Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2016/3254 E. , 2021/7076 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2016/3254
Karar No : 2021/7076
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …’ın, 06/06/2014 tarihinde Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürlüğü yerleşkesindeki kapalı atış poligonunda tamirat yapıldığı sırada kullanılan kaynak makinesinden çıkan kıvılcım nedeniyle poligon içerisinde bulunan barut gazının ateş alması üzerine meydana gelen patlama sonucu 10/06/2014 tarihinde vefat etmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranılan zararlara karşılık olmak üzere eşi … için 20.000,00 TL maddi (miktar artırımı sonucu 113.721,11 TL) ve 80.000,00 TL manevi, oğlu … için 50.000,00 TL manevi, diğer oğlu … için 50.000,00 TL manevi, kızı … için 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; davacılar yakınının poligonda ölmesi olayında hizmetin kötü ve gereği gibi işlememesi suretiyle davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, maddi zararın hesaplanması için yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunan hesap bilirkişisi raporu ile eş …’ın 113.721,11 TL destek zararının bulunduğunun tespit edildiği, buna göre maddi tazminat isteminin kabulü ile eş için miktar artırımı dilekçesi ile artırılan 93.721,11 TL maddi tazminatın miktar artırımı dilekçesinin Mahkeme kaydına girdiği 11/04/2016 tarihinden, 20.000,00 TL maddi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 20/10/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulü ile eş için 40.000,00 TL manevi, çocuklar için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 20/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat ve faiz istemlerinin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, maddi tazminat hesabının yasal düzenlemelere göre yapılmadığı ve miktar artırımı yapılan kısmına davalı idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği, hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz, nispi karar harcının kendilerine tamamlattırılmasının hukuka aykırı olduğu; davalı idare tarafından ise, olayda hizmet kusurunun saptanamadığı, kamu hizmeti sırasında kamu görevlisinin görevi nedeniyle uğradığı özel ve olağan dışı zararların kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazmini gerektiği, müteveffanın kanuni mirasçılarına 73.148,00 TL nakdi tazminat ödendiği, 5434 sayılı Kanun’a göre 1. derecede vazife malullüğü aylığı bağlandığı, dolayısıyla kusursuz sorumluluk nedeniyle uğranılan zararların hesaplanmasında başvuranların almakta oldukları vazife malullüğü aylıklarının tamamı yarar kabul edilerek maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, ayrıca manevi tazminat miktarının sebepsiz zenginleşmeye yol açamayacağı ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürlüğü binası müştemilatında bulunan Eğitim Şube Müdürlüğüne bağlı Kapalı Atış Poligonunda Emniyet Hizmetleri sınıfı personeline eğitim amaçlı olarak yaptırılmakta olan 2014 yılı 1. dönem kadro tabanca atış eğitimlerinin 05/05/2014 tarihinde başlayıp 17/07/2014 tarihinde bitirilmesinin planlandığı, bu plan doğrultusunda 06/06/2014 Cuma günü 09:00-12:00 saatleri arasında 1. grup atışların tamamlandığı, 2. grup atışlar için öğle molası verildiği, mola sonrası, poligon görevlisi Polis Memuru …’un poligon hedef yolundaki raylardan birinin makarasının arızalı olması nedeniyle, tamirinin yapılabilmesi için Çarşı ve Mahalle Bekçisi … ve Teknisyen Yardımcısı … ile birlikte kaynak işlemlerini yapmak üzere poligona geldiği, kaynak işlemine başlamak üzere yapılan şase kontrolü esnasında meydana gelen kıvılcımın yere düşmesiyle yerde alevlenme başladığı, Çarşı ve Mahalle Bekçisi …’nun bu kıvılcımı söndürmek için ayağını halıflekse vurduğunda yerden kalkan yanmamış barut atıkları ile bir anda alevlenmenin büyüdüğü, yan duvarlardaki yanıcı maddeden mamul süngerin üzerindeki barut artıkları ve kurumların da tutuşması sonucu aniden parlama ve yangın meydana geldiği, bu yangın sonucunda davacılar yakını …, Polis Memuru …, Çarşı ve Mahalle Bekçisi … ve Teknisyen Yardımcısı …’nın vefat ettiği, davacılar tarafından meydana gelen olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesinin, meydana gelen olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, olay nedeniyle davacıların uğradıkları maddi ve manevi zararların davalı idarece tazmin edilmesi gerektiği yönündeki gerekçesi Dairemizce de uygun bulunmuştur.
Temyize konu İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminata ilişkin kısmına yönelik tarafların temyiz istemlerinin incelenmesi:
Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini en aza indirerek, sağlıklı ve asgari hayat standardının güvence altına alınmasını ifade eder. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak, kişilerin yaşlılık, hastalık, malûllük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır.
Kamu görevlilerine, vazife malûllüğüne sebep olan olaydan dolayı prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak bağlanan vazife malüllüğü aylığının, adi malüllük aylığını aşan, bir başka ifade ile adi malüllük aylığına yapılan zamma ilişkin kısmının, vazife malüllüğüne sebep olan olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu zam, yarar kabul edilip hesaplanan zarardan indirim yapılacak bir kalem değildir. Aksine bir yaklaşım, vazife malûllüğüne sebep olan olaydan dolayı kamu görevlilerine/hak sahiplerine bağlanan vazife malüllüğü aylığının idarenin bir lütfu, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden ise gerçekleşmesi istenilen ve beklenilen bir olay olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Bu sonucun hayatın olağan akışına uygun olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.
İdare Mahkemesi kararına dayanak alınan bilirkişi raporunda;
1-Tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosunun esas alınması gerekirken, PMF 1931 hayat tablosunun esas alındığı,
2-Rapor tarihine kadar olan dönemdeki murisin emsallerinin görev aylıklarının davalı idareden temin edilmesi gerekirken, eski tarihli emsal aylıkların asgari ücrete oranlanarak güncel emsal aylıkların tespit edildiği,
3-İşlemiş ve işleyecek dönemde vazife malüllüğü kapsamında yapılan ödemelerin tamamının emsal görev aylıklarından düşülmesi gerekirken, vazife malullüğü ile adi malullük aylıkları arasındaki farkın emsal görev aylıkları toplamından düşüldüğü,
4-Pasif dönemde murisin alacağı emekli aylıklarından vazife malüllüğü kapsamında davacıya yapılacak ödemelerin tamamı düşülerek hesaplama yapılması gerekirken, bu dönem için asgari ücret üzerinden hesaplama yapıldığı,
5-Murisin anne ve babasının destek paylarının dikkate alınmadığı,
6-Murisin vefat ettiği tarihte çocuklarından henüz 25 yaşını doldurmamış olan … ve …’ın yüksek öğrenim göreceği dikkate alınarak veya yüksek öğrenime devam ediyorlar ise 25 yaşlarına kadar olan dönem için destek paylarının dikkate alınmadığı görülmüştür. (Diğer çocuk … murisin vefat ettiği tarihte 28 yaşında olup destek kapsamından çıkmıştır.)
Bu itibarla, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hesaplama yöntemi bakımından hükme esas alınacak nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacı …’ın eşinin hayatını kaybetmesi nedeniyle uğradığını iddia ettiği maddi zarar aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanmalıdır.
Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali başkomiserin aylar itibariyle aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından davacıya bağlanan ve aylar itibariyle ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından bu davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacının destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali başkomiserin aylar itibariyle alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacıya bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek vazife malulüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacının destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) hesaplanması gerekmektedir.
Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih itibarıyla ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacıya bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek vazife malullüğü aylıkları dikkate alanarak, desteğin emekli aylığı üzerinden davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacının destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Yapılacak hesaplamada, davacıya davalı idarece ödenen nakdi tazminat tutarı ile 5434 sayılı Kanun’un Ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin yarar olarak kabul edilip, yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki güncel değerinin bulunarak hesaplanan maddi zarar tutarından indirilmesi gerekmektedir.
Buna göre, İdare Mahkemesince, yukarıda aktarılan hususlar gözetilmeksizin yapılan maddi zarar hesabına ilişkin bilirkişi raporunun dayanak alınması suretiyle verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesinin 4. fıkrasında, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabileceği ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçenin otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edileceği düzenlenmiştir.
Anılan hükme göre, İdare Mahkemesince, davacıların miktar artırımına ilişkin dilekçesinin davalı idareye tebliğ edilmesinden sonra bir karar verilmesi gerekirken, yeni istem yönünden dosyanın tekemmülü sağlanmadan maddi tazminat isteminin kabulüne hükmedilmesinde usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir.
Bununla birlikte, Mahkemece yapılan söz konusu usulî hatanın olumsuz sonuçlarının davacılara yükletilemeyeceği, başka bir ifadeyle, miktar artırım dilekçesinin bozma kararı üzerine davalı idareye tebliğ edilerek bu tarihin faiz başlangıcına esas alınması suretiyle hatanın külfetine (yaklaşık 6 yıllık faiz alacağından mahrumiyete) davacıların katlanmasının beklenmesinin hakkaniyete aykırı olacağı, kaldı ki davalı idarenin davacıların miktar artırım taleplerini temyize konu kararın taraflarına tebliği üzerine öğrendiği, bu haliyle gelinen aşamada miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğinin, idareyi sulhen ödemeye davet ederek temerrüde düşürme amacına da hizmet etmeyeceği açık olup, bozma kararı üzerine miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğinde hukuki yarar bulunmadığı görüldüğünden; hükmedilen maddi tazminat tutarının, miktar artırım dilekçesiyle artırılan kısmına yönelik yasal faizin başlangıcına, (miktar artırım dilekçesinin mahkeme kaydına girdiği tarih itibarıyla davalı idareye tebliğe çıkarılmış olsaydı kısa bir süre içinde idareye ulaşmış olacağı da gözetilerek) miktar artırım dilekçesinin Mahkeme kaydına girdiği tarihin esas alınmasında sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Ancak bozma kararı üzerine Mahkemece maddi tazminat istemi ile birlikte kabul edilecek miktara işletilecek faiz hakkında da yeniden bir karar verileceğinden, artırılan maddi tazminat istemine uygulanacak faizin başlangıç tarihine yönelik temyiz istemi hakkında bu aşamada hüküm kurulmasına gerek görülmemiştir.
Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminata ilişkin kısmına yönelik tarafların temyiz istemlerinin incelenmesi:
Manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ıstırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının duyulan elem ve ıstırabı giderecek bir oranda olması gerekmektedir.
Dava konusu olayda, olayın gerçekleşme şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında, Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının, uğranılan zarara göre orantısız ve düşük kaldığı, duyulan elem ve ıstırabı kısmen de olsa giderecek düzeyde olmadığı ve manevi tazminat isteminin tamamına hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiş olup; manevi tazminat isteminin yeniden karara bağlanmasını teminen bozulması gerekmektedir.
İdare Mahkemesi kararının nispi karar harcının davacılara tamamlattırılmasına ilişkin kısmına gelince;
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden Kanuna bağlı (1) sayılı Tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu; 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev’i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16. maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu; 21. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği; 28. maddesinde ise, (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödeneceği kurala bağlanmıştır. Anılan Kanun’un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı Tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden, binde 68,31 oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir. Bu doğrultuda; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç, keşif ve bilirkişi ücreti ile posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, hükmedilen miktar yönünden haksız çıkmış olan davalı idareye yükletilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, Mahkeme kararının, davalı idarece ödenmesi gereken bakiye nispi karar harcının davacılara tamamlattırılmasına ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, İdare Mahkemesince bozma kararı üzerine yapılacak yargılama sonucunda yargılama giderleri yönünden de yeniden hüküm kurulacağından davacıların yargılama giderlerine yönelik temyiz istemi hakkında bu aşamada karar verilmesine gerek görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/12/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.