Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2009/8901 E. 2009/13080 K. 15.12.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8901
KARAR NO : 2009/13080
KARAR TARİHİ : 15.12.2009

MAHKEMESİ : BATMAN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 10/06/2009
NUMARASI : 2008/488-2009/453
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanın kayden maliki bulunduğu 11 parça taşınmazı davalı K..’ın vekalet görevini kötüye kullanarak diğer davalılara muvazaalı satışlar ile temlik ettiğini, satış bedelinin ödenmediğini, davalıların el ve işbirliği içinde hareket eden kişiler olduğunu ileri sürüp tapu kayıtlarının iptali ile payları oranında adlarına tesciline, üçüncü kişilere devredilen taşınmazlar yönünden 15.000.00.-TL tazminatın tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, dava konusu taşınmazlardan davalı İ..’a yapılan temlik olmadığını, taşınmazları haricen satın alan davalı K..’ın kendisine vekalet verildiği tarihte satış bedelini davacılara ödediğini, davacıların bilgisi dahilinde vekil davalı K..’ın taşınmazları oğlu Ş..’a satış suretiyle temlik ettiğini, iddiaların doğru olmadığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazların davalılara temlikinin vekalet görevi kötüye kullanılması suretiyle ve muvazaalı olduğu iddiasının sabit olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 15.12.2009 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili Avukat M. O.. ile temyiz edilen vs. vekili Avukat B. O..geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, tapu iptali ve tescil ile tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakan H. A..’ın 04.03.2000 tarihinde vefat ettiği, mirasçı olarak çocukları davacılar, davalılar K.. ve İ..ile dava dışı eşi N.. ve diğer çocuklarını bıraktığı, davacıların 12.05.2000 ve 05.06.2000 tarihinde intikal, tescil, satış vs. yetkileri içerir biçimde kardeşleri olan davalı Kazım’ı vekil tayin ettikleri, miras bırakanın diğer mirasçılarının da dava dışı kardeşleri S. A..’a 08.06.2000’de aynı içerikte vekaletname verdikleri, dava konusu 11 parça taşınmaz murise ait iken 29.08.2002 tarihli akitle vekiller davalı K.. ve S..A..’ın intikalleri yaptırdıktan sonra davacılar ve diğer mirasçıların paylarını vekil K..’ın oğlu davalı Ş.. ile mirasçı davalı kardeşleri İ..’a satış yoluyla temlik ettikleri, daha sonra davalı İ..’ın 88, 204 ve 206 parsel sayılı taşınmazlardaki bir kısım paylarını, yine davalı Ş..’un da 206 parsel sayılı taşınmazdaki bir kısım payını dava dışı kişilere satış suretiyle devrettikleri anlaşılmaktadır.
Davacılar, miras bırakanın ölümü ile dava konusu taşınmazlardaki miras paylarının intikalini yaptırmak üzere kardeşleri davalı K..’ı vekil tayin ettiklerini, oysa vekil K..’ın adlarına intikali sağladıktan sonra maliki oldukları payları rızaları dışında kendilerini zararlandırmak kastıyla davalı Ş..ve İ..’a satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
O halde, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre taraflar arasındaki çekişmenin vekalet görevinin kötüye kullanıldığı hukuksal nedenine dayandığı açıktır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde bir araştırma ve değerlendirme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Vekil davalı K… savunmasında, esasen davacılara ait payları maliklerden haricen satın aldığını, vekaletin verilme nedeninin de buna dayalı olduğunu belirtmiş ise de, dosyada toplanılan delillerle davalı Kazım’ın savunması teyit edilmiş değildir.
Öte yandan, vekiller davalı K. ve dava dışı S..davacıların çekişme konusu taşınmazlardaki paylarını vekil Kazım’ın oğlu davalı Ş.. ile kardeşleri davalı İ..’a temlik etmişlerdir.
Öyleyse, mahkemece iddia üzerinde durularak yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde araştırma yapılması, özellikle mahallinde uzman bilirkişiler marifetiyle keşif yapılarak taşınmazlardaki temlike konu olan payların gerçek değerlerinin saptanması, davalılar Ş.. ve İ..’ın ekonomik durumlarının temellük etmelerine elverişli olup olmadığının tespit edilmesi, diğer taraftan, taşınmazlarda paydaş bulunan dava dışı mirasçıların davacıların üvey kardeşi oldukları söylenen S..’e vermiş oldukları vekaletname ile vekil K.. ile birlikte aynı anda intikal ve pay satışlarının yapıldığı hususunun değerlendirilmesi ve olaya açıklık getirip getirmeyeceğinin irdelenmesi, sayıca bu kadar fazla olan taşınmazlardaki payların aynı anda satışının neden ibaret olduğunun ve hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediğinin ortaya konulması, ayrıca, davacıların satışa ihtiyaçlarının olup olmadığının da belirlenmek suretiyle neticeye gidilmesi gerekirken eksik tahkikat ile yetinilmek suretiyle yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsiz olduğu gibi, çekişmeye konu edilen 33 parsel sayılı taşınmazın davalı Ş… tarafından satın alma suretiyle edinildiği sicilde yazılı olmakla birlikte kimden satın alındığının araştırılmamış olması da doğru değildir.
Öyleyse, davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 625.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 15.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.