Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/3566 E. 2010/5706 K. 13.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3566
KARAR NO : 2010/5706
KARAR TARİHİ : 13.05.2010

MAHKEMESİ : KÜÇÜKÇEKMECE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/07/2009
NUMARASI : 2006/148-2009/516
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki olduğu 2697 parsel sayılı taşınmazdaki payını davalı B.ın vekalet görevini kötüye kullanarak kardeşi diğer davalıya satış yoluyla temlik ettiğini, satıştan haberi olmadığını, kendisine satış bedeli ödenmediğini ileri sürüp vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmadığı taktirde 20.000,00 YTL nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı B. dava konusu taşınmaz payını davacıya verdiği kumaş ve araba karşılığı olarak satın aldığını, davacının bu nedenle kendisine verdiği vekaletname ile yeri kardeşi diğer davalıya satış suretiyle devrettiğini, iddiaların doğru olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur. Davalı M., dava konusu taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, iyi niyetli olduğunu belirtip davanın reddini savunmuş, karşı davasında; kayden maliki olduğu 2697 parsel sayılı taşınmazda kiracı olan davalının 16 aylık kira borcunu ödemediğini ileri sürüp 4.800,00 YTL kira alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacı iddiasının sabit olmadığı, karşı davanın süresinde açılmadığı gibi taraflar arasındaki kira ilişkisinin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı M.tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakimi . ..’ın raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tazminat isteğine, karşı dava ise, alacak isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacı M.’in 18.08.2004 tarihinde davalı B.’a vermiş olduğu vekaletname kullanılarak çekişme konusu 2697 parsel sayılı taşınmazdaki 203/145508 payının 27.12.2004 tarihli akitle miras bırakandan intikalinin yapılarak aynı gün bir sonraki yevmiye ile satış suretiyle vekilin kardeşi diğer davalı M.’a satış suretiyle temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, anılan temlikin vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere;Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davacı intikal ve satış işlemleri için vekaletname verdiğini, ne var ki, kendisini zararlandırma kastıyla vekaletin kötüye kullanıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Davalılar, başka bir ticari ilişki nedeniyle alacaklı olan davalı vekil Bayram’ın alacağına karşılık elde ettiği vekaletname ile çekişme konusu taşınmaz payını diğer davalıya satışının yapıldığını savunmuşlardır. Davalıların yukarıda açıklanan savunma içeriği temlik sırasında taşınmaz bedelinin ödenmediğini göstermektedir ve bu tür bir savunmanın yazılı delille kanıtlanması gerektiği de izahtan varestedir.
Diğer yandan; davalılar savunmasında sözü geçen tarihsiz ‘makbuz’ başlıklı harici belgede davacının imzası olmayıp esasen içeriğinde de savunmayı destekleyen, diğer bir deyişle davacının borcuna karşılık taşınmaz payının temlik edileceğine dair bir ifadede yer almamaktadır.
Bu durumda, dava konusu taşınmaz payının bedelsiz devredildiğinin kabulü gereklidir. Nitekim davacıya bir bedel ödendiğine dair belge de sunulamamıştır.
Hal böyle olunca; davacı M..davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.