Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/5134 E. 2010/7728 K. 30.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5134
KARAR NO : 2010/7728
KARAR TARİHİ : 30.06.2010

MAHKEMESİ : ÇORUM 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 31/12/2009NUMARASI : 2008/148-2009/454Taraflar arasında görülen davada;Davacı, yurt dışında bulunduğu sırada, maliki olduğu 1660 ada 2 parsel sayılı taşınmazının, sahte nüfus cüzdanı kullanılmak suretiyle dava dışı A. K. isimli kişiye satış yoluyla temlik edildiğini, ondan sonra taşınmazın üç kez el değiştirdiğini, son kayıt maliki olan davalı İ.’in iyiniyetli olup olmamasının işlemin geçerliliğine bir etkisinin bulunmadığını, sahtecilik nedeniyle yapılan tüm temliki işlemlerin geçersiz olduğunu, davalı Tapu Sicil Müdürlüğünde olayda sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescili isteğinde bulunmuştur.Davalılar, davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davalı tapu sicil müdürnlüğü hakkındaki davanın husumet yokluğu; davalı İsmail hakkındaki davanın ise iktisabında iyiniyetli olduğu gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.Dava, sahtecilik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.Mahkemece, davalı Tapu Sicil Müdürlüğü hakkındaki davanın husumetten, diğer davalı İsmail hakkındaki davanın ise TMK’nun 1023. maddesinden söz edilerek reddine karar verilmiştir.Gerçektende, olayın oluşumunda bir katkısı bulunmayan davalı Tapu Sicil Müdürlüğü hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmiş olması doğrudur.Davacının bu yöne değinen temyiz itirazı yerinde değildir, reddine.Ancak, somut olayda, davacının yurt dışında bulunduğu sırada kimlik bilgileri kullanılmak suretiyle oluşturulan sahte nüfus cüzdanında fotoğrafı yer alan kişi tarafından, çekişme konusu taşınmazın 8.11.2006 tarihinde dava dışı A.K.’ya, A. K.tarafından 7.12.2006 tarihinde dava dışı G.Ç.’e, G.Ç. tarafından 21.2.2007 tarihinde dava dışı E. S.a, E. S. tarafından ise 31.7.2007 tarihinde davalı İ. B.’a satış suretiyle temlik edildiği, ilk el durumundaki dava dışı A.K.ya yapılan temlikte sahtecilik olgusunun gerçekleştiğinin Mahkemeninde kabulünde olduğu tartışmasızdır.Olayın cerayan tarzı, dava dışı A.K., G.Ç., E. S.a temlik tarihleri ve bedelleri gözetildiğinde, taşınmazı edinimlerinde iyiniyetli olmadıkları, diğer bir deyişle TMK’nun 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanacak kişilerden olmadıkları sonucuna varılmaktadır.Ne var ki, son kayıt maliki davalı İ. B.hakkında bu yönden yapılan araştırmanın hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.Bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinenkişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde,huzur ve güveni koruma,toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir. Somut olayda, davalı İ.’in daha önce taşınmazın temlik edildiği kişilerle bir ilgisinin bulunup bulunmadığının, tanık anlatımlarına göre taşınmaz dava dışı E.’ın üzerinde kayıtlı iken, neden harici yollarla üç kez ( dava dışı A.K.isimli kişiye haricen satıldığı, onun tarafından dava dışı M.K.a, M.K. tarafından da davalı İ.’e haricen satıldığı ) el değiştirdiği, davalı İ.’in, dava dışı M.’dan haricen satın alırken neden taşınmazın kaydının dava dışı E.S. üzerinde bulunduğu, temliklerin kısa sürede ve düşük bedelle neden yapıldığı konusunda gerekli özeni gösterip göstermediği tartışılıp, değerlendirilmemiştir,Ayrıca, davalı İ.’in satış bedelini ödediği yönünde savunmada bulunmasına karşın, ödediğini beyan ettiği meblağa ilişkin ödeme belgesi ibraz edilmediği, bu hususun ilgili yerlerden (bankadan) araştırılmadığı gibi, taşınmazın, davalı İsmail’e satış tarihindeki gerçek değeri saptanmamış, bu değer ile ödeme savunmasında bulunulan değer arasındaki oranda gözetilmemiştir.Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde, iddia ve savunma doğrultusunda tarafların tüm delillerin toplanması, somut olgularda gözetilmek suretiyle toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.