Danıştay Kararı 8. Daire 2018/1554 E. 2021/6730 K. 22.12.2021 T.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2018/1554 E.  ,  2021/6730 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/1554
Karar No : 2021/6730

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: … Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölümü’nde, öğretim görevlisi olarak görev yapan davacı tarafından, 2015-2016 eğitim öğretim yılı bahar döneminden itibaren ders planlamalarında hizmetine ihtiyaç görülmediğinden bahisle 14/01/2016 tarihi itibariyle yasal hakları karşılanmak şartıyla görevinin sonlandırılmasına ilişkin tesis edilen … tarih, … sayılı davalı idare işleminin iptali ile yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararda; davacının, basında “Bu suça ortak olmayacağız” başlığıyla yayınlanan bildiriye imza atmakla, T.C Devletini, açıkça ülkenin belli bir bölgesindeki insanları açlığa ve susuzluğa mahkum ettiği, özellikle belli bir etnik grubu katlettiği, yaşam hakkını ortadan kaldırdığı ve sürgün ettiğini ileri sürerek haksız ve gerçeğe aykırı olarak ağır suç isnadında bulunmak suretiyle düşünce özgürlüğü sınırlarını açacak şekilde beyanda bulunduğu, yapılan bu beyan ve açıklamalar ile davalı idare açısından ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan davacının iş akdinin sonlandırılmasına ilişkin şartların oluştuğu anlaşıldığından, iş akdinin sonlandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı vekili tarafından; müvekkilinin sözleşmesinin yetkili makam organı olan mütevelli heyetince alınmadığı, mütevelli heyetince kullanılacak olan bu yetkinin Rektör’e devredildiğine dair herhangi bir karar olmadan işlemin yetkisiz olan Rektör tarafından tesis edildiği, vakıf üniversitesinde görev yapan personellerin iş akdinin sonlandırılmasına ilişkin işlemlerin idare hukuku ilkelerine göre yapılması gerekirken idarenin işlemin gerekçesini İş Kanunu’na dayandırmasının hukuka aykırı olduğu, aynı şekilde İl derece Mahkemesince de işlemin idare hukuku prensipleri dışında İş Kanunu hükümlerince karar veremeyeceği, davacı tarafından imzalanan ve barış ortamının tesisi, barışçıl yöntemler kullanılması, başta yaşam hakkı olmak üzere, en temel insan haklarının ihlal edilmemesi çağrısından ibaret olan açıklamanın herhangi bir suç oluşturmadığı, kaldı ki adli soruşturmanın beraat ile sonuçlandığı ileri sürülerek hukuka aykırı olarak verilen istinaf kararının bozulması istenilmiştir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI :Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘NUN DÜŞÜNCESİ : Bölge Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :
Davalı üniversitede, taraflarca imzalanan sözleşme uyarınca 02/05/2013 tarihinden itibaren öğretim görevlisi olarak görev yapan davacının sözleşmesinin, 2015-2016 eğitim öğretim yılı bahar döneminden itibaren ders planlamalarında kendisine ihtiyaç görülmediği gerekçesiyle 14/01/2016 tarihi itibariyle sözleşmesinin feshedilmesine karar verilmiştir.
Bunun üzerine davacı tarafından, sözleşmesinin sonlandırılmasına ilişkin işlem ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının ödenmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 130. maddesinde, kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabileceği, vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumlarının, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tabi olacağı kurala bağlanmıştır.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na 2880 sayılı Kanun ile eklenen maddelerde vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumları için Anayasa’nın yukarıda yer verilen hükmüne paralel düzenlemelere yer verilmiş; bu kapsamda, Ek 2. maddede, vakıfların, kazanç amacına yönelik olmamak koşuluyla ve mali ve idari hususlar dışında akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen usul ve esaslara uymak kaydıyla yükseköğretim kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını kurabilecekleri; Ek 5. maddede, vakıf mütevelli heyetinin, yükseköğretim kurumunda görevlendirilecek yöneticiler ve öğretim elemanları ile diğer personelin sözleşmelerini yapacağı, atamalarını ve görevden alınmalarını onaylayacağı; Ek 8. maddede ise, vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarındaki akademik organların, Devlet yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar gibi düzenleneceği ve onların görevlerini yerine getireceği, öğretim elemanlarının niteliklerinin devlet yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının nitelikleri ile aynı olacağı belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece verilen savunmada, davacının, sözleşmesinin feshedilmesine gerekçe olarak; basında yer alan ve “Bu suça ortak olmayacağız” başlığıyla yayınlanan bildiriye imza atmasıyla birlikte davacının görev yaptığı bölümde davacı dışında İngilizce lisans bölümlerinden mezun olup bu alanda ders veren ve İngilizce konusunda daha yetkin olan en az beş öğretim görevlisinin bulunması sebebiyle hizmetine ihtiyaç duyulmadığı gösterilmiştir.
Dava konusu işlemin gerekçelerinden biri olarak gösterilen bildiriye imza atan ve Anayasa Mahkemesi’nin 26/07/2019 tarih, 2018/17635 Başvuru Nolu “Zübeyde Füsun ÜSTEL ve Diğerleri” konulu kararında; başvurucuların imzalamış oldukları ve basında “bu suça ortak olmayacağız” başlığıyla yayınlanan bildirinin, nesnel anlamı gözetildiğinde bir bütün olarak PKK terörünün övülmesi, terörizme destek gösterisi, şiddet kullanımına, silahlı direnişe ya da başkaldırıya doğrudan veya dolaylı teşvik olarak nitelendirilmesinin mümkün görünmediği, somut olayın koşullarında başvuruya konu bildirinin internette yayımlanmasının devlet ve toplum hayatında olumsuz sonuçlar doğurduğu, devletin terörle mücadele faaliyetleri üzerinde kayda değer bir etkisi olduğunu göstermediği, hazırlanmasında veya imzalanmasında güdülen diğer amaçlar ne olursa olsun ve hangi dil ve üslup kullanılırsa kullanılsın nihai olarak bildiride o tarihlerde sürmekte olan çatışmaların sona erdirilmesi talebinin baskın olduğu, bildirinin imzalanmasına neden olan operasyonları yürüten kamu gücüne karşı ağır eleştirilerde bulunulabileceğinin öngörülmesi ve demokratik çoğulculuk açısından bunlara daha fazla tahammül edilmesi gerektiği belirtilerek başvurucuların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığından Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade “özgürlüğünün” ihlal edildiğine karar verilerek başvurucuların başvurusu kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, ilgili kararda özetle dava konusu işleme gerekçe olarak gösterilen bildirinin hazırlanmasının ve yayınlanmasının Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan “ifade özgürlüğü” kapsamında bulunduğuna oyçokluğuyla karar vermiştir.
Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında davacı hakkında … Ağır Ceza Mahkemesi’nin E:… sayılı ceza davasında; Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru sonucu verdiği ihlal kararları, soyut ve somut norm denetiminden farklı olarak her ne kadar sadece başvuruda bulunan kişi ve başvuruya konu idari işlem ya da karar açısından geçerli ve bağlayıcı ise de Anayasa Mahkemesi’nin 26/07/2019 tarih, 2018/17635 Başvuru sayılı “Zübeyde Füsun ÜSTEL ve Diğerleri” konulu kararında, başvuruya konu bildiri ve dava konusu bildirinin aynı olması ve cezalandırılması istenen suç maddesinin de aynı olması sebebiyle dava konusu bildirinin “ifade hürriyeti” kapsamında bulunduğuna ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararı ve Anayasa’nın 153/6 maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararlarının, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığı yönündeki amir hükmü uyarınca, davacı hakkında terör örgütü propagandası suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı kanaatine varılarak … tarih ve K:… sayılı kararı ile CMK 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verildiği ve verilen bu kararın istinaf edilmeden kesinleştiği görülmektedir.
Hukuk devleti ilkesi gereğince; idarenin bütün eylem ve işlemleri yargısal denetime açıktır ve bu noktada, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun sağlanmasındaki en etkin araçlardan birinin de “iptal davaları” olduğu kuşkusuzdur. 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1/a bendine göre; iptal davaları, idare tarafından tesis edilen işlemler nedeniyle menfaatleri ihlal edilen kişiler tarafından anılan işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı oldukları iddialarıyla açılan davalardır.
İdari işlemlerde sebep unsuru, idari işlemden önce gelen ve onun dışında yer alan, idareyi bir işlem yapmaya sevkeden hukuki ve fiili etkenlerdir. İptal davalarında, sebep unsuru yönünden hukuki denetim yapılırken idareyi o işlemi yapmaya sevk eden gerekçelerin hukuka uygunluğunun incelemesi yapılmaktadır. Sebep unsurundaki bir sakatlığın işlemi de sakat hale getireceği tartışmasızdır.
Davacı hakkında yürütülen ve dava konusu işlemin gerekçelerden birini oluşturan basında “akademisyenler bildirisi” olarak yer alan bildiriyi imzaladığı gerekçesiyle hakkında açılan adli soruşturma sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesi’nce yukarıda alıntısı yapılan Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda; bildiri, ifade hürriyeti kapsamında bulunarak suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle Ceza Muhakemeleri Kanun’un 223-2-a maddesi uyarınca beraat ile sonuçlandığı ve beraat kararının kesinleştiği görüldüğünden, oluşan yeni hukuki durum karşısında, dava konusu işlemin bu gerekçesinin hukuken ortadan kalktığı sebep yönünden hukuka aykırı hale geldiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda; dava konusu işlemin diğer gerekçesi yönünden, Bölge İdare Mahkemesince, davalı idareden ara karar ile davacının görev yaptığı bölümde yeterli öğretim elemanının bulunup bulunmadığı, fazla öğretim elemanı var ise aralarından davacının sözleşmesinin sonlandırılmasında hangi kriterlerin baz alındığı, davacının akademik çalışmalarının ve mesleki yeterliliğinin yeterli olup olmadığı, davacının görev süresinin sona erdirilmesi sonrasında bölüme yeni öğretim elemanı alımının yapılıp yapılmadığı şeklinde gerekli araştırmalar yapılarak, davacının hizmetine ihtiyaç bulunmadığının somut bilgi ve belgelerle ortaya konularak hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerekeceğinden, bu yönde bir araştırma yapılmaksızın salt davalı idarenin bölümde davacıdan İngilizce konusunda daha yetkin olan en az beş öğretim elemanı bulunduğu gerekçesine itibar edilerek karar verilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Bu itibarla, davanın reddi yönündeki karara yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Bölge Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/12/2021 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.