YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4664
KARAR NO : 2010/5828
KARAR TARİHİ : 24.05.2010
MAHKEMESİ : DENİZLİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/06/2007
NUMARASI : 2006/92-2007/319
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 2931 ada 16 parsel sayılı taşınmazda bulunan 1, 6 ve 10 sayılı bağımsız bölümlerini satmak üzere damadı İsmail’i vekil tayin ettiğini, vekilinin 10 numaralı bağımsız bölümü, ölen eşi aynı zamanda davalıların annesi Z.A.a sattığını, ancak hem vekalet verdiği hem de satışın yapıldığı tarihlerde kendisinin, ehliyetsiz olduğunu çocukları olan davalıların bu durumu bildiğini, satış bedelinin de kendisine verilmediğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılardan H.A., davayı kabul ettiğini bildirmiş, diğer davalılar ise davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalılardan H.yönünden bu davalının kabul beyanı nedeniyle davanın kabulüne, diğer davalılar yönünden ise davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi. .. raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davalı H.yönünden davanın kabulüne, diğer davalılar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının vekalet verme ve işlem tarihinde yaşamış olduğu karaciğer rahatsızlığından kaynaklı olarak ehliyetsiz bulunduğu iddiasıyla davacı vekili tarafından ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayanılarak eldeki davanın açılmış olduğu, ne var ki davacı asılın 01.05.2007 tarihli oturumdaki “…sağlık kuruluşuna sevkimi kabul etmiyorum, olay meydandadır…” anlatımı gerekçe gösterilerek mahkemece; davacı hakkında ehliyet yönünden gerekli araştırma yapılmaksızın, davacı asılın belirtilen beyanının dayanılan adli tıp incelemesi delilinden vazgeçme niteliğinde bulunduğu gerekçesi ile hüküm kurma yoluna gidildiği anlaşılmaktadır.
Oysa, ehliyetsizlik olgusunun kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle ehliyetsizlik iddiasının ileri sürüldüğü hallerde resen araştırma yükümlülüğü bulunduğu tartışmasızdır.
Bilindiği üzere, Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Ne var ki mahkemece yukarıda değinildiği üzere ve hükme elverişli olacak nitelikte bir inceleme, irdeleme ve araştırma yapıldığı söylenemez.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle işlem tarihlerinde fiil ehliyetinden yoksun olduğu iddia edilen davacının, vekalet kurulduğu ve temlik işleminin yapıldığı tarihlerde hukuki ehliyete haiz olup olmadığının davacı asılın “sağlık kuruluna gitmeyeceğim durum meydandadır” şeklindeki söylevi de dikkate alınarak en azından toplanan ve toplanacak delillerle birlikte 2659 Sayılı Yasanın 7 ve 16.maddeleri de gözetilerek duraksamaya yer bırakmayacak biçimde saptanması, ondan sonra davanın esası konusunda karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilen nedenlerden ötürü, HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.