Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2009/12133 E. 2009/13546 K. 21.12.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/12133
KARAR NO : 2009/13546
KARAR TARİHİ : 21.12.2009

MAHKEMESİ : BALIKESİR 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/11/2008
NUMARASI : 2007/340-2008/503
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, ortak miras bırakanları O..’ın malik olduğu 1842 parseldeki 2 nolu bağımsız bölüm ile 472 parsel sayılı taşınmazdaki payını davalı kızına yakınlığı nedeniyle mirastan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olarak davalıya temlik ettiğini ileri sürerek miras payı oranında tapuların iptal ve tescilini , olmazsa tenkis isteğinde bulunmuştur.
Davalı, miras bırakanın mal kaçırma iradesi bulunmadığını , bedelini ödeyerek satın aldığını bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı iddiası sabit görülmeyerek davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden özellikle eksiğin tamamlanması yoluyla getirtilen kayıt ve belgelerden tarafların ortak miras bırakanı O..’ın 1842 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölüm ile üzerinde 12 daire bulunan 472 parsel sayılı taşınmazın ½ sini satış suretiyle davalıya temlik ettiği yine mirasçılardan F..’in (2007/144 esas sayılı) aynı taşınmazlara ilişkin aynı hukuki sebebe dayalı olarak açtığı davanın derdest olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmişse de, hükme yeterli bir araştırmanın yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki, mahkemece mahallinde keşif yapılarak çekişmeli taşınmazların temlik tarihindeki gerçek değerleri belirlenmediği gibi miras bırakanın gerçek iradesi duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmamış olup, bedel ödenip ödenmediği de saptanmış değildir..
Bilindiği üzere;uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hal böyle olunca, öncelikle aynı taşınmazlara ve aynı hukuki sebebe ilişkin 2007/144 esas sayılı dava dosyası ile eldeki davanın HUMK’nun 45. maddesi hükmü uyarınca fiili ve hukuki irtibat nedeniyle birleştirilmesi , ondan sonra yukarıda açıklanan ilkeleri kapsar biçimde hükme yeterli bir araştırma yapılması , tüm taraf delillerinin toplanıp, birlikte değerlendirilmesi ondan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.