilen ifadelerin rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemeyeceğinin anlaşılması karşısında; yüklenen suçun suça sürüklenen çocuklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığına dair mahkemenin kabul ve gerekçelerinde bir isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamıştır.
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 24.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.