YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3926
KARAR NO : 2010/7011
KARAR TARİHİ : 15.06.2010
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 10. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/02/2010
NUMARASI : 2009/204-2010/56
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, ortak miras bırakan H.’in 388 ada 3 parsel sayılı taşınmazının çıplak mülkiyetini davalı kızına ve intifa hakkını ise eşi F.’ya 24.07.1992 tarihinde ve satış suretiyle temlik ettiğini, ancak yapılan işlemin kendisinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürüp, tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, çekişmeli taşınmazın temlikinin rayiç bedeli ödenerek yapılmış gerçek bir satış olduğunu, iddiaların doğru olmadığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muvazaa olgusu sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 15.06.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden asil S. C.ve vekili Avukat C.Y.geldi, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi S. T. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların ortak miras bırakanı H. C.’in çekişme konusu 388 ada 3 parsel sayılı taşınmazının 2/3 tam ve 1/3 çıplak mülkiyetini 24.7.1992 tarihinde ve satış suretiyle davalıya temlik ettiği, aynı akitle 1/3 payının intifa hakkını da eşi F.’ya devrettiği, bilahare Fatma lehine olan intifa hakkının 10.05.2002 tarihinde terkin edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, miras bırakanın yapmış olduğu temlikin kendisinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır.
Öte yandan miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını,mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı? yoksa mal kaçırma amacının mı? üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.
Somut olayda; miras bırakanın çekişmeli taşınmaz dışında başkaca taşınmazları olup olmadığı araştırılmadığı gibi, davalı yanın savunmasında belirttiği banka kayıtları da getirtilip, incelenmemiş olup, mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve soruşturmanın hükme yeterli olduğu söylenemez.
Öte yandan kabul tarzı itibariyle de, HUMK.nun 247. maddesi kapsamına girmeyen tanıklara yemin ihtaratı yapıldığı halde, dinlenmelerinden sonra yeminleri eda ettirilmediği gibi, tanık Fatma’ya yemin ihtaratı da yapılmamıştır.Ayrıca, davalı tarafından sunulan 3.4.2009 tarihli tutanaktır başlıklı belgede imzası bulunan tanıklardan da bu belge konusunda bilgi alınmamıştır. Diğer taraftan, keşfen belirlenen ve yargılama sırasında harcı tamamlanan davacının miras payına isabet eden dava değeri üzerinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücreti tayin ve takdiri gerekirken, davacı yararına eksik avukatlık parasına hükmedilmiş olması da isabetsizdir.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda araştırma, soruşturma ve incelemenin noksansız tamamlanması, miras bırakanın başkaca taşınmazlarının ve banka kayıtlarının araştırılması, çekişmeli taşınmazın akit tarihi itibariyle gerçek değeri ile satış bedeli arasında fark olup olmadığının tereddüt uyandırmayacak şekilde tespit edilmesi, taraf tanıklarının usulüne uygun olarak dinlenilmesi, toplanan ve toplanacak olan deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 15.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.