YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11444
KARAR NO : 2009/12737
KARAR TARİHİ : 09.12.2009
MAHKEMESİ : SİVAS 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 22/01/2009
NUMARASI : 2008/187-2009/8
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden miras bırakan A. D.. adına kayıtlı taşınmazların davalı tarafından haksız kullanmak suretiyle müdahale edildiğini, kendisinin ve diğer mirasçılarının paylarını kullanamadığını ileri sürerek payına yönelik elatmanın önlenmesi ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalı, muris ile yapılan anlaşma sonucu taşınmazları kullandıklarını, murisin ölümünden sonra ise kira bedelini mirasçılardan H. D..’ya ödediklerini belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava dilikçesinde dava konusu taşınmazların belirtilmediği, iştirak halinde maliklerin birbirlerini intifadan men edemeyecekleri, davalının müdahalesinin haksız olmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava dilekçesinde parsel numaraları belirtilmeksizin miras bırakan adına kayıtlı taşınmazlardan bahsedilmiş ise de; ilk oturumda çekişme konusu taşınmazların parsel numaraları davacı tarafından bildirildiği, miras bırakanın belirtilen taşınmazlarda kayden malik olduğu görülmektedir.
Davacı, anılan taşınmazları davalının haksız olarak kullandığını, kendi payını kullanamadığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Mahkemece, yerinde keşif yapmaksızın, iştirak halinde maliklerin birbirlerini intifadan men edemeyeceklerinden davalının kullanımının haksız olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, dava dilekçesinde dava değeri gösterilmemiş, istenilen ecrimisil miktarı üzerinden harç alınmış, davada elatmanın önlenmesi de istenildiği halde, bu istek yönünden bir değer gösterilmemiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. Bu tür bir davada, HUMK’nun 413 ve 492 Sayılı Harçlar Kanununun 16.maddesi uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın elatılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil toplamından (4.3.1953 tarih 10/2 Sayılı İ.B.K.) ibaret olacağı kuşkusuzdur. Harçlar Kanunu, harç alınması veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış, değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re’sen) gözetilmesini ve harcın yatırılmaması halinde de ne gibi bir mukteza tayin edileceğini 30. ve 32.maddelerinde hükme bağlamıştır.
Öte yandan, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Ayrıca, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Nevarki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ” akte vefa” kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Hal böyle olunca, dava dilekçesinde elatıldığı iddia edilen yerle ilgili olarak davacı tarafından bir değer belirtilmediği gözetilmek suretiyle keşfen belirlenecek değer üzerinden nispi tarifeye göre davacı payına isabet eden harcın tamamlatılarak işin esasına girilmesi, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda soruşturmanın eksiksiz tamamlanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.