YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/3619
KARAR NO : 2016/9122
KARAR TARİHİ : 26.05.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesat Aidiyetinin Tespiti
… ile … aralarındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasının reddine dair ….. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 28.05.2014 gün ve 13/167 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi … vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, …. tarafından baraj çalışmaları kapsamında yapılacak kamulaştırma işlemi nedeniyle dava konusu 223 ada 3 parsel üzerinde bulunan ve vekil edeninin babası tarafından tarafından meydana getirilen ancak daha sonra vekil edenine devredilen, ağaçlar, bina ve müştemilatların vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı açıklanarak dava şartı yokluğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre, dava, 223 ada 3 parsel üzerinde inşa edilmiş bulunan muhdesatların ve dikilen ağaçların davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti isteğine ilişkindir.
Dava konusu 223 ada 3 parsel sayılı taşınmaz, ham toprak niteliğiyle 951.500 m2 yüzölçümlü olarak 13.09.1994 tarihinde kadastro yoluyla … adına tescil edilmiştir.
Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür. Hukuki ilişki ve güncel hukuki yarar varsa tespit davası açılabilir. Tespit davası sonucu alınan karar kesin hüküm etkisi doğurursa da icraya konulamaz. Tespit davası ile istenen hukuki koruma eda davası ile tamamen elde edilebilecekse, o zaman davacının ayrı bir tespit davası açmakta hukuki yararı olamaz. Tespit davalarının dinlenebilmeleri için genel dava koşullarından başka tespit davalarının kendine özgü koşulları olarak nitelendirilen iki özel koşula daha ihtiyaç bulunduğu kabul edilmektedir. Biri hukuki ilişki diğeri hukuki yarar olup, bu da yakın bir tehlikenin var olmasını, tehlikenin zarar meydana getirebilecek nitelikte bulunmasını ve tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olmasını içerir. 26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmünde ” Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11. madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir” denilmektedir.
Bu hükümle başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhtesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmıştır. Nitekim öğreti ve uygulamada muhdesatın üzerinde bulunduğu taşınmazın ortaklığının giderilmesi için açılmış ve görülmekte olan bir dava bulunması halinde muhdesatı meydana getiren malik veya paydaşların bu olgunun tespiti istemiyle, yine muhdesat veya üzerinde bulunduğu taşınmazın kamulaştırılması halinde muhtesatı meydana getiren kişi veya kişilerin zilyetliğin tespiti istemiyle dava açmaları halinde hukuki yararın var olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu iki ayrık hal dışında muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti istemiyle açılan tespit davalarının dinlenebilmesi için ise kural olarak az yukarıda açıklanan tespit davalarının kendine özgü koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerektiği tartışmasız kabul edilmektedir.
Somut olayda, geri çevirme üzerine getirtilen ve dosya arasında yer alan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 17.02.2016 tarihli müzekkeresine göre, dava konusu taşınmazın …. Genel Müdürlüğü tarafından ….. Baraj alanı ve müştemilatı olarak Hazineden tahsis alınacağı anlaşılmakta olup, taşınmazın bir bölümünün ….. Barajı Rezervuar (Göl) alanında, bir kısmı ise şantiye alanı kapsamında kaldığı anılan yazıda belirtilmiştir. Şu halde Hazineye ait taşınmazlar için bu taşınmazların kamulaştırma planında gösterilmesi hukuki yarar için yeterlidir. Diğer deyişle davacının eldeki davayı açmada hukuki yararı bulunmaktadır. Taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespit edilmesi halinde ileride açacağı eda davası sonucu 2942 sayılı Yasa’nın 19/2 maddesi gereğince bedelinin kendisine ödenmesini sağlayacaktır.
Mahkemece yapılması gereken iş; taraf delillerinin toplanması, yerel bilirkişi ve taraflarca bildirilen tanıkların mahallinde keşif yapılarak dinlenilmesi, muhdesatın ne zaman kim tarafından meydana getirildiğinin belirlenmesine çalışılması, bu hususta gerekirse ziraat ya da inşaatçı bilirkişilere de tespit yaptırılması suretiyle rapor düzenlettirilmesi, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi olmalıdır. Hatalı nitelendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve yasa hükümlerine uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4 (HMK.m 297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın temyiz edene iadesine, 26.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.