YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4772
KARAR NO : 2010/7976
KARAR TARİHİ : 06.07.2010
MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/01/2010
NUMARASI : 2008/473-2010/18
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortakmirasbırakanın 2520 ada 13 parsel 1.kat 7 nolu meskenini 30.11.2005 tarihinde ölünceye kadar bakma akdi ile davalı kızına temlik ettiğini, ancak yapılan işlemin kendilerinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürüp, tapu iptali ve miras payları oranında tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, iddiaların doğru olmadığını mirasbırakanın 1975 yılında öldüğü 2008 yılına kadar çeşitli hastalıklara yakalanıp, ameliyatlar olduğunu, mirasbırakana baktığını, akdin gereğini yerine getirdiğini, murisle aralarındaki işlemde sakatlık bulunmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muris tarafından davalıya yapılan temlik işleminin diğer mirasçılarından mal kaçırmaya yönelik olmayıp, bakım ve gözetim karşlığı, verildiği ve tapuda buna göre uygun işlem yapıldığı, gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 6.7.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden asil H. Ş.K. A. geldiler,duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen asillerin ve vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
“Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; ortak miras bırakan M. Ş.’in çekişme konusu 2520 ada 13 parsel 1. kat 7 bağımsız bölüm nolu meskenini 30.11.2005 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile davalı kızına temlik ettiği, davacıların miras bırakanın kendisinden önce 16.7.1997 tarihinde ölen oğlu F.un çocukları, yani murisin torunları oldukları görülmektedir.
Davacılar, miras bırakanın yapmış olduğu temlikin kendilerinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K.m.5ll).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusuda bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.(B.K.m.5l4).Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.(B.K.m.l8). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun l.4.l974 gün ve l/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı,temlik edilen malın,tüm mamelekine oranı,bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; miras bırakanın 33011 ada 15 parsel 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerde kat irtifakı suretiyle paydaş bulunduğunun dosyaya yansıdığı, ancak başkaca taşınmazlarının olup olmadığının araştırılmadığı; aynı parsel 3, 4, 5 ve 6 nolu bağımsız bölümlerin ise sırasıyla 9.12.2005, 17.11.2005 ve 22.12.2005 tarihlerinde satış suretiyle 3. kişiler adlarına kayıtlı oldukları ve davacıların çekişmeli taşınmazların temlikinden önce iki daire satışından dolayı miras bırakanın parasının olduğunu ileri sürmelerine rağmen bu hususun ilgili kayıt ve belgeler getirtilerek soruşturulmadığı anlaşılmaktadır.
Kaldı ki, gelen kayıtlara göre miras bırakanın malik olduğu pay değerlerinin saptanarak davalıya temlik edilen taşınmaz değeri arasında oran kurulmak suretiyle miras bırakanın yaptığı temlikin makul sınırlar içinde kalıp kalmadığı da duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmemiştir.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek suretiyle araştırma ve soruşturma yapılması, toplanan ve toplanacak olan delillerin birlikte değerlendirilmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
O halde, davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 6.7.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.