YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4535
KARAR NO : 2012/10603
KARAR TARİHİ : 02.10.2012
MAHKEMESİ : GEYVE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/10/2011
NUMARASI : 2009/177-2011/496
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı, davalı ve dahili davalı N.vekillerince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 02.10.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat H. Ö. ile diğer temyiz eden davalı Z. Ö. vekili Avukat S. B., davalı İ. Z. vekili Avukat H.D. geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı N.K.vekili Avukat gelmedi yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, ikrah hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, 400 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki davanın reddine, diğer taşınmazlar yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda yapılan araştırma ve inceleme sonucunda, kabul kapsamına alınan taşınmazlar yönünden verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. Davalıların temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Davacının temyiz itirazlarına gelince; 400 nolu parsel yönünden mahkemece hüküm kurmaya yeterli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde,huzur ve güveni koruma,toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olaye gelince; çekişme konusu 400 parsel sayılı taşınmazın 13.8.2008 tarihinde davalı Z. adına vekaleten dava dışı T. K. tarafından dahili davalı N.K.’ye satıldığı, N.’ın ise vekil T.’ın eşi olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, davalı N.’ın hazırlık soruşturmasında şüpheli bulunan H. A. ile akrabalık ilişkisinin bulunduğu ve davalı Z.ile aralarındaki temlikin danışıklı olduğu yönündeki davacı tarafın iddiaları, hazırlık soruşturmalarında şüpheli olanların taraflarla bağlantıları yeterince incelenmemiş, araştırmaya yönelik bozma ilamının gereği eksiksiz yerine getirilmemiştir.
Hal böyle olunca, tarafların bildirdikleri ve bildirecekleri tüm delillerin eksiksiz toplanması, iddia ve savunmaları doğrultusunda gerekirse tanıkların yeniden dinlenmesi, yukarıda değinilen ilkeler ışığında inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetenilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davacı vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz edenlerden alınmasına, 02.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.