DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2020/3298 E. , 2021/3275 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2020/3298
Karar No : 2021/3275
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 10/12/2019 tarih ve E:2018/801, K:2019/6475 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: … Hâkimi iken istifaen görevden ayrılan, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin 5. (son) fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı tarafından, Anayasa’nın 159. maddesinde 07/05/2010 tarih ve 5982 sayılı Kanun’un 22. maddesi ile yapılan değişiklikle hâkim ve savcılara verilecek meslekten çıkarma cezalarına karşı yargı yolunun açılması üzerine, 18/12/2010 tarih ve 27789 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca söz konusu meslekten çıkarma cezasının kaldırılması için yaptığı başvurunun reddine ilişkin … tarih ve E:…, K:… sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının yeniden incelenmesi talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin 5. (son) fıkrasında yer alan “mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını” ibaresi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49/4. maddesindeki “ısrar hariç” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 10/12/2019 tarih ve E:2018/801, K:2019/6475 sayılı kararıyla;Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun karar düzeltme aşamasında verilen 05/04/2017 tarih ve E:2016/4580, K:2017/1555 sayılı bozma kararına uyularak ve davacının Anayasa’ya aykırılık iddiaları yerinde ve ciddi görülmeyerek,
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı hakkında düzenlenen soruşturma raporunun incelenmesinden; soruşturmanın, o tarihte Yenice Hâkimi olan davacının, Devletin özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yürüttüğü terörle mücadele çalışmalarını eleştirerek, bölge halkına hukuk dışı uygulamalarla katliam ve zulüm yaptığı, olayların bir ”savaş”tan ibaret olup Devletin bu savaşta haksız ve savunulacak bir yanının bulunmadığı yönünde uzun süredir devam eden konuşmalar yaptığı yolundaki ihbar/şikayet üzerine başlatıldığının anlaşıldığı,
Soruşturma dosyasında bulunan yeminli tanık ifadelerinde;
– … Cumhuriyet Savcısı …’ın; Hâkim …’ın (davacı) Adliye içerisinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşanan olaylardan bahsedilirken mütemadiyen, ”Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde bir savaş yaşandığını, bu savaşta PKK’nın haklı, Devletin ise haksız olduğunu, Devletin bölge halkı üzerinde baskı ve katliam yaptığını, savunulacak bir tarafının bulunmadığını” dile getirdiğini, bu tür sözleri ile Devletin karşısında yer alan, bunu açıkça dile getiren bir kişi olduğunu,
– … Cumhuriyet Savcısı …’nun; … Adliyesinde görevli Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarının Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görev yapmış olmaları sebebiyle zaman zaman yaşadıkları olayları sohbet konusu yaparak anlattıklarında, Hâkim …’ın, ”Güneydoğu’da bir savaş yaşandığından, Devletin hukuk dışı uygulamalar yaptığından, askerin halka kötü davrandığından, Devletin terörle mücadelede zulüm yaptığından, kürtlerin de bir halk olup taleplerinin karşılanması ve kimliklerinin tanınması gerektiğinden” söz ettiğini, konuşmalarında bir hâkim gibi hareket etmeksizin Devleti suçlayabilen, terörle mücadele konusunda Devletin tamamen haksızlık yaptığını belirten, terör olaylarına bir politikacı uslubu ile yaklaşan bir kimse olduğunu,
-… Emniyet Amiri …’ün; davacının, ”Kürt halkına eziyet ediliyor, orada işkence yapılıyor, köyler yakılıyor, Devletin verdiği mücadele yanlış, bu iş silahla olmaz.” biçiminde kendisinin de tanık olduğu mütemadiyen süren ve bilinçli yapıldığı intibaını edindiği olumsuz konuşmaları bulunduğunu, bu durumun, halk ve daire amirleri arasında hâkimlik sıfatının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu kaybetmesine sebebiyet verdiğini,
– … Eski Hâkimi …’nın; birlikte oldukları zamanlarda, davacının Devletin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yürüttüğü terörle mücadele çalışmalarını eleştirdiğini, Devletin bölge halkına zulüm yaptığını, Devletin bu savaşta haksız olduğunu, operasyonların bölge halkını tahrik ettiğini ve bunun sonucunda suç işlemelerinde haklılık bulunduğunu, Anadolu’da yanlızca Türklerin yer almadığını, Anadolu halklarının var olduğunu, yörede yaşayan insanların Türkleştirilmek istendiğini, ”bugüne kadar tırnak biz et siz olmuşsunuz, bundan sonra da et biz tırnak siz olacaksınız” şeklinde ayrımcılığa yönelik beyanlarına tanık olduğunu belirttiğinin görüldüğü,
Davacı hakkında yapılan soruşturma sırasında ifadelerine yukarıda yer verilen tanıkların yanı sıra, dönemin … Valisi … ile de konuyla ilgili olarak görüşme yapıldığı; Vali’nin; soruşturma konusu olayın bilgisi dahilinde olduğunu, MİT ile yaptığı görüşmede olayların doğrulandığını, ilgili hâkimin ilçede kendine yakın hissettiği sınırlı sayıda kişi ile görüştüğünü, bugüne kadar sarfettiği sözlerini eyleme dönüştüren bir davranışının bulunmadığını, bölgede mevcut bir potansiyel olmadığından bu düşüncelerini işine yansıtmasının mümkün bulunmadığını belirttiğinin anlaşıldığı,
Dava dosyasının ve soruşturma raporu ile eklerinin incelenmesinden; davacının, sübut bulan ve tarafsızlığından kuşku duyulmayacak yakın çalışma arkadaşlarının tanıklıklarıyla kanıtlanan söz konusu eylemleriyle, mesleğin şeref ve nüfuzunu, şahsi onur ve saygınlığını yitirdiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı,
Davacının eylemlerinin düşünce açıklama özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesine gelince;
Hâkimlik mesleğine ilişkin hukuki düzenlemelerin 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile ilgili diğer yasalarla getirilmiş olan kurallarla belirlendiği,
Hâkimin, görevini tarafsız, önyargısız ve kayırmacı olmaksızın yerine getirmesi, görevini yerine getirirken veya özel yaşamında, tarafların ve toplumun güvenini sağlayıcı ve artırıcı davranışlarda bulunması; önüne gelen veya gelebilecek konu veya kişiler hakkında adil yargılanma kuralına zarar verebilecek beyan ve davranışlardan kaçınması; ırk, renk, cinsiyet, din, tabiiyet, sosyal sınıf ve benzer sebeplerden dolayı toplumdaki farklılıklara karşı eşit davranması, herhangi bir kişi veya gruba karşı olumlu veya olumsuz yönde önyargılı olmaması, ayrımcılık yapmaması gerektiği,
Türk Milleti adına karar veren bir kamu görevlisi, yani hâkim olarak görev yapan davacının, gerek yargılama görevinin ifası sırasında, gerekse özel yaşantısında, görevinin gerektirdiği tutum ve davranışlarda bulunmasının, sadece meslek etiği açısından değil, Devlete sadakat bakımından da gerekli ve zorunlu olduğu,
Tüm bu hususların, kuşkusuz davacı tarafından da bilindiği halde, 1997 yılına kadar hâkimlik görevini yürüten davacının, kendisini böyle bir yükümlülük altında görmediğinin, soruşturma dosyasında bulunan yeminli tanık ifadelerinden çok açık bir biçimde anlaşıldığı,
Davacının meslekten çıkarılmasına sebep olan konuşmalarının, ifade özgürlüğü kapsamında koruma görebilecek nitelikte olmadığı,
Bu bağlamda, ifade özgürlüğünün kapsamı ve sınırı ile ilgili Zana-Türkiye davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce verilen kararın konuya açıklık getirebileceği,
Söz konusu davada, Diyarbakır Askeri Cezaevinde yatan …’nın, gazetecilerin kendisiyle yaptığı bir röportajda “… PKK’nın ulusal kurtuluş hareketini destekliyorum. Katliamlardan yana değiliz, yanlış şeyler her yerde olur. Kadın ve çocukları yanlışlıkla öldürüyorlar… ” ifadelerini kullandığı, bu ifadeler sonrasında … hakkında ceza davası açıldığı ve …’nın mahkum olduğu, bu dava hakkında verdiği kararında AİHM’nin, 10. maddenin ihlal edilmediği sonucuna vardığı, bu sonuca ulaşırken Mahkeme’nin, başvurucunun ifadelerini incelediği, Mahkeme’ye göre bu ifadelerin iki cümleden meydana geldiği, bunlardan ilkinde başvurucunun, “PKK’nın ulusal kurtuluş hareketini” desteklediğini ifade edip “katliamlardan yana olmadığını” söyleyerek devam ettiği, ikinci cümlede başvurucunun “yanlış şeyler her yerde olur, kadın ve çocukları yanlışlıkla öldürüyorlar” dediği, Mahkeme’ye göre, “… Bu sözler çeşitli şekillerde yorumlanabilir, fakat her durumda bu sözler hem çelişkili hem de muğlaktır. Çelişkilidir, çünkü bir kimsenin amaçlarına ulaşmak için şiddete başvuran bir terör örgütü olan PKK’yı desteklemesi ve aynı anda katliamlara karşı olduğunu beyan etmesi zor görünmektedir; muğlaktır, çünkü … kadınların ve çocukların katledilmesini onaylamazken, aynı zamanda bunları herkesin yapabileceği “hatalar” olarak tanımlamaktadır.”.
Bu değerlendirmenin ardından Mahkeme’nin, anılan ifadelerin hangi bağlamda kullanıldığına dikkat çektiği, bu röportajın, Güneydoğu Anadolu bölgesinde, PKK’nın sivillere yönelik olarak sürdürdüğü kanlı saldırıların yoğunlaştığı bir döneme rastladığı, Mahkeme’nin …’nın bu sözlerini irdelerken “bu şartlar altında, Türkiye’nin güneydoğusundaki en önemli kenti olan Diyarbakır’ın eski belediye başkanının büyük günlük gazetelerden birinde yayımlanan röportajında, “ulusal kurtuluş hareketi” biçiminde tanımlanan PKK’ya destek vermesi, o bölgede zaten var olan patlamaya hazır durumu daha da kötüleştireceği kabul edilmelidir.” tespitinde bulunduğu,
Buradan hareketle Mahkeme’nin, başvurucuya verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın “toplumsal ihtiyaç baskısına” makul bir yanıt olarak görülebileceğini ve ulusal makamlarca gösterilen gerekçelerin “uygun ve yeterli” olduğunu kabul ettiği,
Yukarıda özetlenen kararında AİHM’nin, terör örgütü PKK’yı haklı gösteren sözlerinden dolayı hapis cezasına çarptırılan Diyarbakır eski belediye başkanının başvurusunu reddettiği, ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna ulaştığı,
Sözü edilen davada, PKK terör örgütü lehine sözler sarfeden şahsın siyasi bir kişilik ve bu sözleri karşılığında uğradığı yaptırımın ise hürriyeti bağlayıcı ceza (hapis) olduğu dikkate alındığında; bakılan davada, hâkim olarak görev yaptığı sırada PKK terör örgütü lehine söylemlerde bulunan davacının, 2802 sayılı Yasa’nın 69. maddesi uyarınca “meslekten ihraç” edilmesine ilişkin işlem ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğinden söz edilemeyeceğinin açık olduğu,
Bütün bu veriler ışığında, dava konusu işlemin tesisine dayanak olan konuşmaları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde korunması gereken bir hak oluşturmayan davacının meslekten çıkarma cezasının kaldırılması yolundaki başvurusunun reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle,
davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davalı idarenin 2577 sayılı Kanun’un 16/4 maddesine aykırı olarak karar düzeltme aşamasında dosyaya sunduğu soruşturma dosyalarına muvafakat vermediği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, daha önce hâkim ve savcılara verilen cezaları ifade özgürlüğüne aykırı gördüğü emsal kararları bulunduğu, Daire kararında değinilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının dava konusu olayla benzerliğinin bulunmadığı, kararda sarf edildiği iddia olunan sözlerin dava konusu işlemde bile yer almadığı, yaptığı konuşmaların milletlerarası yargı standartlarına uygun olduğu, sadece hukuki kaygıyla ve hukukçuluk sıfatıyla yapıldığı belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin ikinci fıkrasında, Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulmasının;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkün olduğu belirtilmiş; dördüncü fıkrasında, “Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50. madde hükümleri kıyasen uygulanır.” denilmiş; 50. maddesinin dördüncü fıkrasında ise Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesinin, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu kararı; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/04/2017 tarih ve E:2016/4580, K:2017/1555 sayılı bozma kararında belirtilen gerekçeler göz önüne alınarak verilmiş bir karar olduğundan, usul ve hukuka uygun bulunmakta ve bozulmasını gerektirecek bir hukuka aykırılık taşımamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 10/12/2019 tarih ve E:2018/801, K:2019/6475 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/12/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.