Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/7237 E. 2012/9619 K. 18.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7237
KARAR NO : 2012/9619
KARAR TARİHİ : 18.09.2012

MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/07/2011
NUMARASI : 2009/394-2011/340
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil,tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 18.09.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat N.E. ile temyiz edilen davalı İ. Ç. ve vekili Avukat H. K., davalı M. A. Aysan vekili Avukat H. D.geldiler,duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil ya da tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, miras bırakanın maliki olduğu 8 nolu bağımsız bölüm ile 14 parsel sayılı taşınmazdaki 244/573 payı 1.8.2003 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile davalı İbrahim’e temlik ettiği, onunda 8 nolu bağımsız bölümü 9.6.2009 tarihinde, 14 parseldeki 244/573 payı ise 10.6.2009 tarihinde diğer davalı M. A.’ya sattığı, murisin 9.3.2009 tarihinde ölümü üzerine oğlu olan davalı İbrahim ile davacı torununun mirasçı kaldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, miras bırakanın yapmış olduğu temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, davalılarında kendi aralarında danışıklı işlem yaptıklarını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Mahkemece, son kayıt malikinin iyiniyetli bulunduğu ve TMK nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanması gereken kişi olduğu saptanarak bu olgu benimsenerek tapu iptal ve tescil isteğinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Ancak, ölünceye kadar bakma akti ile yapılan temlikin muvazaalı olduğu ileri sürülerek davalı İbrahim yönünden tazminat isteğide bulunduğu son kayıt malikinin de edinmesinde iyi niyetli olduğu belirlendiğine göre bu istek bakımından keyfiyetin değerlendirilmesi gerekeceği açıktır.
Bilindiği üzere; Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır (B.K.m.5ll). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (B.K.m.5l4). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (B.K.m.l8). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun l.4.l974 gün ve l/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde mahkemece, miras bırakanın temlike konu ettiği taşınmazlar haricinde başkaca malvarlığının bulunup bulunmadığı yönünde yeterince araştırılma yapılmış değildir.
O halde, murisin başkaca malvarlığının saptanması halinde keşif yapılarak temlike konu taşınmazlarında değerinin tespit edilip üzerindeki mal varlığı ile kıyaslanması, temliklerin hoşgörü sınırları içerisinde makul olup olmadığının değerlendirilmesi, diğer taraftan bir kimsenin kendisine bir veya bir kaç taşınmaz karşılığı baktırması olanaklı iken tüm malvarlığını elden çıkartmak suretiyle bakımını temin etmesinin hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmeyeceğininde gerekçeleri ile ortaya konulması, ondan sonra davacının tazminat isteği yönünden gerekli değerlendirmenin yapılması gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek neticeye gidilmesi doğru değildir.
Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı yasanın geçici 3. maddesi delaleti ile 1086 sayılı HUMK.nun 428 maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenlerden alınmasına, 18.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.