Danıştay Kararı 4. Daire 2020/1759 E. 2021/10302 K. 20.12.2021 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2020/1759 E.  ,  2021/10302 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2020/1759
Karar No : 2021/10302

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …

İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, … Bilgisayar Form Matbaacılık Hiz. ve Paz. San. Tic Ltd. Şti.’nin 2006 ila 2008 yıllarına ilişkin muhtelif vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …,…, …, …, … , …, … , …, …, …, …, …, …, …, …, …,…,…,…, …, …, …, … , … sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Danıştay bozma kararı üzerine Vergi Mahkemesince verilen kararda; davalı idare tarafından …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …,…, … ve … sayılı ödeme emirlerinin sehven mükerrer olarak düzenlendiğinin anlaşılması nedeniyle iptal edildiği belirtildiğinden bu ödeme emirlerinin esasını inceleme olanağının bulunmadığı, diğer ödeme emirleri bakımından ise, davacının 28/02/2000 tarihinde 5 yıllığına şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı, 07/01/2008 tarihinde hisselerini …’a devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı ve …’ın 5 yıl süreyle şirket temsilciliğine seçildiği, buna ilişkin kararların 13/01/2009 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği, ancak davacının 5 yıllık temsil görevinin sona erdiği 28/02/2005 tarihinden itibaren temsilciliğinin devam ettiğinin ortaya konulamadığı dikkate alındığında davacının 28/02/2000 ila 28/02/2005 tarihleri arasında kanuni temsilci ve %25 hisseli şirket ortağı, 28/02/2005 ila 07/01/2008 tarihleri arasında ise sadece şirket ortağı olduğunun kabulü gerektiği, uyuşmazlık konusu ödeme emirleri içeriği 2006 ila 2008 yıllarına ilişkin borçlardan kanuni temsilci olarak sorumlu tutulamayacağından söz konusu ödeme emirlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne, kısmen karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın kabule ilişkin kısmı davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.

TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yazılı olanlarca bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmayacağı düzenlenmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Kanundaki Terimler” başlıklı 3.maddesinde, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği belirtilmiş, tahsil edilemeyen amme alacağı terimi, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacakları olarak, tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi ise amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacakları şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanunun mükerrer 35. maddesinde tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği, 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, (7061 sayılı Kanunla değişmeden önceki şekli) 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, “ödeme emrine itiraz” başlıklı 58. maddesinde de, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hususlarında (7061 sayılı Kanunla değişmeden önceki şekli) 7 gün içinde dava açabileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.
Uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun limited şirketlerde idare ve temsil yetkisini düzenleyen 540. maddesinde, limited şirketlerle ilgili olarak aksi kararlaştırılmış olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlemlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, 01/01/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 623. maddesinde ise, şirketin yönetimi ve temsilinin şirket sözleşmesi ile düzenleneceği, şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsilinin müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebileceği, en azından bir ortağın şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerektiği düzenlemelerine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının 28/02/2000 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirket hisselerinin %25’ini devraldığı ve 5 yıl süreyle şirket müdürlüğüne seçildiği, buna ilişkin kararın 06/07/2000 tarihinde tescil edilerek 11/07/2000 tarih ve 5085 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği, 07/01/2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile de hisselerini …’a devrettiği ve şirket müdürlüğüne …’ın seçildiği, buna dair kararın 08/01/2009 tarihinde tescil edilerek 13/01/2009 tarih ve 7226 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği anlaşılmaktadır.
Vergi Mahkemesince her ne kadar davacının 5 yıllığına şirket müdürü seçilmesi nedeniyle kanuni temsilci olarak sorumluluğunun 28/02/2000 ila 28/02/2005 tarihleriyle sınırlı olduğu ve 2006 ila 2008 yıllarına ilişkin borçlardan sorumlu olmadığı gerekçesiyle karar verilmiş olsa da, davacının 5 yıllık görev süresi bittikten sonra müdürlük görevinin sona erdiği veya asıl borçlu şirkete yeni bir müdür seçildiğine dair 07/01/2008 tarihine kadar bir karar alınmadığı dikkate alındığında Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca davacının kanuni temsilciliğinin 28/02/2005 tarihinden sonra yeni şirket müdürünün seçildiği tarihe kadar devam ettiğinin kabulü gerektiğinden aksi yöndeki Vergi Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Bu nedenle Vergi Mahkemesince, ödeme emirleri içeriği borçların asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun kesinleştirilip kesinleştirilmediği, dönemlerinin davacının kanuni temsilci olarak kabul edildiği dönemlere isabet edip etmediği vb. hususlar yönünden yeniden bir inceleme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca … sayılı ödeme emri içeriği borçlar ile … sayılı ödeme emri içeriği borçların aynı olduğu, ancak Vergi Mahkemesince yapılan ara karara davalı idare tarafından verilen cevapta sehven mükerrer olarak düzenlendiğinin anlaşılması nedeniyle iptal edilen ödeme emirleri içinde … veya … sayılı ödeme emirlerinden herhangi birisinin yer almadığı anlaşıldığından söz konusu ödeme emirlerinden birinin mükerrer olarak düzenlenip düzenlenmediği ve iptal edilip edilmediğinin de araştırılması gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kabulüne,
2. Temyize konu … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Vergi Mahkemesine gönderilmesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş (15) gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 20/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.