Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2009/10509 E. 2009/12851 K. 10.12.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10509
KARAR NO : 2009/12851
KARAR TARİHİ : 10.12.2009

MAHKEMESİ : İSKENDERUN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 21/07/2009
NUMARASI : 2008/346-2009/199
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakan M..’in 32 parsel sayılı taşınmazdaki 2720/23040 payını intifa hakkını üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini 19.8.1977 tarihinde ve satış suretiyle tek oğlu ve davalıların mirasbırakanı olan Y..’a temlik ettiğini, ancak yapılan işlemin kız çocuklarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürüp, tapu iptali ve miras payları oranında tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Müdahiller, davacılar yanında feri müdahil olarak kabullerini, müdahale talepleri kabul edildiğinde miras payları oranında tapu iptal ve tescile karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, iddiaların doğru olmadığını, yapılan işlemin gerçek satış olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, muvazaa olgusu sabit görülerek, davanın kabulüyle davacılar ve müdahil davacılar yönünden miras payları oranında iptal ve tescile karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve pay oranında tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan M.G..’in 32 parsel sayılı taşınmazdaki 2720/23040 payının intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 19.08.1977 tarihinde vekil aracılığıyla ve satış suretiyle davalıların miras bırakanı olan oğlu Y.G..’e temlik ettiği, miras bırakan M..’in 01.01.1979 tarihinde ve oğlu Y..’un ise 20.08.1996 tarihinde vefat ettikleri Y..’un sağlığında çekişme konusu taşınmazda çeşitli tarihlerde üçüncü kişilerden de pay satın alarak 21760/23040 payın maliki bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacılar ve müdahiller, miras bırakan M..’in oğlu Y..’a yapmış olduğu pay temlikinin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Bilindiği üzere;uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır.
Öte yandan, miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını , mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçıdan mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur.O halde miras bırakanın denkleştirme yapıp yanmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı, yoksa mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.
Somut olaya gelince; miras bırakanın ekonomik durumun iyi olmadığı, 7 yıl felçli olarak yaşadığı, tek oğlu olan Y..’un yanında kaldığı ve kendisine oğlunun baktığı Y..un ise bakkal dükkanı işlettiği ve alım gücünün bulunduğu, nitekim miras bırakan dışında çekişmeli taşınmazın diğer paydaşlarının çoğunun paylarını da değişik tarihlerde satın aldığı dosya kapsamıyla sabittir.Ayrıca, miras bırakanın rahatsızlığı nedeniyle çalışamaz durumda olup, geliri de bulunmadığından çekişmeli payını oğluna sattığı ve satış bedeliyle geçindiği davalı tanığı Y..tarafından açıkça beyan edilmişmiştir.O halde, belirlenen bu olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakan M..’in oğlu Y..’a yapmış olduğu temlikin gerçek satış işlemi olduğu, başka bir ifadeyle muvazaa ile iletli bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.