Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/1555 E. 2021/3454 K. 29.12.2021 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/1555 E.  ,  2021/3454 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1555
Karar No : 2021/3454

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 25/11/2020 tarih ve E:2018/2992, K:2020/5393 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve yoksun kaldığı maaş haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Anayasa’ya aykırı olduğundan bahisle iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 25/11/2020 tarih ve E:2018/2992, K:2020/5393 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları ve davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası ile davaların birleştirilmesi istemi yerinde görülmemiş,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve Daireleri kararının verildiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediğinin görüldüğü,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgüt mensubu olduğuna, örgüt mensuplarının listesinden ve kontenjanından Yargıtay üyesi seçildiğine, 2014 HSK seçimleri döneminde örgütün sözde “bağımsız” adaylarını desteklediğine, üniversite döneminde örgüt tarafından yapılan etkinliklere katıldığına ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Diğer deliller yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığı ve HSK’da etkin olduğu dönemde yargı içerisinde önemli ve etkin bir görev olan adalet müfettişi ve Yargıtay üyesi olarak görevlendirilmesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu,
Ayrıca davacının örgüt yayınlarını takip ettiği, örgüt adına faaliyetlerde bulunan ve darbe teşebbüsü sonrası kapatılan kurumların seminerlerinde görev aldığı ve 2014 HSK seçimlerinde örgüt adına aday olan kişilere seçim çalışmalarında kullanılmak üzere maddi destek sağladığı hususunun, yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla, özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maaş haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, usul yönünden; Danıştay Beşinci Dava Dairesi nezdinde aynı hususa ilişkin olarak açılan E:2017/4808 sayılı dava ile birleştirme talebinin reddi ve Yargıtayda görülen ceza davası kesinleşmeden karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, esas yönünden ise; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Anayasa’ya aykırılık iddiasının ciddi görülmemesinin temel insan haklarının ihlali anlamına geldiği, şöyle ki söz konusu KHK’nın Anayasa’nın 2.,10.,13.,15.,36.,38.,138.,139.,140.,154. ve 159. maddelerine aykırı olduğu, bu nedenle somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülmesi gerektiği; suç ve cezaların, Anayasa uyarınca, kanunla düzenlenmesi gerektiği; terör örgütü tanımlamasının idari işlemle değil ancak yargı kararı ile ortaya konulabileceği; dava konusu işlemin disiplin cezası niteliğinde bir işlem şeklinde azil niteliğinde olduğu, işlemden önce kendisine savunma hakkı verilmediği, disiplin soruşturması yapılmadığı, aynı şekilde dava konusu işlemin tesisinde kişiselleştirme yapılmadığı, kararda bireyselleştirmede esas alındığı ileri sürülen belgelerin hemen hepsinin meslekten çıkarmadan sonra tesis edilen işlemler olduğu, hukuka aykırı deliller ile karar verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu; tarafsızlık ilkesinin ve makul sürede yargılanma hakkının, çekişmeli yargı ilkesinin ihlal edildiği; terör örgütü üyeliğinin 667 sayılı KHK’da yer verilen “iltisak” ve “irtibat” kavramları ile ispatlanmaya çalışıldığı, irtibat ve iltisak kavramlarının kanunda tanımlanmaması nedeniyle suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiği, aynı şekilde 667 sayılı KHK ile getirilen düzenlemenin suç ve ceza içeren düzenleme mahiyetinde olmasına rağmen geçmişe etkili olarak uygulanmasının hukuki güvenlik, ulaşılabilirlik ve öngörülebilirlik ilkesine aykırı olduğu; temyize konu Daire kararında yer verilen itirafçı tanık/sanık ifadelerinin hukuki değerinin bulunmadığı, söz konusu ifadelerin kamuya açık bir duruşmada tekrarlanmadığı, bu nedenle yasa dışı delil niteliğinde olduğu, kaldı ki bu ifadelerde dahi suç işlediğine dair herhangi bir iddianın bulunmadığı; tedbirin ölçülü olmadığı, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere uyulmadığı, çekirdek haklara müdahalede bulunulduğu, insan haklarının ihlal edildiği belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 25/11/2020 tarih ve E:2018/2992, K:2020/5393 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 29/12/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.