YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/6240
KARAR NO : 2016/9514
KARAR TARİHİ : 30.05.2016
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin
… ile … aralarındaki tapu iptali ve terkin davasının kabulüne dair ….. Sulh Hukuk Mahkemesi’nden verilen 22.12.2015 gün ve 293/733 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul, Kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 3402 sayılı Kanunun 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına, 30.05.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Maliye Hazinesi tarafından açılan, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu uygulamasına dayalı Tapu iptal/terkin davası mahkemece 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesindeki on yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Hükmü davacı temyiz etmiş, temyizi inceleyen Yargıtay 14. Hukuk Dairesi “davanın esasına ilişkin olarak verilen, hak düşürücü süre yönünden davanın reddi kararına ilişkin temyiz talebinin reddetmiş; hükmü sadece hükmün ferilerine ilişkin yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden davalı yararına bozmuştur. Böylece hükmün davanın reddine ilişkin bölümü kesinleşmiştir.
Hak düşürücü süre nedeniyle verilen davanın reddi kararı; usule ilişkin bir karar olmayıp; maddi hukuka ilişkin bir karardır. Bozma sonrası devam eden yargılama, yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkindir. Davanın esasıyla ilgili olarak usulünce devam eden bir dava bulunmadığı sürece; hükmün kesinleşen bölümü kamu düzeni ilkesine aykırı olsa bile; hükmün esası yeniden ele alınarak yargılama ve inceleme konusu yapılamaz. Hükmün kesinleşen bölümlerinin yeniden yargılama konusu yapılması; “usuli kazanılmış hak ilkesi” ile ” hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi”ne aykırı olur. Durum böyleyken, mahkemece davanın kesinleşmiş olan bölümleri yönünden yeniden hüküm verilmesi ve bu hükmün temyizi üzerine de Yargıtay ilgili Dairesi’nin hükmün kesinleşmiş bölümü (somut davada davanın esası hakkında) hakkında önceki kararına aykırı nitelikte yeni bir karar vermiş olması; ilk bozma/onama kararıyla diğer taraf yararına oluşmuş olan usuli kazanılmış hak durumunu ortadan kaldırmayacağı gibi, yeni hükme ilişkin olan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması da, bu sefer diğer taraf yararına yeni bir usulü kazanılmış hak durumu doğurmaz.
Mahkemece Dairemizin davanın esasına ilişkin bozma ilamına uyulmuş, taşınmazın kıyı kapsamında kaldığı anlaşılan bir bölümü hakkında tapu iptal/terkin kararı verilmiş ve bu hükmü her iki taraf temyiz etmiştir.
Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucu hükmün bir bölümünün bozmaya konu edilmemesi ve bu nedenlerle kesinleşmesine rağmen, hükmün o bölümü hakkında kendiliğinden önceki hükme aykırı karar verir ya da Yargıtay hükmün o bölümü kesinleştiği halde, o bölümü yeniden temyiz incelemesine tabi tutup o bölüm hakkında kesinleşme sonucuna aykırı olarak yeni bir karar verirse; bu kararların hukuki sonucu ne olacaktır? Kuşkusuz, bu şekildeki yerel mahkeme kararlarının temyiz edilmeleri üzerine Yargıtay tarafından düzeltilmesi olanaklıdır. Ancak Yargıtay bu şekilde hatalı bir bozma kararı verip, yerel mahkeme bu bozma kararına direnmezse ne olacaktır? Yargıtay uygulaması ve öğreti görüşü, bu gibi kararların “yokluk” hükmüyle sakat olacağı ve Yargıtay’ın haber aldığı böyle bir yanlışlığı düzeltilebileceği şeklindedir (Baki Kuru; age. Cilt V. sh. 4565; Y.7.HD. 18.19.1985 t. 371/11115 Esas ve Karar-YKD 1985/12, sh. 1795; Y. 9. HD. 13.12.1967 t. 1057/1095- Mustafa Çemberci-İş Mahkemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 1969, sh. 205). Varılan bu sonuçlar, aynı zamanda Medeni Usul Hukuku’nun temel ilkelerinden “hukuki güvenlik ilkesi”nin de bir gereğidir.
Bu durumda, davacı Maliye Hazinesi’nin temyiz talebinin reddi, davalının temyiz talebinin kabulü ile, Dairemizin önceki bozma ilamını yokluk nedeniyle hukuki sonuç doğurmayacağı ve bu şekildeki bir karara uyulmuş olması da, önceki ilam yararına olan taraf için usulü kazanılmış hak durumu yaratmayacağından; temyiz edilen hükmün, “davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmek üzere bozulması gerektiğini düşünüyorum. Açıkladığım sebeplerle, Sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum. 30.05.2016