YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10558
KARAR NO : 2009/12299
KARAR TARİHİ : 24.11.2009
MAHKEMESİ : GEREDE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/04/2009
NUMARASI : 2006/256-2009/88
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacılar- birleşen davalılar; kayden malik oldukları 958 parsel sayılı taşınmaza, komşu 957 parsel maliki davalıların duvar yapmak ve taşkın yapılanmak suretiyle müdahale ettiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesine ve yıkıma karar verilmesini istemiştir.
Davalılar-birleşen davacılar, 27 yıl önce davacıların miras bırakanının rızası ile dava konusu duvarın yapıldığını ve iyiniyetli olduğunu, belirterek davanın reddini savunmuş, birleşen davada ise 957 parsel sayılı taşınmazda mevcut ve 30 yıl önce inşa edilen ev, ahır ve samanlığın 958 parsele tecavüzlü kısımlarının yıkımının mümkün olmadığını ve temliken tescil koşullarının oluştuğunu belirterek taşınmazın tamamını veya ifrazıyla muhik tazminat karşılığı tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak önceden verilen karar Dairece, “… aktif ve pasif husumet eksikliğinin tamamlanması gereğine değinilerek bozulmuş, mahkemece bozmaya uyulmakla yapılan yargılama sonunda asıl davanın kısmen kabulü ile bilirkişinin 25.03.2004 tarihli krokili raporunda C ve E harfleri ile gösterilen duvarla çevrilen toplam 18.91 m2 lik elatmanın önlenmesine ve üzerindekilerin yıkımına, B, D ve F harfleri ile gösterilen toplam 18.07 m2 lik kısmın tapu kaydının iptali ile davalı-birleşen davacılar adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım, birleşen dava temliken tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece; asıl dava bakımından fen elemanının 25.03.2005 tarihli krokili raporunda C ve E harfleri ile gösterilen 18.91 m2lik kısma elatmanın önlenmesi ve yıkıma, birleşen davada ise B, D ve E harfi ile gösterilen yerlerin toplam 18.07 m2 lik kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden ve kadastral yöntemlere uygun biçimde yapılan ölçüm sonucu, davalı tarafın 957 parsel içerisinde yapılan duvarı C ve E harfi ile gösterilen yerlerde; evin B, ahırın D ve samanlığın F harfi ile işaretlenen bölümlerinde davacıya ait 958 parsele taşkın oldukları anlaşılmaktadır. Bu nedenle taşkın duvarın yıkımına ve bu bölüme elatmanın önlenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davalının (Birleşen davanın davacısının) temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacının temyizine gelince;
Bilindiği üzere; Taşkın yapılarda, sosyal ve ekonomik bir değeri yok etmemek ve yapının bütünlüğünü korumak amacıyla yasa koyucu Medeni Kanunun 722, 723, 724 ncü maddelerinde öngörülenlerden daha değişik ilkelere ihtiyaç duymuş bu nedenle 725. madde hükmünü getirmek zorunda kalmıştır. Söz konusu maddeye göre “ Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur.”
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
Görüldüğü üzere taşkın yapının korunmasındaki bireysel ve kamusal yarar nedeniyle Medeni Kanunun 684, 718, 722. maddelerinde kabul edilen “ üst toprağa bağlıdır “ kuralına ayrıcalık getirilmiş taşkın yapı malikinin komşu taşınmazda inşaat veya irtifak hakkı gibi ayni bir hakkının bulunması halinde taşan kısım, taşılan taşınmazın değil, anayapının bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası ( mütemmim cüz’ü ) sayılmış, tecavüz edilen kısım üzerinde yapı maliki yararına irtifak hakkı tanınmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki taşkın yapıdan inşaat ve imalattan kasıt, taşınmaza sıkı ve devamlı surette bağlı olan esaslı yapılardır. Diğer bir söyleyişle taşan yapının tamamlayıcı parça ( mütemmim cüz ) niteliğinde olması gerekir. Onun, taşınmazın altında veya üstünde yapılması zeminde veya üstten sınırı aşması, arasında madde hükmünü uygulaması açısından hiçbir fark yoktur.
Medeni Kanunun 725. maddesinin uygulanabilmesini haklı gösterecek en önemli koşul yapı malikinin iyiniyetli olmasıdır. Bu maddede iyi niyetin tanımı yapılmamışsa da aynı kanunun 3. maddesinde hükme bağlanan subjektif iyiniyet olduğunda kuşku yoktur. Yapı malikinin kendinden beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın, sınırı aştığını bilmesi veya bilecek durumda olmaması yahut sınırı aşmasında yasaca korunabilecek bir nedenin bulunması onun iyiniyetini gösterir. Yapı yapan kişinin iyi niyetli olmaması aşırı zarar bulunup bulunmadığına bakılmaksızın taşan kısmın yıkılması sonucunu doğuracağından iyi niyet üzerinde önemle durulmalı, olaylar, karineler, tüm taraf delilleri bir arada özenle değerlendirilmelidir. Kural olarak iyiniyetin isbatı 14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulmalıdır.
Ancak, komşu taşınmaz malikinin veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup ta zarar gören kimselerin taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan subjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır.
(Durum ve koşulların haklı göstermesi) şeklinde açıklanan ikinci koşuldan ise imar durumuna göre ifrazın mümkün olması, ifraz halinde arsa malikinin uğrayacağı zarar ile taşkın yapı malikinin elde edeceği yarar arasında aşırı bir farkın bulunmaması, gibi hususlar anlaşılmalıdır.
Bu iki koşulun varlığı halinde taşkın yapı maliki uygun bir bedel ödeyeceğini bildirerek açacağı yenilik doğurucu nitelikteki temliken tescil davası ile taşkın kısımın mülkiyetini veya üzerine bir irtifak hakkı kurulmasını istiyebilir.Ayrıca,iyiniyet savunmasının yukarda açıklanan niteliği dikkate alınıp, bu savunma içerisinde temliken tescil isteğinin de bulunduğu kabul edilerek, tescil talebi,ayrı bir davaya gerek olmaksızın açılan davada savunma yoluylada ileri sürülebilir. Esasen bu kuralın uyuşmazlıkların en kısa sürede sağlıklı biçimde çözümlenmesi ve dava ekonomisi yönünden büyük yarar sağlayacağıda kuşkusuzdur. Her davada hakim muhik tazminat (uygun bedel) olarak salt temlik edilecek arsanın bedelini değil,gerektiğinde taşınmazının bir kısmını terk etmek zorunda kalan malikin özverisini düşünerek uzman bilirkişiden dava tarihine göre devredilen arsa bedeli yanında, geride kalan kısmın uğradığı değer kaybı varsa taşınmaz malikinin öteki zararları gibi konularda da rapor almak suretiyle Medeni Kanunun 4, Borçlar Kanunun 42. maddeleri uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi de önleyecek biçimde en uygun bedeli tayin ve takdir etmeli, bu bedel karşılığında tecavüzün şekline, taşkın yapının ve taşınmazların niteliğine göre, taşılan yerin mülkiyetinin devrine veya üzerinde irtifak hakkı kurulmasına karar vermelidir.
Öte yandan taşkın yapı ile iki komşu taşınmaz fiilen birleşmekte, iktisadi bir bütün oluşturmaktadır. Olayın bu özelliği itibariyle taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa kabul edildiği üzere taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir.Bu durumda taşınmazların miras yoluyla veya temliken intikal etmesi halinde yeni maliklerde maddede belirtilen haklardan yararlanabildikleri gibi borçlardan da sorumlu tutulurlar.
Somut olaya gelince; davalı (birleşen davacı) tarafın iyiniyetli olduğuna dair savunması delillendirilmemiş ve davalının taşkın yapıyı inşaa ederken kendisinden beklenen özeni gösterdiğini resmi mercilere başvurarak ( Belediye / Kadastro Müdürlüğüne ) ölçüm yaptırdığını belirten bir kanıt gösterilmemiştir. Taşkın yapının nitelikleri ve özelliği itibariyle yıkımının aşırı zarar doğuracağını da söyleyebilme olanağı da yoktur.
O halde, somut bu olgular ve bulgular değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde Türk Medeni Kanununun 725.maddesinde öngörülen koşulların davacı (birleşen davanın davacısı) yönünden gerçekleştiği söylenemez.
Hal böyle olunca; elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin tümü itibari ile kabulüne ve birleşen temliken tescil talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de, ifraz konusunda 3194 Sayılı Yasanın 15, 16 maddeleri hükümlerinin göz ardı edilmesi de doğru değildir.
Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacıların (birleşen davanın davacıları-asıl davanın davalılarının) tüm temyiz itirazlarının reddine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.