YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11954
KARAR NO : 2009/13007
KARAR TARİHİ : 14.12.2009
MAHKEMESİ : ANAMUR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/02/2007
NUMARASI : 2005/336-2007/99
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları Salih adına kayıtlı 25 parsel sayılı taşınmaza, davalı tarafından bina inşaatına başlanılarak ve fiili yolun kapatılmak suretiyle müdahale edildiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, annesi S..’nin de tapu malikinin mirasçısı olduğunu, babası C.. ile birlikte bir kısım mirasçıların payını haricen satın aldıklarını bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın taksim edildiği, çekişmeli evin fiilen davalının annesine düşen kısımda kaldığı gerekçesiyle, bu talebe ilişkin elatmanın önlenmesi isteğinin reddine, yolun ise tarafların müşterek kullanımda olduğu gerekçesiyle, yola vaki elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 25 parsel sayılı taşınmazın S..adına kayıtlı olduğu, davacıların ve davalının annesi S..nin S..’in mirasçıları oldukları, ayrıca dava dışı birçok mirasçılarının daha bulunduğu, bilirkişi raporunda (C)-(D) ile gösterilen yerlerin davacılar tarafından (A) ile gösterilen yerin davalı tarafından kullanıldığı, krokide kırmızı ile gösterilen yerde ise, davalı tarafından bina yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davacılar, davalının taşınmaz üzerine bina yaptığını yolu kapattığını ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Davalı ise, annesi S..’ye teban taşınmazı kullandığını savunmuştur. Bu durumda, davanın paydaşın paydaş aleyhine açtığı elatmanın önlenmesi davası olarak nitelindirilmesi ve Türk Medeni Kanununun 688. ve devamı maddelerinin gözetilmek suretiyle çekişmenin çözüme kavuşturulacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Nevarki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ” akte vefa” kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece taşınmazda fiili kullanma biçimi kabul edilmiş ise de, yukarıda belirtilen ilke ve olgular birlikte değerlendirildiğinde, tüm paydaşları bağlayan fiili bir kullanma biçiminin oluştuğu söylenemez.
Diğer yandan, davacıların paylarına karşılık, çekişmesiz olarak kullandıkları bir yer bulunduğuna göre taşınmazda intifadan men olgusunun gerçekleşmediği de açıktır.
Ne varki, taşınmaz tapuda tarla niteliği ile kayıtlı olup, davalı tarafından bina yapıldığı keşfen saptanmıştır. Taşınmazın kullanım ve istifade niteliğinin değiştirilmesi önemli idari tasarruflardan olup, Türk Medeni Kanunun 692.maddesi uyarınca paydaşların oybirliğini gerektirdiği tartışmasızdır.
O halde, davalı oybirliği bulunmaksızın taşınmazın kullanım ve faydalanma niteliğinin değiştirdiğinden binanın yıkılmak suretiyle elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Öyle ise, davalının temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacıların, temyiz itirazları ise yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.