YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11577
KARAR NO : 2009/13637
KARAR TARİHİ : 22.12.2009
MAHKEMESİ : BUCAK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/04/2009
NUMARASI : 2006/102-2009/260
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak mirasbırakanları H. K..’nın kayden malik olduğu 4 parça taşınmazı davalı ikinci eşine mirastan mal kaçırmak amacıyla satış yoluyla temlik ettiğini, temlik işlemlerinin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, temlik işlemlerinin muvazaalı olmadığını, alım gücünün olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; temlik işlemlerinin muvazaalı olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında iptal tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların murisin ilk evliliğinden olma çocukları, davalının ise murisin ikinci eşi olduğu, mirasbırakanın kayden maliki bulunduğu 2533, 2961, 2965 parsel sayılı taşınmazları 24.04.2002 tarihinde, 4678 parsel sayılı taşınmazını ise 29.11.2002 tarihinde davalı ikinci eşine satış yoluyla temlik ettiği, 2006 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Davacılar anılan temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amacına yönelik olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsufi-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih ı/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişte miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli. ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arsındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda; miras bırakanın çiftçi ve davalının ise ev hanımı olup herhangi bir işte çalışmadığı ve gelirinin bulunmadığı, davalının babasından miras yoluyla intikal eden taşınmazlarının muris tarafından üçüncü kişilere satıldığı ve karşılığında da çekişmeli taşınmazların kendisine verildiğini savunmuş ise de dinlenen davacı tanıkları bunu doğrulamadıkları gibi bu konuda herhangi bir delil getiremediği, akid sırasında gösterilen değerler ile gerçek değerler arasında açık ve aşırı oransızlık bulunduğu, özellikle tanık anlatımlarından taşınmazların gerçek satış biçiminde temlik edildiğine ilişkin beyan bulunmadığı aksine satış konusunda bilgilerinin olmadığının ifade edildiği, oysa çekişmeli taşınmazların ve tarafların bulunduğu çevre itibariyle satışın bilinmemesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, murisin ölümünden önce taşınmazlarını veya mirasını mirasçıları arasında paylaştırdığı yönünde bir iddia bulunmadığı gibi murisin davalıya temlik ettiği iki parça taşınmazın da (2127 ve 4896 parsel )dava dışı kaldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla murisin mirasını taksim iradesiyle hareket ettiğini söylemek de olanaklı değildir.
Belirlenen olgular, yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; anılan temliklerin gerçekte bağış olmasına karşın satış gibi gösterildiği ve mirasçıdan mal kaçırma amacı taşıdığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.