Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2009/10251 E. 2009/12633 K. 07.12.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10251
KARAR NO : 2009/12633
KARAR TARİHİ : 07.12.2009

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 12/02/2009
NUMARASI : 1998/164-2009/22
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakan annesi H. A..’ın 8018 parsel sayılı taşınmazını mirastan mal kaçırmak amacıyla muvazaa olarak davalılara temlik ettiğini ileri sürerek, payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi isteminde bulunmuş, yargılama sırasında taşınmazda pay satın aldıklarından davayı dahili davalılara da teşmil etmiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesiyle davalı Saadet yönünden davanın kabulüne; Dahili davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakan H. A..’ın 8018 parsel sayılı taşınmazdaki 34/210 arsa paylı zemin kat 1 nolu dükkanı ve 70/210 arsa paylı 1. kat 3 nolu meskeni davalı S. A..’a; 36/210 arsa paylı zemin kat 2 nolu dükkan ile 70/210 arsa paylı 2. kat 4 nolu meskeni davalı F.A..a 27.01.1992 tarihinde satış yoluyla temlik ettiği; 2 ve 4 nolu bağımsız bölümlerin daha sonra F.. tarafından 16.02.2006 tarihinde dahili davalı H. K..’a satıldığı, keza taşınmazda davalı S.. adına kayıtlı 104/210 paydan 52/210 payının da 08.03.2006 tarihinde dahili davalı … Oto İnşaat şirketine temlik edilerek aynı tarihte taşınmazdaki kat irtifakının terkin edildiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar ,miras bırakan ile davalılar arasında satış tarihinde para alındığına ilişkin belgeler düzenlenmişse de anılan belgelerin muvazaayı doğrulayan belgeler niteliğinde oldukları buna göre miras bırakanın davalılara yaptığı temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu görülmektedir.
Nevar ki, davacının miras payı 1/3 olup, davalı S.. üzerinde kalan pay ise 52/210’dur. Bu 52/210 pay üzerinden davacının miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken hatalı şekilde pay hesaplanması doğru değildir.
Öte yandan davaya dahil edilen H. K.. ile …Oto İnşaat şirketi yargılama sırasında taşınmazdan pay satın almışlardır.
Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiş tir.Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır.İşte bu nedenle Devlet,nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde,huzur ve güveni koruma,toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir. Hal böyle olunca; yukarıda belirlenen ilkeler çerçevesinde yargılama sürecinde pay edinen dahili davalıların iyi niyetli olup olmadıklarının araştırılması ve taraf delillerinin toplanması hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken değinilen yön üzerinde durulmaksızın bu kişiler hakkındaki davanın reddi doğru olmadığı gibi, kabule göre de davalı S.. üzerindeki paydan da davacının miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmemiş olması da isabetsizdir.
Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 7.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.