YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10421
KARAR NO : 2009/13688
KARAR TARİHİ : 23.12.2009
MAHKEMESİ : FATİH 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/07/2009
NUMARASI : 2006/106-2009/248
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine, miras bırakan C. A..’in 8 parsel sayılı taşınmazının muvazaalı olarak davalıya temlik edildiğini, temlik tarihinde miras bırakanın ehliyetsiz olduğunu ileri sürerek, tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan C. A..’in 7.9.2003 tarihinde mirasçı bırakmaksızın öldüğü, bu nedenle mirasının Hazineye intikal ettiği, miras bırakanın maliki olduğu 1797 ada 8 parsel sayılı taşınmazının vekaleten 21.1.2002 tarihinde davalıya tapuda yapılan satış işlemi ile devredildiği anlaşılmaktadır.
Davacı Hazinenin, miras bırakanın vekaletnamenin düzenlendiği tarihte ve akit tarihinde ehliyetsiz bulunduğunu, kaldı ki, yapılan temliki işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu iptali ve tescili isteğinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Davada, ehliyetsizlik hukuki sebebi yanında muris muvazaası hukuki sebebine de dayanıldığına göre, hukuki ehliyetin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Mahkemece, ehliyetsizlik yönünden yapılan araştırma sonucu miras bırakanın vekaletnamenin düzenlendiği 28.11.2001 tarihinde ehliyetli olduğunun Adli Tıp Kurumu raporuyla belirlendiği, ancak, taşınmazın temlikine ilişkin satış işleminin yapıldığı 21.01.2002 tarihinde ehliyetli olup olmadığı yönünde bir araştırma yapılmadığı halde, akit tarihinde miras bırakanın ehliyetli olduğu ve muvaaza iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun ” fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir ” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek” ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde” yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K. ‘nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde miras bırakanın akit tarihinde ehliyetli olup olmadığı yönünde gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması miras bırakanın temlik tarihinde de ehliyetli olduğunun anlaşılması durumunda muvazaa iddiasının değerlendirilmesi sonucuna göre bir karar verılmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 23.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.