Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2009/11023 E. 2009/13821 K. 24.12.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11023
KARAR NO : 2009/13821
KARAR TARİHİ : 24.12.2009

MAHKEMESİ : ÇAMARDI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 26/05/2009
NUMARASI : 2007/89-2009/25
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden 117 ada 47 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalılar aleyhine açmış olduğu tapu iptal ve tescil davası sonucunda davalı H..’ye ait aynı ada 62 sayılı parselin 138.69 m2 lik ve davalı Z..’nin maliki bulunduğu 63 parsel sayılı taşınmazın 105.71 m2 lik bölümlerinin tapu kayıtlarının iptali ve 47 sayılı parseline ilavesine karar verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, anılan karar gereğince hükmen ifraz ve tevhit edilerek 47 parsel sayılı taşınmaz içerisinden kalan 138.69 m2 lik kısma davalı H..tarafından inşaat halinde bina, 105.71 m2 lik bölüme ise davalı Z..tarafından çevirme yapılmak suretiyle müdahale edildiğini, davalıların baba-oğul olup, çekişmeli yerlerle ilgili olarak 1971 ve 1975 yıllarında görülen davalar nedeniyle iyiniyetli olmadıklarını ve iptal-tescil davasında da bu hususun tespit edilerek kesinleştiğini ileri sürüp, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinde bulunmuştur.
Davalılar, kadastro tespiti sonucu adlarına tescil edilen 62 ve 63 sayılı parsellerde mülkiyet haklarına dayalı olarak tasarrufta bulunduklarını, iyiniyetli olduklarını inşaatın yıkımı halinde büyük zarar meydana geleceğini, 105.71 m2 lik kısımdaki çevirmelerin kaldırılacağını belirterek, 116.56 m2 lik arsa yönünden temliken tescil ile davacının tapularının reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davalıların, dava konusu taşınmaza taşan inşaatı mülkiyet haklarına dayanarak iyiniyetle yaptığı, davalı Z.. tarafından çevirmelerin kaldırıldığının kabul edildiği gerekçesiyle, davalı H.. yönünden elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının reddine, anılan davalının temliken tescil isteminin kabulüne, davalı Z.. hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı Z.. vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 117 ada 47 parsel sayılı taşınmazın kayden davacıya ait olduğu, komşu aynı ada 62 sayılı parselin davalı H.. ve 63 sayılı parselin ise davalı Z..adına kayıtlı bulunduğu; davacı tarafından davalılar aleyhine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak 01.09.2006 tarihinde açılan tapu iptali ve tescil davasına ilişkin Çamardı Asliye Hukuk Hakimliğinin 2006/79 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda, “62 sayılı parselin toplam 138.69m2lik kısmının ve 63 sayılı parselin de 105.71m2lik bölümünün tapu kayıtlarının iptaliyle 47 sayılı parsele eklenmek suretiyle davacı adına tesciline, davacının dava dilekçesinde bulunmayan yıkım talebinin reddine; davalıların, inşaatın bulunduğu taşınmazın bedeli karşılığında temliken tescil isteğine ilişkin taleplerinin reddine” dair 19.07.2007 tarihinde verilen 2007/64 sayılı kararın 18.10.2007 tarihinde kesinleştiği; eldeki dosyada yapılan keşifle de davalı Hilmi’nin inşaat halindeki (%25 oranında) binasının 47 sayılı parsele taşkın olduğunun teknik bilirkişiler raporuyla saptandığı anlaşılmaktadır.
Davacı, anılan karar gereğince 47 parsel sayılı taşınmazın kapsamına alınan 138.69m2lik alana davalı H..’nin elatmasının önlenmesi ile inşaat halindeki binanın yıkımı ve 105.71m2lik bölüm yönünden de davalı Z..’nin müdahalesinin men’i ile çevirmelerin kaldırılması istemiyle eldeki davayı açmıştır.
Davalılar, davanın reddi yanında taşkın yapı bakımından savunma yoluyla temliken tescil isteminde bulunmuşlardır.
Bilindiği üzere; taşkın yapılarda, sosyal ve ekonomik bir değeri yok etmemek ve yapının bütünlüğünü korumak amacıyla yasa koyucu Medeni Kanunun 722, 723, 724 ncü maddelerinde öngörülenlerden daha değişik ilkelere ihtiyaç duymuş bu nedenle 725. madde hükmünü getirmek zorunda kalmıştır. Söz konusu maddeye göre “ Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur.”
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir. Görüldüğü üzere taşkın yapının korunmasındaki bireysel ve kamusal yarar nedeniyle Medeni Kanunun 684, 718, 722. maddelerinde kabul edilen “ üst toprağa bağlıdır “ kuralına ayrıcalık getirilmiş taşkın yapı malikinin komşu taşınmazda inşaat veya irtifak hakkı gibi ayni bir hakkının bulunması halinde taşan kısım, taşılan taşınmazın değil, anayapının bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası ( mütemmim cüz’ü ) sayılmış, tecavüz edilen kısım üzerinde yapı maliki yararına irtifak hakkı tanınmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki taşkın yapıdan inşaat ve imalattan kasıt, taşınmaza sıkı ve devamlı surette bağlı olan esaslı yapılardır. Diğer bir söyleyişle taşan yapının tamamlayıcı parça ( mütemmim cüz) niteliğinde olması gerekir. Onun, taşınmazın altında veya üstünde yapılması zeminde veya üstten sınırı aşması, arasında madde hükmünü uygulaması açısından hiçbir fark yoktur.
Medeni Kanunun 725. maddesinin uygulanabilmesini haklı gösterecek en önemli koşul yapı malikinin iyiniyetli olmasıdır. Bu maddede iyi niyetin tanımı yapılmamışsa da aynı kanunun 3. maddesinde hükme bağlanan subjektif iyiniyet olduğunda kuşku yoktur. Yapı malikinin kendinden beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın, sınırı aştığını bilmesi veya bilecek durumda olmaması yahut sınırı aşmasında yasaca korunabilecek bir nedenin bulunması onun iyiniyetini gösterir. Yapı yapan kişinin iyi niyetli olmaması aşırı zarar bulunup bulunmadığına bakılmaksızın taşan kısmın yıkılması sonucunu doğuracağından iyi niyet üzerinde önemle durulmalı, olaylar, karineler, tüm taraf delilleri bir arada özenle değerlendirilmelidir. Kural olarak iyiniyetin ispatı 14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulmalıdır.
Ancak, komşu taşınmaz malikinin veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup ta zarar gören kimselerin taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan subjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır.
(Durum ve koşulların haklı göstermesi) şeklinde açıklanan ikinci koşuldan ise imar durumuna göre ifrazın mümkün olması, ifraz halinde arsa malikinin uğrayacağı zarar ile taşkın yapı malikinin elde edeceği yarar arasında aşırı bir farkın bulunmaması, gibi hususlar anlaşılmalıdır. Bu iki koşulun varlığı halinde taşkın yapı maliki uygun bir bedel ödeyeceğini bildirerek açacağı yenilik doğurucu nitelikteki temliken tescil davası ile taşkın kısımın mülkiyetini veya üzerine bir irtifak hakkı kurulmasını istiyebilir. Ayrıca, iyiniyet savunmasının yukarda açıklanan niteliği dikkate alınıp, bu savunma içerisinde temliken tescil isteğinin de bulunduğu kabul edilerek, tescil talebi, ayrı bir davaya gerek olmaksızın açılan davada savunma yoluylada ileri sürülebilir. Esasen bu kuralın uyuşmazlıkların en kısa sürede sağlıklı biçimde çözümlenmesi ve dava ekonomisi yönünden büyük yarar sağlayacağı da kuşkusuzdur. Her davada hakim muhik tazminat (uygun bedel) olarak salt temlik edilecek arsanın bedelini değil, gerektiğinde taşınmazının bir kısmını terk etmek zorunda kalan malikin özverisini düşünerek uzman bilirkişiden dava tarihine göre devredilen arsa bedeli yanında, geride kalan kısmın uğradığı değer kaybı varsa taşınmaz malikinin öteki zararları gibi konularda da rapor almak suretiyle Medeni Kanunun 4, Borçlar Kanunun 42. maddeleri uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi de önleyecek biçimde en uygun bedeli tayin ve takdir etmeli, bu bedel karşılığında tecavüzün şekline, taşkın yapının ve taşınmazların niteliğine göre, taşılan yerin mülkiyetinin devrine veya üzerinde irtifak hakkı kurulmasına karar vermelidir.
Öte yandan, taşkın yapı ile iki komşu taşınmaz fiilen birleşmekte, iktisadi bir bütün oluşturmaktadır. Olayın bu özelliği itibariyle taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa kabul edildiği üzere taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir.Bu durumda taşınmazların miras yoluyla veya temliken intikal etmesi halinde yeni maliklerde maddede belirtilen haklardan yararlanabildikleri gibi borçlardan da sorumlu tutulurlar.
Somut olaya gelince; taraflar arasında önceden görülen tapu iptal ve tescil davasında, davalı H..’nin çekişmeli taşkın yapısı nedeniyle lehine temliken tescil koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, bedel karşılığı davacının iptal ve tescil davasının reddini istediği ve mahkemece adı geçen davalının iyiniyetli olmadığı gerekçesiyle anılan talebinin reddine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği sabittir.
O halde, davalı H..’nin temliken tescil savunmasına değer verilemeyeceği kuşkusuzdur. Öyleyse, davalı H..yönünden de kural olarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle ve tescil talebi dahi aşılmak suretiyle yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması isabetli değildir.
Diğer taraftan, mahkemece davalı Z.. bakımından aleyhine dava konusu yapılan bölüme tel örgü çektiği belirlenmek ve benimsenmek suretiyle anılan çevirmelerin yıkımına karar verilmiş olması kural olarak doğrudur. Davalı Z…’nin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Ne varki, önceden görülen iptal tescil davasında hükme esas alınan bilirkişi raporu ile eldeki davada yapılan keşif sonucu düzenlenen teknik bilirkişilerin raporu arasında miktar bakımından farklılıklar bulunduğu gözetilmeksizin ve raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Hal böyle olunca, dava dilekçesinde davalıların her biri bakımından eylemleri ve taşınmazın çekişme konusu yapılan kısımlarının ayrıntılı şekilde açıklandığı gözetilerek, yerinde harita mühendisi sıfatını haiz uzman bilirkişiler aracılığıyla uygulama yapılmak ve değinilen raporlar arasındaki çelişki giderilmek suretiyle, anılan hususları karşılar biçimde ve infaza elverişli hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacının, temyiz itirazları ile davalı Z..’nin değinilen yönlere ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.