YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/1740
KARAR NO : 2016/8976
KARAR TARİHİ : 23.05.2016
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı, Tapu İptali ve Tescil
… ile … ve … aralarındaki katkı payı alacağı, tapu iptali ve tescil davasının reddine dair …… Aile Mahkemesi’nden verilen 08.12.2014 gün ve 543/935 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı … vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı … vekili, evlilik birliği içinde edinilen 5105 ada 43 parsel sayılı taşınmazı davalı eşin diğer davalı müşterek çocuklarına muvazalı olarak devrettiği, çalışarak elde ettikleri birikimleri alacağa konu taşınmazın edinilmesine katkıda bulunduğu belirterek taşınmaz nedeniyle 100.000,00 TL alacağın davalılardan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının iddiaların doğru olmadığı, taşınmazın edinilmesinde cüzi bir katkısı olduğunu belirterek açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile, 100.000,00 TL alacağın davalı …’dan alınarak davacıya verilmesine, diğer davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacağı ve artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’ nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM m.170). TKM’ de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun’un 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK m. 544, TBK m. 646).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM m. 186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM m. 189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır.
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 29.09.1972 tarihinde evlenmiş, 12.03.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu 939/1016 hissesinin, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 03.04.1978 tarihinde; 77/1016 hissesinin ise, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 07.07.2004 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179).
Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;
Dava konusu 5105 ada 43 parsel sayılı taşınmazın 939/1016 hissesinin taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiğinden katkı payı alacağı; kalan 77/1016 hisse ise, taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiğinden artık değere katılma alacağı söz konusu olur.
Tüm dava dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; tarafların 1972 yılında evlendikleri, davacı eşin önceleri çalışmadığı, davalı eşin 1969 yılında İsveç’e yerleştiği ve çalışmaya başladığı, davacının eşinin yanına İsveç’e ancak 1976 yılında gelerek çalışmaya başladığı toplanan delillerden ve tarafların açıklamalarından anlaşılmaktadır. 939/1016 hissenin davacı eşin çalışmaya başlamasından kısa bir süre sonra 1978 yılında davalı adına satın alındığı ve davalı eşinde çok daha öncesinden çalışmaya başlayarak gelir sağladığının anlaşılmasına göre, davalı eşin TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü de göz önüne alındığında davalı eşin yapabileceği katkının davacı eşe göre fazla olduğu kabul edilmelidir. Dosyaya getirtilen tarafların gelirleri ile ilgili belgelerden tarafların tasarruf miktarı ve katkı oranın belirlenmesi konusunda yeterli veri olmadığı da görülmektedir. O halde, Mahkemece, taşınmazın 939/1016 hissesi yönünden, davacının davalıya oranla daha az katkısı olduğu benimsenip, TMK m. 4 ve TBK m. 50 uyarınca, davacının bu hisseye yönelik katkı payı oranının hakkaniyet ilkesi uyarınca takdir edilmesi, takdir edilecek bu oran ile 939/1016 hissenin dava tarihindeki değerinin çarpılması suretiule davacının katkı payı alacağı yönünde bir karar verilmesi gerekirken; hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde fazla alacağa hükmedilmesi doğru olmamıştır.
3. Buna karşılık 77/1016 hissenin yukarda açıklanan ilke ve yasal düzenlemeler uyarınca, edinilmiş mal niteliğinde olduğundan, bu hissenin kanun hükümleri ve Dairemiz içtihatları doğrulduğunda yeniden tasfiye anı (tarihi) olan karar tarihi itibari ile sürüm (rayiç) değerinin belirlenmesi, belirlenen bu değer üzerinden davacının TMK’nun 236/1. maddesi uyarınca, yarı oranında (sözleşme ile ayrıca bir paylaşım oranı belirlenmediğinden) hak sahibi olduğu gözetilerek artık değere katılma alacağına hükmedilmesi gerekirken bu nitelikteki alacak yönünden ayrıca bir inceleme yapılmaksızın diğer alacak kalemi ile birlikte değerlendirilerek hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2 ve 3. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; diğer temyiz itirazlarının yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 1.708,00. TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalı …’e iadesine, 23.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.